Kewell, UEFA Finali, Sick Play by Turkoglu, “inancımıza saygı pls”

1983 yılında, amatör bir fosil avcısı, Messel adındaki fosil cennetinde (Almanya) bir adet fosil buluyor. 20 yıldan uzun bir süre, bu şahane fosili zulalıyor amatör fosil avcımız. Daha sonra, amatör amcaya uzaylılar tecavüz ediyor. Amatör amca, kürtaj parası için fosili satmak zorunda kalıyor.

Son kısmı uydurdum. Neyse, sonuçta fosili satmaya karar veriyor adam. 2 yıl önce, Jørn Hurum adındaki Norveçli bir paleontolog, fosile şöyle bir bakıyor ve “ananıski!” şeklinde bir tepki veriyor. (Norveççe’de “vay be” demek.) Kahveden biyologları, jeologları, paleontologları topluyor, 2 yıl boyunca gizliden gizliye bu fosil üzerinde çalışıyorlar. Bugün itibarı ile de fosil ida biz ölümlülerin huzuruna çıkıyor. Sweet.


%95’i sapasağlam olarak günümüze gelmiş bu fosil 47 milyon yıllık. Tekrar ediyorum bak, 47 milyon yıl. Bilim adamları, bu fosilin bilim dünyası için “Kutsal Kase” olduğunu düşünüyor. “Neden böyle düşünüyorlar”, “Kewell niçin yedek başlıyor” gibi sorularınıza yanıt vermek amacıyla burdaydım aslında. Ancak Türkçe siteler ne demiş bu konu hakkında diye bir göz gezdirince, okuyucu yorumlarına da bakmak zorunda kaldım ister istemez.

İşte ntvmsnbc’den bir yorum:

“Bu fosilin evrimle bir alakası yok. Çünkü bir fosilin ara geçiş formu olabilmesi için ,kayıp halka olabilmesi için, geçiş esnasında vücudunda acayip bölümler olması lazım. Mesela tam gelişmemiş bir vücut, yarım bir kol..vs.. Fakat bu bulunan fosil gayet düzgün bir forma sahip. İnsana da hiçbirşekilde benzerliği yok. Umarım bu yorumum yayınlanır..”

Daraldım yemin ediyorum.

Konuya meraklı, İngilizce bilen ve fonksiyonel bir beyne sahip olan arkadaşlar için (genellikle bu üçü paket halinde geliyor, ama yine de gereken şartlara uyup uymadığınızı kontrol edin) birkaç link vererek buradan uzaklaşıyorum. Sahil kasabasına yerleşeceğim bu gidişle.

http://www.guardian.co.uk/science/fossil-ida

http://www.revealingthelink.com

http://www.google.com (heh heh hadi bakalım)


Son olarak, Russell Baba’dan bir alıntı:

“The whole problem with the world is that fools and fanatics are always so certain of themselves, but wiser people so full of doubts.”

Arda Turan, Metallica Yeni Albüm, C. Ronaldo Pool Orgy

Arda, İBB maçından sonra soyunma odasına gittiği için 1 maç daha ceza aldı. Kapıdaki görevli Arda’yı tanımamış, Arda da zorla içeri girmiş. Hetfield’ı da sakalları uzun diye terörist zannedip sorguya çekmişti Londra’da andaval güvenliğin biri. O yüzden güvenlik görevlisini suçlamıyorum. Beyni olsaydı, güvenlik görevlisi olmazdı zaten. (House, aynısını bir barmen için söylemişti.) Yeri gelmişken, nefret ettiğim meslek gruplarını da sıralayayım: Polis, dolmuş şoförü, polis, gazeteci, polis, İTÜ öğrenci işlerindeki memurlar, polis ve güvenlik görevlileri. Bir de polis.


Böylece, sade nargile içen kahve dedelerine ve spor yazarlarımıza gün doğdu. Bu ikisi arasındaki farkı tam anlamıyla anlamış değilim gerçi. “Arda, böyle devam ederse büyük futbolcu olamaz, Avrupa’da oynayamaz, yeni Hasan Şaş olur.” Öncelikle hep beraber şu sorunun cevabını arayalım: Futbolcu dediğin kimdir? “Hep beraber” dediğime bakmayın, sizin ne düşündüğünüz pek s.kimde değil. Buyrun benim tanımım: Diğer ülkelerdeki sistem nasıl, tam anlamıyla bilmiyorum, ancak Türkiye’de futbolcu dediğin adam en geç 15 yaşından itibaren bir kulübün altyapısında sabah akşam antrenman yapmış, dandik bir liseden dersleri sallayarak mezun olmuş ve -eğer biraz şansı ve yeteneği varsa- 20 yaşında kamyonla para kazanmış sümüklü bir velettir. Bu veletlerin gece hayatının olmasını, kızlarla takılıp pahalı arabalara binmesini, akşam yatarken dişlerini fırçalamamasını veya Dostoyevski okumamasını eleştirmek, beyin zarınızda habis oluşumların mevcut olduğuna işarettir. Hele ki bir futbolcunun “ahlaklı olmadığı için” iyi bir futbolcu olamayacağını söylemek…

Cantona, Best falan bilmiyorsunuz hadi neyse de Cristiano, Zlatan falan da mı duymadınız? “Derbide yaptığı kol işareti acıttı” deyin, anlayalım. Net olun.


P. S.: İşbu yazıda Arda’nın ahlaksız olduğu belirtilmemektedir. Ancak “velev ki” ahlaksız olsun, şut ve kondisyon konusunda kendini geliştirirse Avrupa’da değil Mars’ta, Satürn’de oynar. Siz de ekran başından ağlaşırsınız “Ama çok ahlaksız :(((((” diye.

Super Best Friends


Şu tablonun güzelliğine bakın be. Bir tarafta anlamsız bir kavga içerisinde olan Arda, Semih, Lugano falan. Diğer yanda canciğer kuzu sarması Carlos ile Lincoln. Biz futboldan anlamıyoruz. Futbol güzelliktir. İşte böyle olmalı futbol dediğin.

Fevkaladenin fevkindeki spor yazarlarımız, yukarıdaki fotoğrafın altını benzer yorumlar ile süsleyecek yarın. S.kindirik blog yazarları ise şimdiden döşediler benzer yazıları.

Lincoln’ün, Galatasaray-Fenerbahçe derbisini benim gibi yaşamasını beklemiyordum tabi de… Bu ne lan? Nedir bu? “Futbol güzelliktir,” tamam. Tamam da takım ruhu diye bir şey duydunuz mu oralarda? Kendini bir takıma “ait” hisseden bir futbolcu, takım arkadaşları tekme tokat kavgaya girdiği zaman bu şekilde izleyebilir mi? “Volkan’ın ağzına vursaydın, Lugano’nun cesedini yaksaydın, ne biçim delikanlısın?” demiyorum bak. Son derece elitim. Latince bilgim çok iyi. Ancak, madem ki kardeşlik, barış yanlısı falansın git de ayırmaya çalış, ortamı sakinleştirmeyi dene bari. Brezilya’ya mı gidiyorsun, Zenit’e mi, Bundesliga’ya mı senin bileceğin iş. Git. Va’ se foder!

Futbolcusuyla, taraftarıyla, yönetimiyle bu denli “fenerbahçe” olabilen bir başka kulüp bilmiyorum. “Fenerbahçe” işte. Şimdi gidin Erman abinizi dinleyin.

Dennett Baba Türbesi

“Dennett diye bi adam var, tanısan seversin.”

“Yeni stadyuma ne zaman geçecez?”, “Ev yapımı bira olayına girsek mi?”, “Çok ateşli hatun buldum, haftasonu evin uygun mu?” dolaylarında kısır kısır dönen bir muhabbet nasıl oldu da Daniel Amca’ya vardı; orasını hatırlamıyorum. Ama iyi ki varmış. Akabinde, dünya klasikleri dışında neredeyse aradığım hiçbir kitabı içermeyen İTÜ Kütüphanesi’nde Consciousness Explained, The Mind’s I ve Freedom Evolves‘u “rafta” görmem de ilginç bir rastlantı. Yoksa tüm bunlar rastlantı değil de ilahi bir müdahale mi? Bu yazımda bunu tartışacağız sevgili okurlar.

Dur, sakin. Genç Bakış programı mı lan bu?

Aldığım duyumlara göre dünyanın en fantastik felsefecisi/bilim adamı/noel babası Daniel Dennett, İstanbul’da bir konferansa katılacakmış. Başlık “Darwin’s Strange Inversion of Reasoning” ve 10 Nisan’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde vuku bulacak. Vay anasını. Belki Iron Maiden gelmedi, belki Hamburg’a talihsiz bir şekilde elendik. Ama toparlanıyoruz. Bu millet, karadan gemi yürütmüş bir millet.


İşbu paragrafta Dennett’in kitaplarını neden mükemmel bulduğum hakkında genel bir bilgi vermeyi düşünüyordum, ama aniden vazgeçtim. Çünkü konferans salonunun kapasitesi sınırlıymış. Sizleri gaza getirip de konferansı kucakta izlemek gibi bir niyetim yok. Bu yazıyı da insanlar Dennett’in İstanbul’da katılacağı konferans hakkında bilgilensin diye değil, cümle alem ne derece elit bir şahsiyet olduğumu görsün diye yazmış oldum galiba. Neyse. Ama insan zekâsı, bilinç, özgür irade ve evrim gibi konulara hafif de olsa bir ilginiz varsa okuyun kendisini. (10 Nisan’dan sonra başlayın okumaya.)

Şimdi sınav, proje, ödev, kolonoskopi gibi bir sürü meşguliyetim dururken, konserden önce şarkı sözleri ezberleyen ergenler misali, henüz okumadığım Dennett kitaplarını bir an evvel bitirerek konferansa daha “hazırlıklı” gitmeye çalışıyorum. Bakarsın soru sorarım. İzninizle. (Bu hafta da yazı göndermezsem beni öldürdükten sonra cesedime tecavüz edip üzerine işeyecek bir editörün varlığı nedeniyle gece 4’te yazılmıştır.)

Hakemler Üzerime Üzerime Geliyor Anne, Bordeaux Maçı, Bilime İnanan Üniversite Öğrencileri ve Darwin

Ne konu başlığı yapmış be. Vakit kaybetmeden başlayalım o zaman.

Neye başlıyoruz, vakit kaybetmek kadar saçma bir deyim var mıdır, ryu mu ken mi? Bir önceki satırı okurken aklından bunlar geçmediyse devamını okuma.

Maçın başlamasından yaklaşık 10 dakika önce Ali Sami Yen’e ulaştığım için, Galatasaray-Kayserispor maçı yerine “Lan üç sıra arkada eski çıktığım var, adı Rahimegül” muhabbeti yapan iki yurdum gencinin bol sivilceli suratlarını izleme fırsatı buldum. Rahimegül, lahmacun sevmiyor olsa gerek.
(Sınıftaki sivilceli gence “lahmacun gibi olmuşsun evladım, biraz ara ver bilardoya” diye seslenen Cumhur Işın’a selamlar. Hocam, Kabataş’ın 100. yıl pullarını mor ışığa tutunca sizin göt görüküyormuş doğru mu? Züheren zühevoran.)

Retinamda kalıcı hasar oluşmasına ramak kalmıştı ki(“Retinam ve Ramak Kalması” isimli yemek tarifimi önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım) Eski Açık’taki sımsıcak yerime geçtim(hayvanın biri kahve dökmüş koltuğa). Bu kadar maç hikayesi yeter. 90’da gol oldu işte. Maç sonrası olaylarına gelelim.

Maçtan bir gün sonra “Galatasaray Türkiye’dir” başlıklı, iğrenç bir metin peydahlandı Galatasaray’ın resmi sitesinde. O metni yazan arkadaşta kronik beyin yetmezliği sendromları görülüyor. İlk fırsatta bi muayene olsun. Tanıdık doktor var.

Yanlış anlaşılmasın, Selçuk Dereli’nin mitokondriyal DNA’sını aldığı kişinin hatrını ben de sordum. Amma velakin “maçlarda görev yapmayı” değil “maçları yönetmeyi” tercih eden hakem ekolü bir Türkiye gerçeği. Bunun arkasında Galatasaray’a yönelik bir komplo aramak, “üstüme üstüme geliyürler anne” serzenişleri falan hoş değil. Hakemler geri zekalı. Bu kadar basit. Occam’s Razor diyor buna gavurlar.

“Kayserispor’un 2 penaltısı verilmemiş, asıl onlar mağdur rererörör” yapanların da beyin zarında bir anomali olması kuvvetle muhtemel. “Hatasız yönetilseydi maçın sonucu ne olurdu?” geyikleri anlamsız olsa da 30. dakikada Lincoln atılmasaydı, Kayseri’nin bu maçtan puan alabileceğini sanmıyorum. O nedenle göt-baş koordinasyonunuzu sağlayın bi zahmet.

“Üstüme üstüme geliyorlar anne.”

200. doğum günü partine çok özel birini davet ettim Charles. İşte, evrimi çılgın bir bilim adamının saçma sapan bir teorisi zanneden yurdum üniversite öğrencisi. İsmi Hamza. Haydi tanışın!

– Aa siz o Darwin misiniz? Doğum gününüz kutlu olsun. Çok memnun oldum. Gerçi ben teorinizi yanlış buluyorum. Ancak beni cahil biri zannetmeyin; zira ben hem bilime hem de İslam’a inanıyorum. İflah olmaz bir entelektüelim ben! Ama yalnızca kanunlara inanırım. Evrim bir teori. İnanıp inanmamakta serbestiz. Termodinamik öyle değil mesela.
+ Teşekkürler Hamza.
+ (çok hızlı bir şekilde ve sıkıntılı bir ses tonuyla) Seni doğuranı sikeyim Hamza.
– Son dediğinizi anlamadım?
+ Ben de memnun oldum Hamza.

150 yıldan fazla oldu Origin of Species piyasaya çıkalı. Binlerce bilim adamı kafa yordu evrim kuramı hakkında. Elleriyle büyüttüler, solar iken dirilttiler. Biyoloji, tıp, genetik falan fıstık bu kuram üzerine inşa edildi. Bilgisayarda programlama yaparken, gök cisimlerini incelerken, pırasa pişirirken, kıçına su sıçratmadan kaka yaparken bu kuramdan faydalandı amcalar, teyzeler. Sen ise bu kuramı, şeytana tapan bilim adamlarının senin inancını yok etmeye yönelik dahice bir planı olarak görüyorsun. Bunu yaparken de “bilimsel” bir poz takınıyorsun; “kanun, teori” gibi anlamını bilmediğin kavramları ortaya atıyorsun. Üstüne üstlük bu esnada, götüme kaş göz çizsem daha şekilli olan suratında herhangi bir kızarma olmuyor. İlginç.


“Evrim kuramına katılmıyorum!”
“Sen kimsin ki bilimsel bir kurama ‘katılıyorum’ veya ‘katılmıyorum’ deme cüretinde bulunuyorsun” diye cevap veresim geldi. Paraphrase edelim ki konu dağılmasın. ING102.

“Canlıların evrim geçirdiğini öne süren bilim adamları bence yanılıyor.”
Hmm, bu bilim adamlarından kastın evrim konusunda ahkam kesebilme yeterliliğine sahip olan biyologlar ise, sen bilim adamlarının %99.2’sine inanmıyorsun yani. Geriye kalan %0.8 de Ajdar kıvamında ün yapmak isteyen, kiliseden kamyon yüküyle para alan veya üniversitelerden kovulan kesim. FEM hocaları ya da mimarlık mezunu adnan yokya tayfasını dikkate alayım diyorsan, oranlar biraz oynayabilir. Ayrıca vermiş olduğun oldukça iddialı demeç, evrim kuramından yararlanan hiçbir şeyden faydalanmamanı da gerektirir gibime geldi. Beynindeki problemi gidermek için neden ilaç kullanmadığın sorusu da böylece açıklığa kavuştu. Senden beklenmeyen bir tutarlılık. Tebrikler.

“Bordeaux maçı ne olur hocam?”
Oha, onu yazmayı unutmuşum. 2-2 biter.

Happy birthday Charles.

Camus, Absürdizm, Barış Özbek ve Irkçılık Üzerine

Yazısına güzel bir başlık bulamayan, amma velakin okuyucuya “entelektüel birikimim almış başını yürümüş; kız varsa derhal msn versin” tarzı göz kırpmak isteyen her yurdum genci gibi “heberek güberekler üzerine” başlık formatını kullandım. Nietzsche’nin bile aynı amaçla bu iğrenç formatı kullandığından gayet eminim.

İlk yazım olmasından mütevellit, blog sakinlerini selamlıyor ve kompozisyonuma başlıyorum.

İntihar etmeli miyiz? Soruyla başlamasak iyiydi sanki. Neyse. Bu soruyu cevaplayan cengaverin, felsefenin temel sorusunu cevaplandırmış olacağını söylemişti Albert Camus, Le Mythe de Sisyphe adlı eserinde. “İntihar etsem mi lan?” sorusu üzerinde bu aralar oldukça sık düşünmeye başladım. Ancak Camus’nün aksine, bu soruyu zihnimin derinliklerine sokan şey Absürdizm gibi felsefik konular değil. Çok daha yalın ama aynı zamanda çok daha habis bir sebebi var bunun: İlk 11’de yer alan Barış Özbek.

Barış Özbek hakkında detaylı bir analiz yapmayacağım. Şunu söylemekle yetineyim: Barış’ın Galatasaray’da ilk 11 oynamasında Galatasaray taraftarlarını depresyona sürükleyecek nedenler bulamayan insanlarla ilişkimi gözden geçiriyorum. Bundan sonra meraba-meraba.
Haber turumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz: Galatasaray taraftarı, Sivasspor maçında Balili’ye yönelik tezahüratları nedeniyle (kahrolsun İsrail, opçu Balili) ırkçılıkla suçlanıyor. Şimdi size bir şey demek istiyorum: Türkiye’de ırkçılık yoktur. Neden mi? Çünkü ben öyle söylüyorum. Irkçılık dediğin siyah oyuncular topla buluştuğunda (topla buluşmak?) maymun sesi çıkarmakla olur, muz atmakla olur. Bakınız Türkiye’de siyah oyuncular el üstünde tutuluyor. Demek ki ırkçılık yoktur. Kürtler, dağda yaşayan Türkler’dir. Karda yürürken kart kurt diye ses çıkıyormuş, ondan Kürt demişiz onlara. Ermeni, Rum falan diye bir şey yok zaten. Neticede herkesin Türk olduğu bir toprakta, ırkçılık nasıl ortaya çıkar? Gelelim Balili mevzuuna. Adam İsrailli. Demek ki savaşı destekliyor. Hatta savaştan direkt olarak sorumlu. E üstüne bir de gol atıyor horonzbunun doğurduğu? Asker selamı veriyor bir de. Oha artık. Taraftar öfkelenecek elbet. Şampiyon olmamız engellenemez. Medya, götün başın oynamasın. 9 buçuk yaşındayken beynimi aldırmıştım. Çok rahat oluyor böyle, hafif.

Yapılması gereken nedir o vakit? Suç ve Ceza? Raskolnikov?
Irkçı tezahürat yapan jelibon beyinli taraftarları tespit edip bir daha stada almayın. Ayrıca polisler donut yesin, vatandaş Super Bowl izlesin. Fakat God Bless America? Bu öneriyi ortaya koyan vatandaş kaç kez maç izlemeye gitti, merak ediyorum. Kombine kartların üzerinde bile kimlik bilgileri yer almıyor lan bizim memlekette. Hadi kameralardan ırkçı tezahürat yapanları tespit ettin, stada girişte nasıl ayırt edeceksin bunları? “E Amerikalılar, İngilizler nasıl yapıyor?” Merak ediyorsan git bi United maçına. Irkçı tezahürat yap. Uygulamalı göstersinler. Gerçi ilkokul 4 seviyesindeki İngilizce bilgin sayesinde götü kurtarabilirsin, anlamaz herifler ne dediğini.
Mekteb-i Sultani, elit, aristokrat, je parle français falan filan. Yahu taraftar adına özür dilemek bu kadar mı zor Galatasaray Yönetimi? He? En azından ırkçılık konusunda tarafını belli et. UEFA Kupası alınınca ailecek Galatasaraylı olan 0-6 yaş kitlesinden ibaret değil senin taraftarın. Aydın’ın doğum gününü kutlayacağına, bir özür mesajı yayınla web sayfandan. Hani şu manutd.com’u olduğu gibi çalan bir uzmanın hazırladığı, “Biz en güzel siteyi örnek aldık” diye kendini savunan bir mahlukatın hazırladığı, bir orro.. hazırla.. (neyse, sakinim) web sayfandan.
Davos hakkında da bir şeyler yazacaktım ama bana ayrılan alan doldu. Jameer All-Star oldu. Sık görüşelim.