Çalıkuşu Dizisi – 1986

Hepimizin televizyon sayesinde eski Türk sineması hakkında engin bilgileri vardır. Fakat iş eskiden TRT başta olmak üzere çeşitli kanallarda yayınlanan kaliteli dizilere gelince, bizle yaşıt birçok yapımın ya varlığından haberdar değiliz, ya da televizyon göstermediği için haklarında bilgi edinme fırsatımız olmadı. “Çalıkuşu”, “Küçük Ağa” gibi eserlerin çok başarılı oyuncularla, TRT ciddiyetinde dizi haliyle ekrana getirilmesini çoğumuz görmedik ya da hatırlamıyoruz. Türk gencinin bu eserler hakkında mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olması gerektiği aşikar. İnternette paylaşım olanaklarının yaptığı patlamayla birlikte, yabancı dizilere verdiğimiz vaktin bir kısmını eski TRT dizilerine vermek de artık mümkün. Ayrıca bu, ilkokul Türkçe kitabımıza boynumuzun borcudur diye düşünüyorum. Yazının sonunda, dizinin tamamını(7 bölüm) izleyebileceğiniz bir link paylaşacağım sizlerle. Aşağıda yazanları da o linke tıklamak için motivasyon olarak görebilirsiniz.

Rahmetli yönetmen Osman Fahir Seden tarafından Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı romanından uyarlanan Çalıkuşu dizisi, 1986 yılında TRT’de 7 bölüm olarak yayınlanmıştı.

Bu diziden tam 20 yıl önce yönetmen Osman F. Seden, Çalıkuşu romanını anlatan, Türkan Şoray ve Kartal Tibet’in oynadığı bir sinema filmi çekmişti. Seksenli yıllarda, yani renkli televizyonun hemen her eve girdiği dönemde, ünlü edebiyat eserlerinin televizyonda dizi film olarak uyarlanması fikri doğmuştu. 1983 yılında Tarık Buğra’nın Küçük Ağa adlı romanından uyarlama diziyi 1986 yılında Çalıkuşu takip etti.

Çalıkuşu’nun hikayesine çok kısa değinecek olursak…

— uyarı —


Erken yaşta annesini kaybeden Feride, asker babasının sürekli başka yerlere tayini nedeniyle teyzesinde kalmaktadır. Feride, zor ve inatçı bir çocuktur, evdeki herkesi peşinden sürükler. Bir gün izne gelen babası Feride’yi bir Fransız mektebine yatılı olarak verir. Yıllar geçip Feride büyüdükçe, Feride ile kendisini sıkça ziyaret eden, teyzesinin oğlu Kamuran arasında bir aşk başlar. Evlenme hazırlıkları sırasında, aldatıldığını öğrenen Feride kaçar ve Anadolu’ya öğretmen olarak gidip kendi ayakları üzerinde durmaya çalışır.

— uyarı sonu —

Yönetmen Osman F. Seden, Feride rolü için 1981’de güzellik kraliçesi seçilen ve ülkemizi aynı yıl Miss World’de temsil eden Aydan Şener’de karar kılar. Aydan Şener henüz 23 yaşında göstereceği başarılı performansıyla büyük beğeni toplayacaktır. Şahsen ben diziyi izlediğimde, Aydan Şener’in Feride rolünün gülümsemesi ardındaki hüznünü, acılarına rağmen tek başına ayakta durmaya çalışmaktaki asaletini, güzelliğini ve saflığını, ama bir o kadar da inatçılığını canlandırmak için bu dünyaya gelmiş olduğu hissine kapıldım. Aydan Şener bu rolüyle çok beğeni toplayacak, TRT’de Osman F. Seden’in bir sonraki projesi “Yeniden Doğmak” dizisinde de başrol oynayacaktı.

Hikaye Osmanlı Devleti’nin son yıllarında geçtiğinden, Aydan Şener’in canlandırdığı karakter rengarenk çarsafların içinde, peçesiyle, elinde şemsiyesiyle ve ağır başlılığıyla dönemin oturaklı, İstanbul Türkçesi konuşan, Fransız mektebinden çıkma bir kız. Ancak bir yandan da Anadolu’nun en ücra köylerinde fedakarca görevini yapan idealist bir öğretmen.

Çarşaf konusunda ufak bir de ayrıntı paylaşmak isterim:
Oyuncu, 2008 senesinde tiyatroda başrolünü oynadığı “Çılgın Yenge” adlı oyun için çarşaf giyecek ve gazetecilerin “Giymekten rahatsız oldunuz mu” sorusuyla karşılaşacaktır. Aydan Şener bu soruya cevaben, 22 sene önce Çalıkuşu dizisinde çarşaf giydiğini, o zamanlar kimsenin bu tip sorular sormadığını söyleyecektir.

Kamuran karakteri ise Kenan Kalav tarafından canlandırılıyor. Bunun dışında, o dönem bugünkü gibi TV kanalı ve dizi enflasyonu olmamasından olsa gerek, Yesilçam’ın birçok ünlü ismi 7 bölümlük dizinin bazı bölümlerinde rol alıyor. Bunların arasında Sadri Alışık, Ali Şen, Sümer Tilmaç, Hayati Hamzaoğlu ilk aklıma gelenler. Bugün hiçbir yerde oluşturulamayacak kadar zengin bir kadronun varlığından söz edebiliriz yani.

Kimimizin sadece ilkokul Türkçe kitabında okutulan kesitiyle tanıdığı, kimimizin bizzat okuduğu Çalıkuşu romanının dizi uyarlaması olan bu TRT yapımını izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Önemli bir edebiyat eserimizi bir de ekrandan görme şansı bulacak, Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki yaşantı biçimini daha yakından tanıyacak, anlayacak, o dönemin dizileriyle günümüz dizilerini konu, biçim ve sunum açısından bir nebze de olsa karşılaştırma şansı bulacaksınız.
Ayrıca, doksanlı yıllarda çok da kalıcı bir işe imza atamayan Aydan Şener’in ve yine doksanlarda uyuşturucu dağıtımından hapis yatan Kenan Kalav’ın aslında zamanında TRT’ye ne kadar da yakışan genç sanatçılar olduklarını, Sadri Alışık’a yaşlılığın ne kadar çok yakıştığını ve daha nice oyunculuk harikalarını göreceksiniz.

Şayet ilgilenirseniz dizinin tamamını (7 bölüm) bu adresten izlemek mümkün…

Midye Beyinli Medya

Her ülkede olduğu gibi bizim ülkede de spor basını oldukça renkli, hatta haddinden fazla. Az çok diğer ülke spor basınlarına da bakıyorum ama bizimki bir başka… Öylesine garip eleştiriler yapılıyor ki, insanın yok artık diyesi geliyor…
Efendim, öncelikle teknik direktörler hakkında yapılan yaygaralarla başlayalım, dünya üzerinde bu kadar kaba et olmuş medya yoktur herhalde. Efsane 2000 yılından sonra Terim takımdan ayrılmış ve takımın başına Mircea Lucescu gelmişti. O dönemde gazetelerde neler gördük neler… Yok adam köylüymüş, futboldan anlamazmış, böyle defansif futbol mu oynatılırmış… Futboldan anlamıyor dedikleri adam da Inter’le UEFA Kupası kaldırmış bir teknik adam bu arada. Lucescu ilk yılında Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finali gördü, ikinci sezonunda ise yine gruplardan çıktı. Ardından ikinci tur gruplarında ölüm grubunda yer almasına rağmen (Liverpool, Barcelona, Roma) oldukça iyi bir performans sergilemişti, 6 maçta 1 mağlubiyet almasına rağmen elenmekten kurtulamamıştı. Takım kadrosu da Victoria Mendez, Andres Fleurquin, Sebastian Perez gibi yabancılardan oluşuyor… Özhan abinin müthiş başarısıyla gönderildikten sonra takım kendini hala toparlayamadı zaten. Gerçi sonra Beşiktaş’a gitti, ordan da anlamsız bir şekilde kovuldu. Beşiktaş’ın durumu da ortada. Şimdi o küfür edercesine eleştirdikleri adamı her ay gazetelerine şuna buna geliyor diye haber yapıyorlar o ayrı mesele…


Sonraki talihsiz insan da efsane futbolcu Zico olmuştu. Adama stajyer, korkak gibi birçok sıfat koyuldu yine. Hayatında topa vurmamış adamlar Zico’yu futbolu bilmemekle suçlayınca TV karşısında defalarca mavi ekran vermişliğim vardır. Adam çeyrek final yapıp tarihinde hiçbir başarısı olmayan Fenerbahçe ile tarih yazmıştı. Futbol üstadı(!) Aziz Yıldırım görevine son verdi… Peki niye? Hakkı olan parayı istediği için. Geldiğinden beri hakkında söylenmedik bırakılmayan Michael Skibbe de elinde kapaklarla koşmaya başladı, o da yakındır…

Tersi de çok oldu tabi. Vicente Del Bosque ve Luis Aragones gelmeden söylenenler ve sonrasında oluşanlar ortada. Kariyeri iyiyse kesin başarırlar, kötüyse kesin bir şey olmaz bunlardan gibi şizofrenik beyinleri var bunların. Fatih Terim, Galatasaray’a geldiğinde 7 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanmıştı zaten, Jose Mourinho’nun Porto’ya gelmeden gezegenlerarası kupa aldığı da söylentiler arasında.


Son yıllardaki moda da oyunculara çemkirmek. Neymiş efendim Lincoln top sektirmiş, rakibini küçük düşürmüş. Ulan Cristiano Ronaldo neler yapıyor maçlarda skor 3-0 olunca, hakeza Ronaldinho. Onlar yapınca adama bak yapıyor be diyenler, bizimkiler yapınca neler neler diyor… Hakan Ünsal-Sergen Yalçın ikilisi de var ki of of… Onlara hiç girmeyeyim bitmez bu yazı. O değil de biri şu Hıncal Uluç’u dürtüklesin, kendine gelsin adam. O kadar saçma yorumu var ki yazsam kitap olur, zaten bizim Özhan “Historyfucker” Canaydın bir ara kitabını yapıyordu. Fazla uzatıp başınızı da ağrıtmayayım efendim, zaten yazının fikri ve anlatmak istediği bir şey yok, bir çemkireyim dedim.

Top Ten Ways To Make The U.S. Open More Exciting


10. Ten ball boys, nine uniforms
9. Extra point awarded for nailing opponent in the Adam’s apple
8. Ball replaced with ready-to-hatch ostrich egg
7. Uh, cookies?
6. Bring in some of them Olympic beach volleyball babes
5. Make Federer even more Federerer
4. Two words: ‘lectrified net
3. Players must begin match with blood alcohol levels of .10
2. Get Andy Dick to spice up the Gatorade
1. Even though she has no experience, put Sarah Palin in the finals

David Letterman – September 5, 2008


David Letterman’ın adı geçmişti sanırım önceki yazıların birinde… Aslında Comedy Central insanları Stephen Colbert ve Jon Stewart’ı daha ilgiyle izliyorum. Hakeza Conan O’Brien’ı da… Letterman’ın daha klasik bir tarzı var ve bazen sıkabiliyor beni. Jay Leno da böyle. Yine de yukarıdaki listeyi, spor ile ilişkisini de düşünerek koymak istedim buraya. Çoğu kişiye soğuk gelebilir, fakat güldürdü beni bir kısmı… 5 numara favorim. Bu arada Letterman’ın Maria Sharapova ile tenis oynamışlığı olsa da, motorsporları olayına daha çok bulaşmış. Hatta Indy Racing League’de başarıyla mücadele eden Rahal Letterman Racing takımının iki sahibinden biri. Böyle de gereksiz bilgi veririm…

Dirty Jobs with Peter Schmeichel


Discovery Channel müdavimleri bilirler “Dirty Jobs” programını, oldukça renkli bir programdır. Belki de ”Mythbusters” ile birlikte kanalın en popüler programlarından biri. Tabi doğal olarak yazıyı okuyanlar arasında bu programı izlememiş olanlar olabilir, onlar için kısaca anlatayım.

Mike Rowe isimli sunucu arkadaşımız, her bölümde farklı bir pis işe girişerek dünyada ne kadar zor ve pis işler olduğunu gözler önüne seriyor. “Nasıl yahu, biraz örnek ver kardeşim” diyecek olursanız, timsah dışkıları temizlemek, çöplükte ayrıştırıcı olarak çalışmak, hastalanan bir lamadan dışkı örneği almak, domuz çiftliğinde çamurda domuz kovalamak aklıma bir çırpıda gelenlerden bazıları. Midesi sağlam olmayan insanlardan genellikle “Değiştir şunu, kusacağım” tepkisi alan garip bir program yani.


“Ama kardeşim bu bir sporblog, bize niye bu programı anlatıp duruyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim. Yazıyı yazmamın nedeni şu. Artık bu programı Mike Rowe sunmayacak, yeni sunucu Manchester United’ın efsanevi ve 2 kere yılın kalecisi seçilmiş futbolcusu Peter Schmeichel. İlk tanıtımını gördüğümde ben de şaşırmıştım. Tanıtım videosunda yılan balığı temizlerken, öküz keserken ve bir çöplükte kepçe kullanırken görünce bayağı bir garipsedim. Ama bu, programa olan ilgimi arttırdı. Yıllarca inanılmaz kurtarışlarını izlediğimiz adam, dünyanın en pis ve en iğrenç işlerini seyirciler için yapıyordu. Oldukça ilginç ve güzel bir program.

Aklıma geldi de bizim ülkede niye yapılmıyor bu tip programlar diye düşündüm. Mesela Hakan Şükür futbol oynamak için Katar’a, Amerika’ya, Fizan’a gideceğine böyle bir program yapsa. Tamam, “Hakan bu yahu, yapmaz böyle şey” demeyin hayal kuruyoruz. Mesela Acun’u yanına alsa, bir gün tezek taşısalar, ne bileyim bir gün mezbahada bağırsak falan temizleseler izlenmez mi yani?


Ama düşündüm de Hakan Şükür bu yahu, yapmaz öyle şeyler. STV’de “Kalp Gözü”nde yardımcı oyunculuk falan yapar desem daha bir inandırıcı olurdu sanki.

Paul Pierce on Conan

Conan O’Brien en beğendiğim komedyenlerdendir. Aynı jenerasyondan Jon Stewart’ı da çok beğenirim, daha farklı bir ekolden sayılan David Letterman’a da denk gelirsem kanalı değiştirmem. Conan’ın tek bir falsosu var, o da Massachusetts doğumlu olması, dolayısıyla Celtics ve Patriots favori takımları. All-Star arasında Ray Allen’ı konuk etmişti, konuyu “He Got Game”e getirip Shaq O’Neal ile kafa bulmuştu. Paul Pierce’ı ağırladığı bu bölümde laf yine Shaq’e geldi, ama kendini tutmayı bildi. Bölümden YouTube’a düşmüş kısa bir kesite ulaşabildim. Perşembe gecesi yayınlandığını düşünürsek, önümüzdeki günlerde tam versiyonuna da erişebilirim gibi. Yine de bu küçük kesit de güldürmeye yetecektir. Gatorade-Powerade geyiği olsun, The Truth ile LeBron James’in annesi arasında geçen dialog olsun eğlenceli anlardı. PP Los Angeles’ta Jimmy Kimmel Live’ın stüdyosunda olduğundan daha rahat gözüktü, zaman zaman Conan’dan bile komik olabildi. Seneye aynı ödülle Kobe Bryant’ı aynı stüdyoda görmek en büyük dileğimiz tabi.

The Truth on Jimmy Kimmel Live!

Paul Pierce, şampiyonluğun coşkusunu 1 hafta kadar yaşadıktan sonra memleketine, California’ya dönmüş. Soluğu da Jimmy Kimmel’ın ABC’deki showunda almış. Sahneye bir tekerlekli sandalye üzerinde ve hemşire refakatında gelmesi güzel düşünülmüş bir espri. Ama Vegas doğumlu ve iyi bir Lakers taraftarı olan Kimmel’ın The Truth’a olan tepkisini azaltmadı bu. “Neden bunu bize yapıyorsun?” dedi kısaca. Ardından “Lakers’ta oynamayı düşünür müsün?” sorusu biraz abesti ama. Pierce da “Bilmiyorum dostum, bu bir çeteden diğerine geçmek gibi olur” diye yanıtladı. Kimmel programın bir bölümünde de Pierce’ın headbandini yedi, eğlenceli bir görüntüydü o da..

NE DİYOR BU ADAM?


Turnuva yaklaşırken yayıncı kuruluşu takip etmek istedim gecenin birinde. Ve açıkçası ATV, beklediğim çizgide gittiğini gösterdi bana. Aziz Üstel-Kazım Kanat-Ahmet Çakar (İEL ’80) üçlüsünü aynı odaya toplayıp, futbol konuşturmaya çalışmak takdire şayan bir çaba. Aziz Üstel’in Imamoto muhabbeti, Kazım Kanat’ın ucuz miliyetçilik çabaları çekilmiyor o ayrı da, Ahmet Çakar’ın spekülatif karakteri iyiden iyiye kabak tadı verdi.

Efendim, hepinizin tanıdığı üzere bu şahıs zamanında Avrupa Şampiyonası finallerinde görev almış, Şampiyonlar Ligi’nde yarı final yönetmiş belki de Türkiye’nin son büyük hakemi. O yıllar, olgunluk sürecime denk gelmediğinden hakemliğiyle ilgili bir yorum yapmam mümkün değil. Ancak, NTV yıllarından bu yana takip ettiğim Ahmet Çakar’ı bu ekranlarda görmek istemediğimi söylemek isterim. Lubos Michel gibi kariyeri benim nazarımda tartışılmayacak bir hakeme çamur atmak, ‘kente büyük umutlarla göç eden saf köylü kızı’ gibi irite edici bir metafor kullanırken zerre çekinmemek tek kelimeyle çirkin. Etek muhabbetinin ne olduğunu bilmiyorum, ancak “Shaq iyi topçuysa, Miami’yi şampiyon yapsın” sözlerinin arkaplanındaki felsefenin bir sonucu sanıyorum. Bunlar yayıncılığın renklerindendir, kabulüm. Charles Barkley’nin iddialı tutumu da milyonları ekran başına çekiyor mesela. Ancak Michel’e karşı üslubu devam edecekse çeksin gitsin hayatımızdan, rica ediyorum.

Neyse ki, aynı ATV İsviçre ekibine rasyonel yorumcu, güzel insan Uğur Meleke’yi de katmış. Kendisi Ahmet Çakar’a saygıda kusur etmek istemeden, Michel’le empati kurmasını talep etti eski hakemden. Yani, “Siz de bir zamanlar o köylü kızından farksızdınız” demeye getirdi lafı. Ancak, bunu yaparken üslup dersi vermekten de geri kalmadı. Çakar, buna karşılık “Her kuşun eti yenmez” ve “Ben senin yaşın kadar maç yönettim” argümanlarını kullanabildi ancak.

Sonuç olarak bir İstanbul Erkek Lisesi mezunu olarak, Sarı-Siyahlı camianın en kara mezunlarından biri olarak görüyorum kendisini. Neyse ki, Sayın Çakar’ı ne bir Aşure Günü’nde gördük, ne de kendisi bizim Spor Şöleni davetlerimize cevap verdi. Sağlıklı görünümünü mesafeden kazanan bir ilişkimiz var yani. Ben ki, Necmettin Erbakan’ı tehlikeli bir ideolojinin esiri olarak gören bir insanım. Tüm bunlara rağmen, camianın en kara mezunu olarak ilan ediyorsam kendisini aynaya bakmalı bir. Edip Cansever, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra, Sadri Alışık, Savaş Dinçel, Hakan Altıner, Münir Özkul, Renan Fosforoğlu, Şerif Gören, Ayşe Tütüncü, Akın Eldes, Şükrü Gülesin, Siyami Ersek, Nurettin Sözen, Tanıl Bora, Haşmet Topaloğlu, Banu Güven gibi isimlerin yanına Uğur Meleke daha çok yakışırdı Dr. Ahmet Çakar’a nazaran.