Avrupa Transfer Piyasası

Avrupa futbol piyasasında önemli gelişmeler oluyor son günlerde. Mourinho’nun Inter ile anlaşmasından sonra Lampard ile de büyük ölçüde anlaşması gündeme oturdu. 3 yıl üst üste şampiyon olan Inter bu yıl gözünü Avrupa’ya dikmiş gibi görünüyor. Bolton’ın Elmander transferi ve Manchester City’nin 19 milyon pound karşılığında Jo’yu kadrosuna katması Premier Lig’in gelecek sezon daha da renkli geçeceğini gösterir gibi. Büyük ölçüde Lampard’ı kaybeden Chelsea teknik direktörlük görevine Scolari’yi getirmesi dışında sessiz kalsa da sessizliğine önemli bir hamleyle noktayı koydu. Bugün Chelsea kulubü Deco ile anlaştığını resmi siteden duyurdu. Scolari ve Deco hamlelerinden sonra takımın defansif ağırlıklı oyun sisteminin de değişeceği kesin gibi. Chelsea’nin yaptığı hamlelerin Deco ve Scolari ile sınırlı kalacağını sanmıyorum. Ronaldinho, Eto’o ve Adriano’nun da gelecekleri belirsiz. Her geçen gün transfer piyasasındaki hareketlilik artacağa benziyor. Özellikle Milan’dan önemli bir hamle gelmesi kesin gibi. Daha çok renkli transferler olacak bu sezon…

Glazer Effect


Sezonu dubleyle kapayan Manchester United’da taraftarların ana gündem maddesi Cristiano Ronaldo’nun Real Madrid’e transfer olma konusundaki arzusu. En az C kadar tepki çeken bir şey de yeni deplasman formaları. Beyaz, lacivert ve kırmızının bu birleşimi, United taraftarlarına Amerikan bayrağını hatırlatmış fazlasıyla. Kulüp yöneticileri ise bunun ABD ile herhangi bir ilgisi olmadığını, herhangi bir ülkeyle bağdaştırılacaksa Britanya bayrağının da bu üç rengi barındırdığını söylediler. Haksız da değiller. Ancak Beckham’ın transferi sonrası yüzünü futbola biraz daha çeviren ABD halkını etkileyip, bu pazarda daha etkili olmak istemişler midir, bu senaryo biraz daha akla yatkın gibi. Yalnız kesin olan tek şey şu suni gündemlerin United taraftarının başarının coşkusunu tam anlamıyla yaşamasını engellediği. Yazık… Yazık sana da Ronaldo!

Martin’in Noel Dilekleri


Aston Villa son yıllardaki formuyla yukarıdaki dörtlüyü zorlama konusunda en çok umut vadeden takımlardan biriydi. Yukarıdaki grubun arasına girebilecek bir takım varsa onun Tottenham olacağı konuşuluyor şu günlerde. Aslında bir transfer sezonunda yapılanlar sonrası ligdeki dengelerin değişmesini beklemek yersiz. Geçen yaz da benzer bir etkiyi Manchester City yaratmıştı, sezona iyi de başladılar ancak Mart ayından sonra Sven-Göran Eriksson’u gören olmadı. Ancak, Tottenham’ın piyasadaki dominasyonu Martin O’Neill’ı tedirgin etmişe benziyor. Kulüp sahibine transfer konusunda baskı yaptığı konuşuluyor. Listesi ise bayağı kabarık.


Atılmış bir imza ise henüz yok. Serbest kalan Olof Mellberg’in Juventus’a gidişi defansta bir transfer gereksinimi doğuruyor. Transferin gözdelerinden Anton Ferdinand, O’Neill’ın en büyük hedefi. Ancak bu transfer için karşılarındaki takım yine Tottenham. Juande Ramos’un para gücü düşünülecek olursa, O’Neill’ın yapacağı en iyi şey Ramos’un daha iyi bir alternatif bulması için dua etmek olur. Gabriel Agbonlahor ve Ashley Young’ın yaptığı büyük sürprize rağmen, Villa hücum hattı için de arayışlar içerisinde. John Carew’un formu 2007’nin gölgesindeydi ve kimseyi tatmin etmedi. Everton’dan Andrew Johnson’ın imzaya en yakın isim olduğu konuşuluyordu düne kadar. Bugünse O’Neill’ın Darren Bent için 18 milyon poundu gözden çıkardığı söylentileri ayyuka çıktı ki, bu transfer olursa çok uzun süre dalga geçerim Villa ile. Eidur Gudjohnsen, ön plana çıkan bir diğer isim. Andrew Johnson’ın ise gelecek sezon Everton’da devam etmesi veya West Ham’e geçmesi bekleniyor.


David Bentley, O’Neill’ın rüyalarını süsleyen adam. Bunu kendisi de deklare etti. Ancak, Bentley’ye ithafen aşk şiiri de yazsa yeterli olmayacaktır. Chelsea, Liverpool, Manchester City ve tabi ki Tottenham. Hepsi, genç yıldız için Paul Ince’in kapısını çalmayı planlıyorlar. Oyuncuyu 13 yaşında ilk keşfedenlerden olan Arsene Wenger’in hiç ilgili olmaması da enteresan. Norwich City’de ve Blackburn Rovers’ta en iyi performanslarını sergilerken Arsenal’ın oyuncusuydu. Tüm bunlara ve U21 Milli Takımı’nda yaptıklarına rağmen 2006’da Wenger, oyuncunun bonservisini de Rovers’a bıraktı. Bakalım Bentley’nin sonu ne olacak? Tek bildiğim çiçeği burnunda menajer Ince’in Bentley ve Roque Santa Cruz konusunda başının çok ağrıyacağı. O’Neill da benzer bir sıkıntıyı Gareth Barry konusunda yaşayabilir. Rafael Benitez’in Barry konusunda niyeti ciddi gibi zira.


Transferinde en çok yol katedilen isimse eski Reading orta sahası Steve Sidwell. Chelsea’de ise 9 numaralı formayı almak dışında pek bir şey yapmadı. Big Phil’in gelişini beklemek istediğini söylemiş Sidwell, bir şans daha kullanmak istiyormuş. Ancak Luiz Felipe Scolari’nin Sidwell’in kalması konusunda çok ısrarcı olacağını düşünmüyorum. Aston Villa’da soluğu alması yakındır bana kalırsa. Thomas Sörensen’in takımdan ayrılması sonrası Man Citeh’den Joe Hart ve Celtic’ten Artur Boruc’un da Villa Park’a gelebileceği söylentiler arasında.


Martin O’Neill’ın ligde söz sahibi olmak istiyorsa kurşunlarını isabetli kullanması lazım. 18 milyon poundu Darren Bent gibi kariyeri düşüşte bir oyuncuya vermek, çok da isabetli sayılmasa gerek. Geçen sezona damga vuran takımlardan biri olarak Luke Moore’un kaybı pek bir şey değiştirmeyecek, Mellberg de yeri doldurulamayacak bir isim değil. Yani henüz hiçbir şey kaybetmiş sayılmazlar. Ancak Bentley gibi gerçekdışı hedeflerdense, Gudjohnsen ve Ferdinand gibi hem oluru olan, hem de takımın ihtiyaçlarıyla paralellik gösteren hedefler edinmeleri daha hayırlı olacaktır.

Kuzey Londra’da Transfer


Aslında Tottenham, 2 sezon önceki performansıyla da Arsenal’ın Kuzey Londra’daki hakimiyetini kırabileceğini göstermişti. Kağıt üzerinde. Zira, o sezon makasın kapanmasında Tottenham’ın yükselişinden çok Arsenal’ın düşüşü etkindi. Zaten meşhur zehirlenme vakasının ardından gelen West Ham mağlubiyetiyle sezonu Gunners’ın gerisinde kapatmıştı Tottenham. Ancak geçen sezon Kuzey Londra’yı kazanmak için gereken ilk adımı attılar ve Sevilla’dan Juande Ramos’u yedek kulübesine getirdiler. Bu transfer döneminde gördüğümüz kadarıyla da Ramos’un elinde bir açık çek bulunmakta. Buna karşın Emirates sakinleri transferde sıkıntılı günler yaşıyor. Samir Nasri ve David Silva konuşulan en kayda değer isimler, fakat Aliaksandr Hleb ile Mathieu Flamini yeri kolay doldurulabilecek isimler değil, bu kesin. Ramos’un ileride yapacağı transfer hamlelerine de güvenerek sezon sonunda White Hart Lane’de daha mutlu bir kalabalık görmeyi bekliyorum kendi adıma.


Arsenal’da Nasri’nin durumu enteresan. Fransız yıldız Arsenal konusunda çok heyecanlı olsa gerek, kişisel web sitesinden transferi açıklamış. Ancak kulüp içi yetkililer henüz işin resmiyet kazanmadığını söylemişler. Adı Nasri kadar sık geçen diğer isimse David Silva. Euro 2008’de değerini artıran da o oldu, Raymond Domenech’ten kesik yiyen Nasri değil. Son kararı Arsene Wenger verecek her zaman olduğu gibi. Wenger’in şu ana kadar yaptığı en büyük hamle ise Alex Ferguson’ın da çok istediği Aaron Ramsey’i bağlamak oldu kuşkusuz. Ayrıca Carlos Vela, nihayet çalışma iznini aldı ve Premier League’de parlamak için gün sayıyor. Flamini’nin boşluğunun kimle doldurulacağı ise halen büyük bir soru işareti. Alberto Aquilani, Hatem Ben Arfa, Miguel Veloso, Torsten Frings, Yaya Toure… Hepsi konuşulan isimler. Bu tercih çok önemli olacaktır.


Somut adımlar atma konusunda Tottenham, sadece Arsenal’ın değil tüm Avrupa kulüplerinin birkaç adım önünde. Luka Modric, 2008-09 sezonu için yapılmış en büyük transfer çoğu kişiye göre. 4.7 milyona koparılmış Giovani Dos Santos’u da hesaba katarsak Tottenham orta sahası gerçekten korkutucu bir hal alıyor. Ancak Ramos’un bu kadarla yetinemeyebileceği bile konuşuluyor. Bazı kaynaklara göre, eski öğrencisi Diego Capel’in de Ada’ya gelmesi an meselesi. Diego Capel saf yetenek, doğru işlenirse mükemmel bir gelecek vadediyor. Yine de öncelik stoper ve ön libero olmalı Tottenham için. Tabi kaleciden sonra. Paul Robinson’ın büyük hedeflerin peşinde olan hiçbir takımda yeri yok. Geçen sezon Radek Cerny bile daha iyisini yapmıştı hatta. Cerny’nin serbest bırakılması bir kaleci transferinin sırada olduğunu gösteriyordu, isim bekleniyordu. Bu isim Heurelho Gomes olacağa benzer. Ramos’un kafasında soru işaretleri varsa, bunlar da UEFA Kupası’ndaki penaltı performansı sonrası dağılmış olsa gerek. Carlos Kameni ve Artur Boruc isimleri de halen konuşuluyor, ancak Gomes’in PSV ile bozulan ilişkileri bu transferin imza aşamasına gelmesini sağladı. Transferi en olası stoper olarak West Ham’de gayet iyi bir sezon geçirmiş Anton Ferdinand gözüküyor. Ön libero için düşünülen isimse Pompey’den Lassana Diarra. Tottenham’ın bu bonkör tavrı sonucu, klas bir forvet transferi de beklenmiyor değil. Samuel Eto’o, Nicolas Anelka, Lukas Podolski ve Luis Fabiano isimlerinin arasından sıyrılan ise İspanya 2. Ligi’ne yakışmayacağından kendine kulüp arayan Zaragozalı Diego Milito.

C MADRID’İ İSTİYOR



Basın toplantısında Nihat Kahveci’ye transfer konusunda sorulan sorular, futbolcunun canını sıkmıştı. Türkiye’ye dönme gibi bir düşüncesi olmadığını defalarca tekrar etmesi, Türkiye’den gelen acar muhabirler için yeterli olamadı bir türlü. Bunun bir benzerini de Cristiano Ronaldo yaşıyor. Daha sezon bitmeden ortaya çıkan Real Madrid söylentileri ciddi boyutlara ulaştı Calderon’un açıklamaları sonrası. Hatta Ronaldo transferi gerçekleşmediği takdirde, kimlerin alternatif olduğunu da açıkladı Calderon: Benzema ve Aguero. Calderon’un turnuvaya ciddi bir etkisi olacağı kesin. Sorulardan bunalan esas oğlanımız da böyle bir cevapla yakasını kurtarmak istemiş. Ancak bu cevapla turnuva süresince ben ve benim gibi birçok United sempatizanının desteğini kaybetti Ronaldo, bakalım bunun eksikliğini hissedecek mi?


“I would like to play for Real Madrid but only if it is true they are ready to pay what Manchester United ask of them.”