CELTICS vs. LAKERS Vol. 11


Uzunca bir seri değerlendirmesi yapmayı umuyordum, ancak Euro ’08 takım analizleri sıkıştırdı, destek de gelmeyince gecikti bu. Yine de seri başlamadan bir şeyler karalamak lazım. Seri yaşça büyük basketbolseverler için farklı anlamlar taşıyordur tabi ama salt bu sene özelinde baktığımızda da birçok hikayeyi içinde barındırıyor. Bir tarafta MVP olduğu sezonu kusursuz bir başarı hikayesiyle noktalamak isteyen bir süperyıldız var. Olası şampiyonlukta ilk olarak onun adı yazacak, önceki şampiyonluklarının aksine. Benche baktığımızda da coach olarak 10. şampiyonluğunu kazanıp, rakamsal olarak Red Auerbach’ın gölgesinden kurtulmak isteyen bir Zen Master görüyoruz. Diğer tarafta şampiyonluğa en çok yaklaştığı sezonlarda Lakers engeline toslamaktan kurtulamayan bir KG, Celtics lottery takımı haline geldiği sezonlarda dahi sesini çıkarmayan, takasını istemeyen bir winner, yine bu ligde yüzüğü en çok hak eden oyunculardan Ray Ray işi ilginç kılıyor. PJ Brown’ı bile ekleyebiliriz bu isimlerin yanına. Tabi ki Magic Johnson, Larry Bird, Bill Russell, Wilt Chamberlain, Kareem Abdul-Jabbar gibi isimlerin sahne aldığı final serilerini düşününce insanın tüyleri ürpermekte.


Celtics’in seriyi kazanmaya daha yakın olduğunu düşünsem de, bu serideki hiçbir sonuç şaşırtmayacak beni. Celtics için Ray’in katkısı önemli. Artık istikrarlı bir performans ortaya koyması gerekiyor, yüzük istiyorsa. En azından yarattığı tehditle Kobe’nin savunmada bir efor sarfetmesini sağlamalı. Pierce’ın rakamsal bazda Celtics’in en üstün oyuncusu olacağını düşünüyorum ve olası finaller MVPsi. Sasha’nın oyunda olduğu sürelerde, Kobe’nin Pierce’ı tutması mantıklı olabilir. P-Jax’in en doğrusunu yapacağı konusunda pek bir şüphe barındırmıyorum aslında. Lakers’ın kağıt üzerinde en ağır bastığı nokta da coaching alanında Jackson’ın Rivers’a olan üstünlüğü. Celtics taraftarlarının Rivers’tan öncelikli beklentisi, takıma taktiksel açıdan bir katkı yapmasından çok, rotasyonda saçmasapan değişiklikler yaparak takıma köstek olmaması. Yine KG’yi savunmada nasıl kullanacağı da önemli olacak. KG’nin Odom’ı tutması potadan uzaklaşması anlamına gelir ki, bu da Celtics’in ezici bir üstünlük kurmasını beklediğim rebound alanında durumu biraz olsun dengelemesine yol açar Lakers’ın. Her ne kadar, bu durum aynı şekilde Lakers’ın en büyük rebound gücünü de potadan uzaklaştıracak olsa da Celtics’in daha kötü etkileneceği aşikar.


Lakers cephesinde sezon boyunca Kobe’nin birkaç istisnai durum dışında savunmada takılma moda aldığını görmüştük. Wade’e karşı yaptığı birebir savunma nasıl göz boyadıysa All-Defensive Team‘de yer almayı başardı bir kez daha. Bu sefer durum öyle olması mümkün olmayacak gibi. Yine de P-Jax, Kobe’nin fiziksel olarak yıpranmasını engellemek için onu Pierce’ın üzerine vermeyecek muhtemelen. Zira, Kobe’nin oyunun iki alanında da dominant olabilecek fiziksel yeterliliğinin olup olmadığı soru işareti. Hücum anlamında Kobe’nin insanlıktan çıktığı 1 veya 2 maç olası olsa da 35 sayı ortalama yaptığı bir seri beklemiyorum, o ortalamayı yapması da takımının hayrına olmaz zaten. Odom ve Gasol’ün vereceği katkı önemli. Gasol, Spurs serisinin başında kötü gözükmüştü, ancak üzerinden attı bu tutukluğu seri ilerledikçe. Kendisini savunan Perk olduğu anlarda takım öncelikli olarak onu kullanacaktır hücumda. Bu dakikalarda da ciddi katkı yapması lazım. Odom da kendisine üretilen pozisyonları kolladığı, birebir zorlamalarına başvurmadığı sürece takıma pozitif katkı verecektir. Negatif etkide bulunmaması yeterli benim adıma bu seri özelinde zaten.


Seri boyunca bazı maçlar olacaktır ki, Kobe-Pau-Lamar triosu ile PP-KG-Ray üçlüsünün katkıları birbirini nötralize edecektir. İşte bu durumlarda tamamlayıcı faktörlerin katkısı belirleyici olacaktır. İlk bakışta Celtics benchi çok daha zengin gözüküyor olabilir, ancak Lakers’ın daha sınırlı benchinden aldığı verimin daha yüksek olduğunu da hesaba katmak lazım. Play-offların gelmesiyle iyice unutulan Tony Allen, Eddie House, Leon Powe, Glen Davis gibi isimler özellikle normal sezonda, takımın aldığı derecede büyük pay sahibiydiler. Tabi ki Sam Cassell ve PJ Brown’ın katılımı sonrası sürelerinde belli bir düşüş bekleniyordu, ancak Doc Rivers’ın Sam’in ve PJ’in gününde olmadığı açıkça belli olan maçlarda dahi bu isimlere şans vermektense tekrar veteranlara dönmesi ne derece doğru bilinmez. Lakers cephesinde ise kazanılan her maçta bu üçlü dışındaki bir ismin ciddi parmağı var. Özellikle play-offlar boyunca Sasha’nın devreye girdiğini gördük çokça. Ancak savunma anlamında da Radman’la, Walton’la pek bir yerlere gelemeyiz gibi gözüküyor. O yüzden, sağlıklı bir Ariza’nın Pierce’ı yavaşlatmak üzere sahada olmasını umuyorum. 30’a giden Spurs serisinde fazlasıyla çekingen görünmüştü, umarım zaman bu çekingenliği atmasına yardımcı olmuştur. Play-offlar boyunca istikrarsız gözüken Turiaf’in de katkı koyması şart. Parker ve Deron karşısında, seriyi kaybettirecek kadar kötü savunma performansları göstermediği için minnettar olduğumuz Fisher’ın, Rondo karşısında da sağlam durması şart. Ondan gelecek ekstra katkıyı kompanse etmesi zor olur Lakers’ın.


Sonucun ne olacağını kestimek güç, en azından benim algılarım bunun için yeterli değil. Belki Celtics’in favori olduğunu düşünenler çoğunluktadır, belki benim taraftarlık hissiyatım bunu görmemi engelliyordur. Ancak, bildiğim tek bir şey var ki, geçen seneki tatsız San Antonio-Cleveland serisi sonrası tüm basketbolseverlerin beklediği böyle bir şeydi. Bazıları Stern’ün de böyle düşünüp bu finalin ortaya çıkması için elinden geleni yaptığını söylese de önceki play-offlara oranla çok daha temiz bir yoldan geldi her iki finalist de. Şimdi sıra herkese burada olmayı hak eden iki takım olduklarını kanıtlamaya geldi. Kaan Kural-Murat Kosova ikilisinin yerinden anlatacak olması da işleri daha da güzelleştirecektir. Hadi hayırlısı, iyi seyirler…

GUY LOVE

Doğu Konferansı Finalleri boyunca Rasheed’in KG’ye gösterdiği abartılı sevgi, takım içerisinde çok hoş karşılanmamış. Son maç sonrası, iki takım oyuncularının birbirlerini tebrik etmesi kabul edilebilir bir durum olarak görülebilir, ancak Garnett ve Wallace arasında bundan fazlası vardı. Özellikle bu ritüelin 5.maç sonrası tekrarlanması Rip’i küplere bindirmiş, Lindsey Hunter’ın söylediğine göre. Bu tartışmanın sonu nereye gider bilinmez, ancak şu bir gerçek ki Motor City’de bu yaz çok hareketli geçecek. William Davidson’ın memnun olmadığı, son maçta da görüldü zaten.

Sasha “Berk” Vujacic


Berk demişken, esprinin kaynağından çok emin olmamakla birlikte telif hakkı Türkiye’nin en büyük Lakerlarından biri olan Orkun Çolakoğlu’na ait olmalı. Zamanla anonim bir özellik kazandı, benim de elim lakap olarak The Machine’i kullanmaya gitmedi. Bu açıklamadan sonra da şunu belirtmek isterim ki birisi bundan 1 yıl kadar önce, bir blogda yazacağım ilk basketbol yazısının Vujacic hakkında olacağını söylese, vücudumun hangi uzvuyla güleceğimi şaşırırdım muhtemelen. Hayat nelere kadir…

Aslında Sasha, ilk geldiği gün antipatimi kazanmıştı. Benim gördüğüm hiçbir mock draftte adı Lakers ile anılmayan bir Sloven için çok ihtiyacımız olan bir 1. tur hakkını kullanmıştık. O günlerde, bu adamın ‘muazzam’ şutörlüğünün yanısıra, top hakimiyeti ile oyun kurucu pozisyonunu da kotarabileceği, bu pozisyonda dakikalar alabileceği söyleniyordu. Doğruya doğru, o gün için ne güvenilir bir şutöre, ne de sağlam bir back-up guarda sahiptik. “Tamam” dedim, “Kupchak doğrusunu yaptı bu sefer galiba” diye geçirdim içimden çok da inanmayarak.


İlk sezonunda kenardaydı genelde. İkinci sezonunda takımdaki rolü bir anda güçlendi, aldığı dakikalar üçe hatta dörde katlandı, böylelikle biz de Kupchak hakkında bir an için bile olsa olumlu bir düşünceye sahip olduğumuz için kendimizi suçladık. Bugün kullanılan lakabının hakkını verircesine, umarsızca şut kullanıyordu makine düzeninde. Ama ayara ihtiyacı vardı sözkonusu makinenin. Bu noktada Zen Master’ın devreye girmesi beklendi. O ise, Sasha’nın takım sete oturmadan kullandığı her şutu ödüllendiriyordu sanki. Phil Jackson’daki kredisi yüksekti yani Berk’in. Hakkını verdiğini görmemiz için ise bu seneye kadar beklememiz gerekti.

Peki bu sene ne oldu da Sasha bu kadar yol kat etti, ya da ne oldu beni bu yazıya iten? Bu gelişim, Andrew Bynum’ın gösterdiği gelişimle yakından ilintili aslında. Bu sene Lakers nihayet dominant bir uzuna kavuştu, en azından yer kaplayabilen ve rakip için tehdit olabilen bir uzun. Bu sayede Shaq sonrası dönemde takım ilk kez triangle offensei hakkını vererek oynayabilir hale geldi. İyi sonuç verecek bir triangleın mümkün olması için gereken en önemli unsurlardan biri bir nokta şutördür, en azından boş kaldığı zaman şutunu gönül rahatlığıyla izleyebileceğiniz. Three-peat süresince böyle oyuncuların varlığı Lakers’ın işini kolaylaştıran etkenlerdendi. Şuta spesifize olmuş oyuncular yoktu belki Sasha gibi ama kim Horry’yi, ya da Fox’ı çizginin dışında görüp de kaçırmasını umabilir.


Bynum’ın sakatlanması ile Gasol takası arasında geçen zaman zarfı Sasha için pek iyi geçmedi, yukarıda yazanların sonucunda. Ancak sonrasında öyle bir Sasha izlemeye başladık ki… 2006 yılında takımın go-to-guyıymış gibi rahat şut savuran adam, 2 sezon içerisinde “Kobe, Sasha’ya versene topu, adam hissediyor işte” dememize zemin hazırlayan adam olmuştu. Play-offlar sırasında ise iyice zıvanadan çıkmış bir Vujacic vardı. Özellikle, Jazz serisinde 2 maçın kazanılmasını tek başına sağladı. Daha rahat pozisyonlarda bulduğu şutları değerlendirmesi değildi onu geçtiğimiz seneki Berk’ten farklı kılan, oyununun olgunlaştığı da aşikardı. Hiçbir zor şutu kullanmadı, zaman zaman formsuz Boozer, yumuşak Mehmet’in olduğu pota altına dalışlar da yaptı saçlarını siper ederek. Ancak kariyerinde sınıf atladığı bir seri varsa, o da Spurs serisidir. Tüm bu yaptıklarına, Manu Ginobili’ye yapılan kusursuz savunmayı ekleyin. Manu’nun sakatlığının onu etkilediği açıktı, fakat Sasha yapılması gereken her şeyi yaptı karşısında. Buna zaman zaman başvurmaktan çekinmediği floplar da dahil.

Sasha’yı seversiniz ya da sevmezsiniz, ama bugün Konferans Şampiyonu olmuş bir Lakers’ın taraftarı olarak mutluluk duyuyorsanız Aleksandar Sasha Vujacic teşekkür etmeniz gereken ikinci isimdir. Gösterdiği gelişime, kazandığı olgunluğa, can alan şutlarına, özverili savunmasına, flopperlığına bile. Yine ilk sıradasın Chris, en sevdiğimiz GMler listesinde olduğu gibi…