Grup B – Avusturya


Evsahibi Avusturya’nın turnuva öncesi durumunu açıklamayı 1978 Dünya Kupası’ndaki efsanevi takımın yıldızı olan Hans Krankl’a bırakıyorum. Kendisine “Avrupa Şampiyonası’nı kim kazanacak?” diye sorulduğunda Krankl, “Onu kimse bilemez. Ama size şunu söyleyebilirim ki, Avusturya kazanmayacak” demiş. Aslında durumu da özetlemiş Krankl. Ancak, takımın turnuvaya katılmasını engellemek için imza kampanyaları başlatan Avusturyalılar biraz ileri gitmişe benziyor. Sonuçta kazanmak amaç olsa da, orada bulunmakla da yetinilebilir. Tabi öte yandan, takımın Nisan ayında Dünya klasmanında Gabon, Katar ve Panama gibi ülkelerin ardından 102.sırada yer alması gibi bir gerçek var, altlarında bulunan sadece 8 tane Avrupa takımı vardı ki bunlardan biri olan Malta’yı hazırlık sürecinde 5-1 yenerek moral depoladılar. Tabi bu moral yeterli olmayabilir.

Kadroya baktığımızda uluslararası arenada söz sahibi olan bir oyuncu göze çarpmıyor. Ancak Andreas Ivanschitz, UEFA Kupası’nda Panathinaikos’un en başarılı oyuncusuydu bu sezon, takımdaki beklentiler de onun üzerine yoğunlaştı doğal olarak. Ivanschitz’in sol ayağı takımdaki en güzel şey gerçekten de. Onun yanında Martin Harnik de göze çarpan bir başka isim. Harnik, bu sezon Frings’in yokluğunda Bundesliga’da bazı maçlara çıktı ve genel olarak da iyi bir performans sergiledi. Tabi ki Frings’in iyileşmesinin ardından o formayı bir daha göremedi. FOX TV’nin katkılarıyla en çok izleyebildiğimiz Avusturyalı, Tuncay’ın takım arkadaşı Emanuel Pogatetz oldu. Çok sert bir oyuncu, lakabı “Mad Dog”un hakkını da vermekte zaman zaman. Aslında Wigan’da başarılı bir sezon geçiren Paul Scharner da olsaydı iyi bir savunma hattı kurulabilirdi. Ancak Hickersberger, Scharner’nın takımın orta sahasıyla ilgili verdiği alaycı demeçlerden beri onu kadroya çağırmıyor. Takımdaki en büyük kariyerse Ivica Vastic. Avusturya futbolunu son kez bu seviyelerde gördüğümüzde, yani 1998 Dünya Kupası’nda Polster ve Herzog ile birlikte en etkili isimdi belki de Vastic. 38 yaşında pek de oynaması beklenmiyor, ama bir veterana ihtiyaç duymuş olmalı Hickersberger. Hickersberger, kafasındaki en büyük soru işaretinin kaleci konusunda olduğunu söylemiş. Manninger-Macho ikilemi yaşamaktaymış. Kaiserslautern yıllarında izlediğim Macho, sahaya çıkarsa Avusturya gerçekten o imza kampanyalarını haklı çıkartan bir sonuç alır. Bir Afrikalı kaleciden bile kötü, yan toplar konusunda. Çizgi kalecisi bile diyemiyorum, zira kimi kornerleri kalenin içinde karşıladığı da görülmüştür. Tabi Manninger’a da kurtarıcı gözüyle bakmamak lazım.


Hickersberger’in bir röportajını okumuştum, çok da mantıklı laflar etmiş. Açıkçası sahadaki 23 kişiden de üstün benim nazarımda. Yaptığı en önemli iş de 2007’de Kanada’daki turnuvada dördüncü olmuş kadroyu takıma entegre etmesi. Bu oyuncuların böyle bir şansı bir daha yakalayamayabileceğini, bu yüzden onları hazır olmamalarına rağmen kadroya dahil ettiğini söylemişti. Onların katılımıyla diğer evsahibi İsviçre’yi 2-1 yendiler, Almanya’ya karşı 60 dakika boyunca oyunun hakimiyken maçı 3-0 verdiler son 30 dakikada. Son olarak da Hollanda karşısında 3-0 öne geçip, maçı 4-3 vermeyi başardılar. Takım özgüven kazanırsa, belki Polonya önünde puan alma şansları olabilir. Hickersberger’in son şikayeti de Avusturya halkının nostalji merakıydı, “Sonsuza kadar geçmişi konuşamazsınız” diye bir sözle bitirmişti. Dilerim, kendi ölçülerinde bir başarı elde edebilirler, belki 1 puan.

1. Alex Manninger, AC Siena
2. Joachim Standfest, FK Austria Wien
3. Martin Stranzl, FC Spartak Moskva
4. Emanuel Pogatetz, Middlesbrough FC
5. Christian Fuchs, SV Mattersburg
6. René Aufhauser, FC Salzburg
7. Ivica Vastic, LASK Linz
8. Christoph Leitgeb, FC Salzburg
9. Roland Linz, SC Braga
10. Andreas Ivanschitz, Panathinaikos FC
11. Ümit Korkmaz, SK Rapid Wien
12. Ronald Gercaliu, FK Austria Wien
13. Markus Katzer, SK Rapid Wien
14. György Garics, SSC Napoli
15. Sebastian Prödl, SK Sturm Graz
16. Jürgen Patocka, SK Rapid Wien
17. Martin Hiden, SK Austria Kärnten
18. Roman Kienast, Ham-Kam Fotball
19. Jürgen Säumel, SSC Napoli
20. Martin Harnik, Werder Bremen
21. Jürgen Macho, AEK Athens FC
22. Erwin Hoffer, SK Rapid Wien
23. Ramazan Özcan, TSG 1899 Hoffenheim

Grup B – Polonya


2012 Avrupa Şampiyonası’nı Ukrayna ile ortaklaşa düzenleme hakkını kazandıktan sonra ülkede gözler bu turnuvaya çevrilmişti. 2006 Dünya Kupası’nda eleme gruplarındaki başarının ardından gelen hayal kırıklığı, yakın geleceğe umutla bakmasını engelliyordu Lehler’in. Ancak Leo Beenhakker’i görev için ikna ettiler ve kurt hoca da onlara elemelerdeki bu başarıyı bahşetti. İnanması zor ama bu Polonya’nın ilk Avrupa Şampiyonası. Buna en ümitsiz anlarında ulaşmış olmaları da ilginç. Ancak yolu zamanında İstanbulspor’dan da geçmiş gezgin hoca, 2.tur şansları konusunda oldukça iddialı.

Aslında takım son iki Dünya Kupası’na katılırken de çok başarılı eleme maçları oynamıştı. Bunların birinde Olisadebe başrolü oynamıştı, ancak elemelerde etkisizdi. Diğerinde bu sefer Zurawski başroldeydi, ancak 23 kişilik kadroda dahi kendine yer bulamadı. Maciej Zurawski bu sefer kadroda olmasının yanında, kaptanlık bandının da sahibi. Zurawski’nin yanında görev bulacak Ebi Smolarek, La Liga’da Racing Santander’le rüya gibi bir sezon geçirdi. 2006’daki başarısızlık sonrası en çok eleştirilen isimdi Ebi. Turnuva boyunca göze batan isteksizliği kendini Polonya’ya ait hissetmemesine bağlanıyordu. Leh taraftarların bu iddialarının arkasında Ebi’nin, babasının Hollanda ve Almanya’daki futbol kariyeri nedeniyle, hayatı boyunca Polonya’da yaşamamış olması vardı. Smolarek, kendini her zaman Polonyalı gibi hissettiğini, bu turnuvada bu konuda şüpheye mahal vermeyeceğini söyledi. Smolarek, kontraatak fırsatı bulabilirse görevini yapacaktır, ancak bunun dışındaki etkinliği Polonyalı kanat oyuncularının performansıyla ilintili. Sorun da bu noktada ortaya çıkıyor bana kalırsa. Polonya’nın kanatları kullanabileceği bir sistemi yok. Beenhakker, savunma oyuncularına güvensizliğinin de etkisiyle 2 tane hücuma hiç katkı vermeyen orta saha oyuncusuyla oynuyor, bekler de stoper orijinli. Sol açık olarak düşünülen Jacek Krzynowek ise bildiğimiz gibi o çizgiye hapsolmak istemedi kariyeri boyunca. Ebi’nin tek şansı Kuba, yani Dortmund’la iyi bir sezon geçiren Jakub Blaszczykowski. Turnuva öncesi devşirdikleri Roger Guerreiro’ya da çok güveniyorlar.


Polonya çok alışık olmadığı bir turnuvada, ilk kez yabancı bir hocanın yönetiminde. Yani başarılı olacak bir tecrübe göstermiyor. Ancak, bu tür turnuvalarda günlük performanslar ön plana çıkar, yani her takım kadar şansları var turnuvada. Düşündüğümüzde, berbat göründükleri son Dünya Kupası’nda bile, Neuville’den gelen bir son dakika golüyle yenildiler turnuva üçüncüsü Almanya’ya. Çıktıkları grupta da Portekiz, Sırbistan, Finlandiya gibi takımları arkalarına aldılar. Yine de ben sadece Avusturya’yı yenebilecek bir güçte görüyorum kendilerini. Ancak iyi savunma oyuncuları yetiştirirlerse doğru yönetimle 2012’ye damgalarını vurabilirler. Hırvatlar ve Almanlar bir sürprize mahal vermeyeceklerdir şimdilik.

Güncelleme: Analiz sırasında takımda kilit bir rol oynayacağından bahsettiğim, önceki yazılarda turnuvanın parlayacak yıldızlarından biri olarak gösterdiğim Jakub Blaszczykowski, sakatlığı nedeniyle kadrodan çıkarıldı. Bir başka Bundesligist Lukasz Piszczek 16 numaralı formanın yeni sahibi oldu. Bu sakatlıkla beraber Polonya’nın gruptaki işinin daha zor olduğunu söyleyebilirim.

Güncelleme 2: Gün geçmiyor ki, yeni bir Polonya oyuncusu sakatlğı nedeniyle turnuvadaki yerinden feragat etmek zorunda kalmasın. Aslında bana göre kadrodaki en iyi kaleci olan, ancak eski Sakaryaspor kalecisi Martinez’den yediği gol sonrası üçüncü kaleci statüsü perçinlenen Tomasz Kuszczak sakatlığı sonrası kadrodan çıkarıldı. Kuba’nın sakatlığının aksine, bu sakatlığın Polonya’yı ciddi bir biçimde etkilemeyeceği ortada. Yerine ise 12 numarayı Kowalewski terletecek.

1. Artur Boruc, Celtic FC
2. Mariusz Jop, FC Moskva
3. Jakub Wawrzyniak, Legia Warszawa
4. Pawel Golański, FC Steaua Bucureşti
5. Dariusz Dudka, Wisła Kraków
6. Jacek Bąk, FK Austria Wien
7. Euzebiusz Smolarek, Real Racing Club Santander
8. Jacek Krzynówek, VfL Wolfsburg
9. Maciej Żurawski, Larissa FC
10. Łukasz Garguła, GKS Bełchatów
11. Marek Saganowski, Southampton FC
12. Wojciech Kowalewski, Korona Kielce
13. Marcin Wasilewski, RSC Anderlecht
14. Michał Żewłakow, Olympiacos CFP
15. Michał Pazdan, Górnik Zabrze
16. Łukasz Piszczek, Hertha BSC Berlin
17. Wojciech Łobodziński, Wisła Kraków
18. Mariusz Lewandowski, FC Shakhtar Donetsk
19. Rafał Murawski, Lech Poznań
20. Roger Guerreiro, Legia Warszawa
21. Tomasz Zahorski, Górnik Zabrze
22. Łukasz Fabiański, Arsenal FC
23. Adam Kokoszka, Wisła Kraków

Grup B – Almanya


Almanya her zaman Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası gibi büyük organizasyonları domine edebilecek bir karakter taşır. Lineker’in futbol oyununun tanımını yaptığı sözünde Almanlar’a biçtiği değer de herkesin malumu. Tüm bunlar düşünüldüğünde, Bierhoff’un meşhur altın golünden bugüne Almanlar’ın Avrupa Şampiyonaları’nda tek bir galibiyeti dahi bulunmadığı gerçeği çok daha vurucu oluyor. O Bierhoff, bugün Deutscher Fussball-Bund‘un takım menajeri olarak görevlendirdiği isim ve Klinsmann&Löw ikilisiyle birlikte kurduğu yeni Alman takımı herkese umut aşılıyor. Açıkçası rasyonalizme olan sadakatiyle ünlü Alman halkının Euro ’00 ve Euro ’04 deneyimlerini bir saplantı haline getirmeye hiç niyeti yok, özellikle de kendi ülkelerinde tanık oldukları futboldan sonra.

Ülkedeki tüm otoriteler takım 2006’da başarıya koşarken bunda Klinsmann’ın karizması kadar, Jogi Löw’ün taktik dehasının da rol oynadığından bahsediyordu. O yüzden Klinsmann-Löw değişimi belki de futbol tarihinin en sansıcız görev değişimi olarak vuku buldu. Milli takımın oynadığı futbolda herhangi bir gerileme olmadığı gibi, Klinsmann’ın gitmesiyle direksiyonu tamamıyla eline alan Löw’ün çok daha rahat bir şekilde, gerekli gördüğü revizyonlara gidebildiği görülmekte. Elindeki kadroda da 2006 çekirdeğinin korunduğunu görüyoruz. Kadro ile ilintili çekinceler kale ve orta saha bölgelerinde yoğunlaşıyor. 2006’da Kahn’ın yedek kalması göze alınarak verilen Lehmann kararının arkasında durdu Löw elemeler boyunca. Bu dönemde Arsenal’daki eldivenlerini Almunia’ya kaptıran Lehmann milli maçlarda da kötü goller yedi. Basındaki birçok isim kalenin gelecekteki sahibi olarak gösterilen Adler’in bu turnuvada erken bir sorumluluk almasını daha makul görüyorlar. Leverkusen kalecisi çok iyi bir sezon geçirdi, ancak Löw’ün fikrini değiştirmeye yetmeyecek sanıyorum bu performans. Orta sahada ise Lehmann’ın Arsenal’da yaşadığının bir benzerini Schweinsteiger, Bayern’de yaşadı. Son dönemi nispeten iyi geçirdi, ancak sezon içerisinde Van Bommel’in, Ze Roberto’nun, Ribery’nin ve Hamit’in bulunduğu orta sahada şans bulmakta zorluklar çekti. Sezona sakat giren Frings, sezon sonunda toparlanmış gözükse de 2006’daki performansı tekrarlayamayacağı yönünde şüpheler var. 2006’daki orta sahanın bir diğer değişmezi Schneider ise geçirdiği sakatlık sonrası kadrodan çıkarıldı. Tüm bunlar Ballack üzerinde yoğunlaşacak bir sorumluluğu işaret ediyor. Almanlar’ın tek şansı Ballack’ın bu sezonu oldukça verimli geçirmiş olması.


Mertesacker-Metzelder tandemi, sezonu başarıyla noktalamış Jansen, Lahm, Friedrich, Westermann gibi bekler, Almanlar’ın savunmalarına olan derin güvenini anlaşılır kılmamızı sağlıyor. Forvette son Dünya Kupası’nın Gol Kralı Miro Klose, gollerine Bayern’de de devam etti. 2006-07 sezonunda Stuttgart şampiyonluğa koşarken Yılın Oyuncusu seçilen Mario Gomez ve geçen sezonu çok verimli geçiren Kevin Kuranyi de her an görev bekleyecek. Orta sahada Schneider’in yokluğunda kimileri Borowski’nin, kimileri de Trochowski’nin ön plana çıkacağını düşünüyor. Ben oyumu Hitzlsperger’e vereceğim. Tüm bu kadro spekülasyonları bir tarafa, Almanya bu turnuvanın futbol olarak da en çok şey vadeden takımlarından. 2002’de Völler’in takımı finale çıkma başarısı gösterdiğinde, 2006’da gelen üçüncülük kadar yankı bulmamıştı bu başarı. Bu da Almanlar’ın zaten doymuş oldukları başarıdan çok, iyi futbola arzu duyduklarının göstergesi. En azından Jogi, bunu garanti edebilir. Ben bu güzel oyunun Portekiz’le oynanacak olası bir yarı final başarıyla atlatılırsa kupayla noktalanabileceği kanısındayım.

1. Jens Lehmann, VfB Stuttgart
2. Marcell Jansen, FC Bayern München
3. Arne Friedrich, Hertha BSC Berlin
4. Clemens Fritz, Werder Bremen
5. Heiko Westermann, FC Schalke 04
6. Simon Rolfes, Bayer 04 Leverkusen
7. Bastian Schweinsteiger, FC Bayern München
8. Torsten Frings, Werder Bremen
9. Mario Gómez, VfB Stuttgart
10. Oliver Neuville, VfL Borussia Mönchengladbach
11. Miroslav Klose, FC Bayern München
12. Robert Enke, Hannover 96
13. Michael Ballack, Chelsea FC
14. Piotr Trochowski, Hamburger SV
15. Thomas Hitzlsperger, VfB Stuttgart
16. Philipp Lahm, FC Bayern München
17. Per Mertesacker, Werder Bremen
18. Tim Borowski, Werder Bremen
19. David Odonkor, Real Betis Balompié
20. Lukas Podolski, FC Bayern München
21. Christoph Metzelder, Real Madrid CF
22. Kevin Kuranyi, FC Schalke 04
23. René Adler, Bayer 04 Leverkusen

Grup B – Hırvatistan


Euro 2000’de Hollanda’nın turuncu forması ve beklerinin bile sürekli golü düşündüğü oyun stili futbolseverleri heyecanlandırmıştı. 2004 geldiğinde ise neo-total futbolun gereklerini yerine getirmeye çalışan Çek takımı ile Jörgensen-Rommedahl-Grönkjaer-Tomasson gibi bir hücum hattına sahip Danimarkalılar umutlandıracaktı biz futbol dilencilerini. Bu turnuva öncesi aynı beklentiler Hırvatlar üzerinde yoğunlaştı genel olarak. Öncelikle formaları yine her zamanki gibi çok güzel. Nike’ın beğendiğim tek tasarımı hatta. Aynı zamanda Modric-Petric-Kranjcar üçlüsü, ülkedeki hemen herkes tarafından Boban-Suker-Prosinecki üçlüsüyle kıyaslanıyor. Onların 1998’de yaşattığı mutluluğu yaşatıp yaşatamayacaklarını yalnızca zaman gösterebilir.

Hırvatlar’ın iki ciddi sıkıntısı var turnuva öncesi. Biri, takımın güçlü orta saha ve hücum hattının aksine sakar bir savunmaya sahip olması. Simic-R.Kovac ikilisine güvenen pek kimse yok. Buna rağmen Bilic, her iki oyuncunun da uluslararası arenada iyi maçlar çıkardığını, bu ikiliye olan güveninin tam olduğunu belirtti geçenlerde. Savunma yönünden ziyade hücum yönü ön plana çıkan Srna-Corluka bek ikilisi de stoperleri daha zor durumlara düşürebilir. İkincisi ise Martin Taylor denen, futbolcudan çok kasabı andıran stoperin yol açtığı bir durum. Adı geçen trioya Eduardo’nun da katılımı düşünüldüğünde, 98’deki başarının üstüne çıkılma ihtimali bile mümkün görünüyor.


U21 takımını çalıştırırken, kendini bir anda A takımın başında bulan Bilic’in yaptığı ilk iş Kranjcar, Modric, Rakitic gibi isimleri de yanında taşıması oldu. 98’deki başarıda oyuncu olarak pay sahibiydi Bilic. Başarıya gitmenin neler gerektirdiğini bilen bir futbol adamı olarak, Prso ve Klasnic gibi oyunculara prim tanımadan yeni jenerasyonu takıma adapte işine girişti. Eduardo’nun sakatlığı sonrası Petric’in partneri olarak kimi kullanacağı, savunma güvenliğini sağlamak amacıyla neler yapacağı önemli olacak. Ancak biz futbolseverler için bu takım çok şey vadediyor. Çift ön liberolu, tek forvetli, stoperden bozma beklerle oynayan takımlardan ancak Hırvatistan’ın başarısıyla kurtulabiliriz. Benim düşüncem, Hırvatistan’ın gruptan birinci çıkacağı yönünde, sonrası ise biraz da kura şansıyla ilintili. Ancak A-B Grubu’ndan finale çıkacak takım için büyük dilimi Portekiz&Almanya ikilisine vereceğim. Bugün Avrupa çapında yankı bulan “Önce İngiltere’yi elediler, sırada tüm Avrupa mı var?” sorusuna bağlı oluşan korku, dilerim haklı bir korkudur. Ekose formalarıyla kupayı kaldıran Hırvatlar görmek çok hoş olur, yeni bir Thuram’ın çıkmasını engellemeliler tabi bunun için.

1. Stipe Pletikosa, FC Spartak Moskva
2. Dario Šimić, AC Milan
3. Josip Šimunić, Hertha BSC Berlin
4. Robert Kovač, BV Borussia Dortmund
5. Vedran Ćorluka, Manchester City FC
6. Hrvoje Vejić, FC Schalke 04
7. Ivan Rakitić, FC Schalke 04
8. Ognjen Vukojević, NK Dinamo Zagreb
9. Nikola Kalinić, HNK Hajduk Split
10. Niko Kovač, FC Salzburg
11. Darijo Srna, FC Shakhtar Donetsk
12. Mario Galinović, Panathinaikos FC
13. Nikola Pokrivač, AS Monaco FC
14. Luka Modrić, Tottenham Hotspur FC
15. Dario Knežević, AS Livorno Calcio
16. Jerko Leko, AS Monaco FC
17. Ivan Klasnić, Werder Bremen
18. Ivica Olić, Hamburger SV
19. Niko Kranjčar, Portsmouth FC
20. Igor Budan, Parma FC
21. Mladen Petrić, BV Borussia Dortmund
22. Danijel Pranjić, SC Heerenveen
23. Vedran Runje, RC Lens

Yeni Yüzler

Her büyük turnuva yeni isimleri üst düzey futbolun vitrinine çıkarır. Bu sene de beklentinin üzerinde yoğunlaştığı isimlerin en azından fotoğraflarını sergilemek istedim. İçlerinden bu beklentileri karşılayanların adı önümüzdeki yıllarda da bu blogda sıklıkla geçecektir zaten. Şimdilik amaç göz aşinalığını yaşatmak. Bir de yorgunluğunu öne sürerek, bu isimlerin arasında yer almayı ‘tercih’ etmeyenler var. Krkic’e selam olsun, Modric bize yeter. İşte bu yaz, ilk majör turnuvalarında izleme fırsatı bulacağımız isimler:

Arda Turan (Türkiye)

Nani (Portekiz)

Gökhan İnler (İsviçre)

Martin Fenin (Çek Cumhuriyeti)

Mario Gomez (Almanya)

Luka Modric (Hırvatistan)

Jakub Blaszczykowski (Polonya)

Sebastian Prödl (Avusturya)

Samir Nasri (Fransa)
Alberto Aquilani (İtalya)

Ciprian Marica (Romanya)

Klaas Jan Huntelaar (Hollanda)

Igor Akinfeev (Rusya)

Markus Rosenberg (İsveç)

Vassilis Torosidis (Yunanistan)

David Silva (İspanya)

Grup A – Türkiye


A Grubu takımları hakkındaki incelememize milli takımımız ile noktayı koyuyoruz. Takımla ilgili yazdığım son yazıdan bugüne köprünün altından çok sular geçti. Son kesik yiyen isimler Yıldıray, Halil ve İbrahim oldular. Hazırlık maçlarına yansıyan tabloda, Terim’in kafasında bir 4-3-3 olduğu görülüyor. Uruguay maçı sonrası bunu yazarken bir deneme olabileceği şüphesi de vardı içimde, o yüzden değinip geçmiştim. Ancak Nihat’ı sıkıntılı bir turnuvanın beklediğini söylemeliyim en azından. Nihat’ın solunda Tuncay-Arda ikilisinden biri, sağında ise Kazım-Gökdeniz ikilisinden biri destek kuvvetlerini oluşturacak. Duruma göre Mevlüt de her iki kanatta kullanılabilir. Bu dizilişi gördüğümüzde Yıldıray tercihini anlayabiliyorum, buna ilaveten sezon içinde izlediğim Stuttgart maçlarında, Yıldıray’ın takımın zayıf halkası olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmıştım defaatle. Oysa ki ne büyük beklenti içerisine girmiştim Tugay’ın jübilesi vesilesiyle oynanan Brezilya maçı sonrası. İbrahim de benim görüşüme göre oyunculuğu abartılan bir isim. İnönü’de Sheriff karşısında ilk maçına çıktığında çıplak gözle izlediğimde de bu görüşe sahiptim, halen belli bir kaliteden yoksun olduğu düşüncesindeyim. Getafe’ye transferi kafamı karıştırmadı değil, ama genel olarak yerinde bir karar bence Terim’inki. Ancak Halil tercihini anlamam mümkün değil, hele bu formasyonu gördükten sonra. Nihat’ın sağına Kazım’dan da, Gökdeniz’den de çok yakışırdı çünkü Halil. Bütün sezonu 4-3-3’te Nihat’ın misyonunu üstlenmiş Kuranyi’nin sağ arkasında geçirdi Halil, solda da Lövenkrands veya çoğunlukla Sanchez yer almıştı.

4-3-3 konusunda da şüphelerim var. Schalke örneğinden bahsetmişken, onlara kıyasla elimizde sözkonusu formasyona çok daha uygun bir oyuncu grubu olduğu ortada. Emre konusundaki tüm şüphelerime rağmen Emre-Aurelio-Hamit üçlüsü birçok takımı imrendirecek türde bir üçlü. Ayrıca Hamit ve Tuncay’ın birçok bölgede oynayabilen oyuncular olması, bu takımı maç içerisinde 4-4-2’ye de döndürebilir, Tuncay’ın solda Hamit’in sağda yer alacağı. Aslında ileri uçtaki Kazım-Nihat ikilisiyle tamamlanan bir 4-4-2 bu takım için daha yararlı bana kalırsa.


Savunma konusunda ise sıkıntılar yaşayacağımız ortada. Hakan-Servet-Gökhan-Sabri dörtlüsü kim ne derse desin bu turnuvanın en zayıf, en azından en beceriksiz dörtlüsünü vadetmekte(Avusturya ihmal). Buna rağmen elimizde ümitli olmak için yeterli bir orta saha var, Nihat da takım 4-4-2’ye döndüğü müddetçe etkisini gösterecektir. İsviçre maçı en kritik maç kanımca. O maçta alınacak bir galibiyet Çekler önüne moralli çıkmamızı sağlayacaktır. Genel olarak kısa bir orta sahaya sahip takımımızı fiziksel açıdan çok zorlayacak bu rakibe karşı buna ihtiyacımız var şüphesiz. Türkiye’nin saha dışı koşullar devreye girince potansiyellerini aşan bir karakteristik taşıdığını bilerek, kağıt üzerinde grup dördüncüsü olarak gördüğüm milli takımımızın yapacağı hiçbir şeye şaşırmayacağımı da peşinen söyleyeyim. Kendisini çok sevsem de son açıklamalarından sonra, Cristiano’ya kendimizi tanıtabilirsek bu da çok hoşuma gider doğrusu. Hadi koçlar, alın da gelin!

1. Rüştü Reçber, Beşiktaş JK
2. Servet Çetin, Galatasaray AŞ
3. Hakan Balta, Galatasaray AŞ
4. Gökhan Zan, Beşiktaş JK
5. Emre Belözoğlu, Newcastle United FC
6. Mehmet Topal, Galatasaray AŞ
7. Mehmet Aurélio, Fenerbahçe SK
8. Nihat Kahveci, Villarreal CF
9. Semih Şentürk, Fenerbahçe SK
10. Gökdeniz Karadeniz, FC Rubin Kazan
11. Tümer Metin, Larissa FC
12. Tolga Zengin, Trabzonspor
13. Emre Güngör, Galatasaray AŞ
14. Arda Turan, Galatasaray AŞ
15. Emre Aşık, Ankaraspor
16. Uğur Boral, Fenerbahçe SK
17. Tuncay Şanlı, Middlesbrough FC
18. Kazım Kazım, Fenerbahçe SK
19. Ayhan Akman, Galatasaray AŞ
20. Sabri Sarıoğlu, Galatasaray AŞ
21. Mevlüt Erdinç, FC Sochaux-Montbéliard
22. Hamit Altıntop, FC Bayern München
23. Volkan Demirel, Fenerbahçe SK

Grup A – Çek Cumhuriyeti


Çek Cumhuriyeti açısından Euro 2008 beklenti bakımından alışılagelmişin dışında bir turnuva. Euro ’96’daki sürpriz final başarısı sonrası Çek Cumhuriyeti, (katılabildiği) her turnuva öncesi gizli favori olarak gösterildi birileri tarafından. “X takımı favorim ama, Çekler kazanırsa da hiç şaşırmam” kalıbı her turnuva öncesi gündeme geldi, ancak hiçbir zaman 1996’daki başarı tekrarlanamadı. Aslında 2004’teki oyun gerçekten vaadkar bir oyundu, ancak yarı finalde Yunanistan’ın bir sürprizi vardı Çekya’ya. 2006 ise tam anlamıyla hayal kırıklığı getirdi, ABD karşısında gelen müthiş başlangıç sonrası.

Bu turnuvanın Çek cephesindeki bir diğer önemli tarafı ise 2001’den beri takıma oynattığı neo-total futbol ile beğeni toplayan Brückner için veda niteliği taşıması. Oyuncuları, kendisine bir kupa hediye edebilir mi, o klastan uzak görünmekteler. 2006’da elde büyük şöhrete sahip birçok oyuncu bulunduruyordu Brückner, en çok eleştirildiği nokta ise kadroda 25 yaşın altında sadece 2 oyuncu bulunmasıydı. Bu kadroda ise bazı parlak gençlerin varlığı dikkat çekiyor. Özellikle Bundesliga’da forma giyen Martin Fenin’den beklenti büyük.


Kadronun savunma yanına duyulan güven üst düzeyde aslında. Elemeler boyunca 5 gol yiyen bir takımdan bahsediyoruz. Avrupa’nın şu andaki en iyi kalecisi olması olası Cech önüne kurulan Jankulovski – Rozehnal – Kovac – Ujfalusi tandemi, turnuvadaki birçok takımın ağzını sulandıracak cinsten. Ancak hücum gücü konusunda büyük soru işaretleri var. Bunun en büyük nedeni ise Rosicky’nin Ocak ayında yaşadığı ciddi sakatlık sonrası turnuvada takımda bulunamayacak olması. Cech ve Koller’in Nedved’i ikna çabaları da sonuç bulmayınca, o bölgede bir eksiklik olduğu ortaya çıktı. Ancak Rosicky’nin olmadığı bir kadroyla alınan Almanya galibiyeti, hazırlık maçlarında Sionko ve Fenin’in gösterdikleri performans turnuva arefesinde umut ışıklarının oluşumuna zemin hazırladı. Yine de geçmiş yıllarda Nemec, Poborsky, Nedved, Rosicky gibi oyunculardan alınan katkıyı vermelerini beklemiyorum. Sonuçta bu oyuncuların kalitesi geçmişle kıyaslama yapacaksak, bir Smicer veya Lokvenc katkısı olarak geri döner en fazla. Grubun en kötü kadrosu gibi gözükse de, Çekler’in oynadığı oyunun hiçbir zaman standartların altına inmemiş olması ve Türkiye’ye her zaman ters gelmiş olması bizi endişeye sürükleyen bir durum tabi.

1. Petr Čech, Chelsea FC
2. Zdeněk Grygera, Juventus
3. Jan Polák, RSC Anderlecht
4. Tomáš Galásek, 1. FC Nürnberg
5. Radoslav Kováč, FC Spartak Moskva
6. Marek Jankulovski, AC Milan
7. Libor Sionko, FC København
8. Martin Fenin, Eintracht Frankfurt
9. Jan Koller, 1. FC Nürnberg
10. Václav Svěrkoš, FC Baník Ostrava
11. Stanislav Vlček, RSC Anderlecht
12. Zdeněk Pospěch, FC København
13. Michal Kadlec, AC Sparta Praha
14. David Jarolím, Hamburger SV
15. Milan Baroš, Porsmouth FC
16. Jaromír Blažek, 1. FC Nürnberg
17. Marek Matějovský, Reading FC
18. Tomáš Sivok, AC Sparta Praha
19. Rudolf Skácel, Hertha BSC Berlin
20. Jaroslav Plašil, CA Osasuna
21. Tomáš Ujfaluši, ACF Fiorentina
22. David Rozehnal, S.S. Lazio
23. Daniel Zítka, RSC Anderlecht

Grup A – İsviçre


İsviçre de turnuva öncesi soru işaretlerinin hakim olduğu ülkelerden. Bu soru işaretlerinin başlıca kaynağı, direkt kalifikasyon uygulaması sebebiyle test işlevi görebilecek üst düzey maçlara çıkma fırsatı bulamamış olmaları. Son resmi maçını 2006 Dünya Kupası’nda oynayan İsviçre’nin elinde Çek Cumhuriyeti karşılaşmasında takımın neler yapabileceği konusunda referans olabilecek herhangi bir veri yok. Ancak son Dünya Kupası’nda gelen 2.tur, büyük çoğunluk tarafından başarı sayılmakta, bu da umut tohumlarının daha hızlı yeşermesini sağlıyor.

İsviçre, ülke kamuoyunda en değerli test gözüyle bakılan Almanya maçında 4-0 mağlup olunca eleştiri okları kurt hoca Jakob “Köbi” Kuhn’a çevrilmişti. Köbi, ülkede genel olarak saygı duyulan bir hoca. Aynı zamanda turnuva sonrası görevi Ottmar Hitzfeld’e devredecek olması ülke futboluna büyük yararları dokunan Kuhn’u eleştirmeden önce bir kez daha düşünmeye itiyor insanları doğal olarak. Ancak herkes şunu biliyor ki, İsviçre yıllardır arzulanan o büyük başarıyı gerçekleştirecekse, bunu bu turnuvada taraftarı önünde yapacak. Bu gerçeğin tahammül sınırlarına etkisi de ortada.


Eldeki kadro fena bir kadro değil. Avrupa Şampiyonaları, Blätter’in kudretinin kapsamında kalan bir turnuva değil tabi ama tüm futbol dünyası İsviçre’nin olayın içinde olmasını istiyor. En azından bir evsahibinin eleminasyon turlarında ilerlemesi organizasyon için çok önemli, bunu milyonların başarıya giden Alman Milli Takımı etrafında toplandığı ve kendi deyimleriyle Sommermärchen’ı gerçekleştirdiği 2006 Dünya Kupası’nda da görmüştük. Bu noktada İsviçre’nin Avusturya’dan daha avantajlı olduğu da ortada. Kadroda çekirdek kadroyu oluşturan yıllanmış isimler dışında, genç yıldız adayları da bulunuyor. Kuhn’un genç oyuncularla oynamayı sevdiği bilinen bir gerçek, bu bağlamda Gökhan İnler ve Eren Derdiyok’u izlemek de bizim için heyecanlı olacak. İkincilik için en avantajlı takımlar, kaleciden yana sıkıntı yaşamazlar ise.

1. Diego Benaglio, VfL Wolfsburg
2. Johan Djourou, Arsenal FC
3. Ludovic Magnin, VfB Stuttgart
4. Philippe Senderos, Arsenal FC
5. Stephan Lichtsteiner, LOSC Lille Métropole
6. Benjamin Huggel, FC Basel 1893
7. Ricardo Cabanas, Grasshopper-Club
8. Gökhan İnler, Udinese Calcio
9. Alexander Frei, BV Borussia Dortmund
10. Hakan Yakin, BSC Young Boys
11. Marco Streller, FC Basel 1893
12. Eren Derdiyok, FC Basel 1893
13. Stéphane Grichting, AJ Auxerre
14. Daniel Gygax, FC Metz
15. Gelson Fernandes, Manchester City FC
16. Tranquillo Barnetta, Bayer 04 Leverkusen
17. Christoph Spycher, Eintracht Frankfurt
18. Pascal Zuberbühler, Neuchâtel Xamax FC
19. Valon Behrami, S.S. Lazio
20. Patrick Müller, Olympique Lyonnais
21. Eldin Jakupovic, Grasshopper-Club
22. Johan Vonlanthen, FC Salzburg
23. Philipp Degen, BV Borussia Dortmund

Grup A – Portekiz


Portekiz turnuvaya gelirken ülke içerisinde bir ikilik sözkonusu. Bir kesim, Scolari’nin artık misyonunu tamamladığını düşünmekle birlikte, Portekiz’in iki altın jenerasyonunu kesiştiren bir döneme denk gelen ve evsahibi oldukları bir turnuvada onları hedefe taşıyamayan Big Phil’e güven duymaktan çok uzaklar. Yine aynı kesim, Figo’nun yokluğunun doldurulamadığından, Deco’nun hiçbir zaman kulüp takımlarındaki performansını milli takıma yansıtamadığından dem vurmakta. Bu kesimin eleştiri oklarını doğrulttuğu isimlerden bir diğeri de kaleci Ricardo. Hatta bu turnuvada kaleyi Quim’in devralmasını isteyenler de yok değil.

İyimser kesimde saf tutanlar ise, bu takımın Figo’yu, Rui Costa’yı, Joao Pinto’yu içine alan altın jenerasyonu bile aşacak kalitede bir hücum hattına sahip olduğunu düşünüyor, bu noktada Nani’nin, Quaresma’nın takımlarında üstlendikleri rolü dayanak gösteriyorlar. Tabi ki, en büyük güvenceleri ülkedeki en karamsar kişinin dahi büyüklüğünü sorgulamadığı Cristiano Ronaldo.


Ülke bu konuları tartışadursun, Portekiz Milli Takımı hedef için odaklanmışa benziyor. Scolari’nin eleme aşamasında Dragutinovic ile yaşadıkları çok eleştirilse de, bu olaya karşı alınan ortak tavır, takım içi bağları da güçlendirdi. Boavista ile çok parlak bir sezon geçiren biraderi Jorge Ribeiro kadrodayken Maniche’in kadroda yer bulamaması da yeni tartışmalara mahal verdi. Bu karar bana da yanlış gelse de, Almanya’nın 1 boy önünde turnuva favorim Portekiz gün itibarı ile.

1. Ricardo, Real Betis Balompié
2. Paulo Ferreira, Chelsea FC
3. Bruno Alves, FC Porto
4. Bosingwa, FC Porto
5. Fernando Meira, VfB Stuttgart
6. Raul Meireles,
FC Porto
7. Cristiano Ronaldo, Manchester United FC
8. Petit, SL Benfica

9. Hugo Almeida, Werder Bremen
10. João Moutinho, Sporting Clube de Portugal
11. Simão, Club Atlético de Madrid
12. Quim, SL Benfica
13. Miguel, Valencia FC
14. Jorge Ribeiro, Boavista FC
15. Pepe, Real Madrid CF
16. Ricardo Carvalho,
Chelsea FC
17. Ricardo Quaresma, FC Porto
18. Miguel Veloso, Sporting Clube de Portugal
19. Nani, Manchester United FC
20. Deco, FC Barcelona
21. Nuno Gomes, SL Benfica
22. Rui Patrício, Sporting Clube de Portugal
23. Hélder Postiga, Panathinaikos FC

DESTEK?


En büyük kupanın da gözyaşları arasında sahibini bulmasının ardından Euro ’08 ateşini iyiden iyiye hissetmeye başladık. “Aday kadroda kimler olacak, kimler olmayacak?” sorusunun cevabını aradık önce. Nuri Şahin, Ümit Karan, Mehmet Topuz, Fatih Tekke gibi isimlerin bu kadroda yer bulamayışı bakış açısıyla ilintili olarak zihinlerde soru işaretlerine yol açtı. Ancak Türk milleti olarak bu ve benzeri durumlarda istisnasız olarak devreye giren karakterimiz ortaya çıktı ve birkaç ‘çatlak’ ses dışında kenetlendik “Fatih Terim ve 27 Aslanı” etrafında. Eleştiriler ise her zamanki gibi “Şiddeti artacak!” notuyla birlikte turnuva sonrasına ertelendi. Bu yaklaşım çok sağlıklı görünmemekle birlikte, yıllardır ulusal takımlarımız için büyük avantaj oluşturdu bana kalırsa. Ancak gelecek bir mağlubiyetin ardından zihinlerin arkasına itilen o soru işaretleri gün yüzüne çıkacaktır yavaş yavaş.

Fatih Terim’i bekleyen ilk görev 27 olan aslan sayısını 23’e düşürmek. İlk hazırlık olan Slovakya maçı da bu amaca hizmet etti. Bazı oyuncular son şanslarını kullandılar belki de. İyi kullananlar da oldu bu son şansı. Örnekse; Kazım Kazım(!). Gökhan Gönül’ün sakatlığı hiç istemediği bir şekilde de olsa görevinde yardımcı oldu Terim’e. Servet’in sakatlık durumunun ciddiyeti bilinmez, ancak Tümer, Ayhan, İbrahim, Emre Güngör gibi isimler takımdan kesilme korkusunu ciddi bir biçimde yaşıyorlardır şu günlerde tahminimce. Mevlüt’ün gönderilebileceği de konuşulmuyor değil, ancak kadroda sadece 4 forvet görülüyor, Tuncay ve Kazım’ın kanatta değerlendirileceği düşünülünce. Bunlar arasında sırtı dönük oynayabilecek oyuncu olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu, Fatih Terim’in antrenmanlarda verdiği 4-3-2-1 sinyalleri ise tamamen ayrı bir hikaye. Açıkçası kadronun aldığı hal, Kazım’a verilen rol bu sinyallerin çok da yanıltıcı olmadığının göstergesi. Fakat o formasyondaki ‘1’i zor günlerin beklediği ortada.


Maç özeline inme konusunda çok istekli değilim esasen. Çok acemice yapılmış iki penaltı ve sonucunda yenmiş iki gol var. Ancak bu penaltıların gelişimine dikkat etmemiz lazım. İkinci penaltı, Gökhan Zan’ın bulunduğu bir savunma hattından beklenir bir gaflet anının sonucu belki ama ilk penaltı gafletle açıklanacak gibi değil. Rakibin tek forveti olan Luis Suarez’in her istediğinde defansımızın arkasına sarkabilmesi hiç hoş bir görüntü değil. Kabul, Suarez’i Ajax’a getiren de bu özelliği ama Cristiano Ronaldo, Simao Sabrosa, Nani, Ricardo Quaresma, hatta Hugo Almeida gibi oyuncuların olduğu Portekiz karşısında savunmamızın ne durumlara düşeceğini öngörmek zor değil.

Savunmamızın bu kadar kötü görünmesinin bir diğer sebebi de Mehmet Aurelio’nun yerinin Mehmet Topal’a verilmesiydi muhtemelen. Zira bizim şampiyonada ilerlememiz, savunma oyuncularının yükünü takımın diğer elemanlarına ne ölçüde aktarabileceğimizden geçecek. Formsuz bir Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül’ün sakatlığı sonrası sağ beke hapsolması olası Hamit ve Milli Takım’a seçilmenin ve beklentilerin sarhoşluğu içerisindeki Mehmet Topal’la bunu ne kadar başarabileceğimizi göreceğiz. Tuncay-Arda-Yıldıray-Kazım-Tümer oyuncu grubundan üçünün aynı anda forma giydiği hiçbir maçın kolay geçeceğini sanmıyorum bizim adımıza.

Her şeye rağmen Milli Takım’ın yararına olacağına inanılıyorsa bugün için sorgulamadan arkasındayız tüm kafilenin. Moda tabirle: “Hep destek, tam destek”