2009 Formula 1: Yeni Şampiyona Sistemi


Formula 1’de puanlama sisteminin değiştirilmesi çok da alışkın olmadığımız bir durum değil aslında. Sırf yakın tarihe bakarsak, seksenli yıllar boyunca birincinin 9 puan kazandığı ve bir pilot için en iyi 11 sonucun sayıldığı bir sistem vardı. Doksanlar sadece ilk 6 sıradaki pilotların puan alabildiği 10-6-4-3-2-1 sistemiyle geçti. Aslında bu sistem, yarış kazanmanın hak ettiği değeri aldığı bir sistemdi. 2003’e kadar da devam etti. Fakat orta sıra takımları ve küçük takımlar puan almakta zorlanıyordu. Böylelikle 2003 yılında, ilk 8 pilotun puan aldığı ve bugün de geçerliliğini koruyan 10-8-6-5-4-3-2-1 sistemine geçildi. Bu sefer de yarış kazanmakla ikinci olmak arasındaki fark azalmıştı.

Lewis Hamilton’ın Felipe Massa’dan daha az yarış kazanarak şampiyon olduğu 2008 Formula 1 sezonu kafalarda puanlama sistemi hakkında da birçok soru işareti bıraktı. 2009’da son yarışa kadar kafa kafaya giden rekabet sonucu, yarış kazanma konusunda zirvede bulunmayan bir pilotun şampiyon olması, puanlama sisteminin değişmesini gündeme getirdi. Her kafadan bir sesin çıktığı süreç de işte böyle başladı…

Öncelikle yeni kararın alınmasından önce yaşanan kaostan kısaca bahsedecek olursak…

Bernie Ecclestone, yalnızca ilk 3 pilotun madalya aldığı bir sisteme geçilmesini önerdi. Bunca yıl Formula 1’in patronu olarak tanıdığımız bir kişinin Formula 1’i olimpiyat sporu sanması çok acı.

Ardından Formula One Teams Association (FOTA), Cenevre’de toplanarak 12-9-7-5-4-3-2-1 sistemini FIA’e önermeye karar verdi. Bu sistemle yarış birincileri ve podyumdaki diğer iki pilot nispeten daha çok ödüllendirilmiş olacaktı.

Fakat FIA, FOTA’nın önerilerini dikkate almaksızın, hiçbir takım patronunu memnun etmeyen, seyircilerin de çoğunlukla hoş karşılamadığı, iyice düşünüldüğünden şüphe duyulan kararını verdi…


SONUÇ: Puanlama sistemi aynı şekilde 10-8-6-5-4-3-2-1 şeklinde kalacak. Fakat puana bakılmaksızın, sezon içinde en çok yarış kazanan pilot şampiyon olacak. Birden fazla pilotun eşit sayıda yarış kazanması halinde puanlar şampiyonu belirleyecek. Diğer pilotlar arasındaki sıralama eskisi gibi puan üzerinden olacak.

Öncelikle biraz uçlarda düşünelim:

* 17 yarışlık sezonda ilk 9 yarışı kazanan pilot, sezonun geri kalanını tatil yaparak geçirebilir. Yine de şampiyondur.

* Yarışların bir kısmını kazanıp çoğunda istikrarsız olan, hatta finiş göremeyen bir pilot, adını tarihe altın harflerle yazdırabilir.

Ve şimdi biraz daha gerçekçi düşünecek olursak:

* BMW Sauber gibi yarış kazanmasa da istikrarı sayesinde pilotları başa oynayan takımlar cezalandırılmış olacak. Bir pilotun yarış kazanamayıp sürekli podyumda yer alarak iddialı durumda olması sıkıcı gözükebilir. Ancak Formula 1 mühendisliğin en yüksek noktalarından biri, istikrar da mühendis ve pilotların ilk amaçlarından biri değil midir? Gözünü karartıp birkaç yarış kazanması dışında sürekli arabasını parçalayan bir pilotun başarısı, istikrarlı gidişatın ödüllendirilmesinden daha mı önemlidir?


* Yeni sistem, gizli takım emirlerini de adeta teşvik ediyor. Artık dublelerin sadece takımın birinci pilotunun birinciliğiyle yapılmasına şaşırmamalı. Takımın ikinci pilotunun kazandığı bir duble, şampiyonluk adayı lider pilot için eskiden 2 puanlık bir fark yaratırken, artık birinci pilotu şampiyonluktan edebilecek. Takımlar buna seyirci kalmayacaktır! Ayrıca, sezon şartları ne olursa olsun birinci pilot uygulaması yapmayan Formula 1 takımlarının içine düşeceği dezavantajı da göz ardı etmemek gerek.

* Şampiyonada iddialı konumdaki bir pilot, bir yarış sırasında arka sıralara düştüğünde zorlamak istemeyecektir. Hele ki getirilen yeni dayanıklılık standartlarında… Şampiyonluğun kazanılan yarış sayısına bağlı olduğu bir sistemde, arka sıralardan toplanacak birkaç puan için, bir sonraki yarışta da kullanılacak olan motoru zorlamaya değecek mi?

* FIA, Formula 1’e heyecan katmak için 2008 sezonundan hareketle kuralları değiştirirken, birkaç yıl öncesine bir göz atmayı da ihmal etmişe benziyor. 2003 yılında Michael Schumacher, Juan Pablo Montoya ve Kimi Raikkonen’in son iki yarışa şampiyonluk iddiasıyla girdiği bir sezon izledik (o hafta itibarı ile puanlar: 82-79 -75). Şampiyonu da son yarış belirledi. Oysa son iki yarışa kadar Schumacher’in 5, Montoya’nın 2, Raikkonen’in 1 yarış birinciliği bulunuyordu. Yani yeni sistemde Schumacher şampiyonluğunu önceden ilan etmiş olacaktı.


Yeni sistemin ne getireceği şimdilik sadece tahminlerden ibaret. Bilmiyoruz, daha önce puana dayalı olmayan bir Formula 1 izlemedik. Pilotların birincilik için savaşacağı ve bunun olaya heyecan katacağı kesin. Fakat aynı heyecan, birinciyle ikincinin kazandığı puanlar arasındaki farkı artırarak da sağlanabilirdi, ki FOTA’nın önerisi de bundan ibaretti.

Ancak son yıllarda F1 Bernie Ecclestone’un deneme tahtasına dönmüş durumda. En başta sadece ilk üç pilota madalya, geri kalanlara 0 verilmesini önerdiğini düşünürsek, yine buna da şükür. Fakat yaşlandıkça radikal karar alması da kolaylaşıyor maalesef.

FIA de Max Mosley skandalından sonra güçlenmiş, hatta F1 takımlarına kafa tutar hale gelmiş belli ki…

Yeni sistemin çok uzun süre dayanmayacağını düşünmekle beraber, sezon içinde en çok puan alan, en istikrarlı pilotun aynı zamanda en çok yarış kazanan pilot olmasını diliyorum.

F1? TRT? Ömer Üründül!?

Beni Formula’dan soğutan CNN Türk’ün 4 yıllık anlaşması bu yıl itibarı ile sona eriyor artık. Resmi bir açıklama olmasa da yayın haklarını TRT’nin aldığı söylentisi giderek artıyor. Okay Karacan’dan sonra adamakıllı bir spiker görmedik şu 4 yılda, ülkemizdeki ilginin buna bağlı olarak düştüğünü düşünüyorum. En azından kendi adıma böyle olduğunu söyleyebilirim. Eskiden tüm yarışları izlerken, şimdi denk gelirsem izliyorum sadece. TRT alırsa ilginç şeyler olabilir, Ömer Üründül yorumlarsa şaşırmayın derim ben. Adam olimpiyatlarda basketbol ve voleybol maçı yorumladıktan sonra her şeye hazırlıklıyım artık. Umarım TRT böyle bir şey yapıp abartmaz. Yoksa çekeceğimiz var…

– Kırmızı arabalar bayağı iyiymiş yahu…

– Mercedesler hatlar arasında kopukluk yaşıyor, yaklaşıp alan daraltmaları lazım.

– Bu çocuk yetenekli ama takımda sistem yok, sistemsiz olmuyor…

Ben en iyisi adresini bulup bu adamı vurayım, olasılıklar dahilinde olması bile felaket yahu.

Formula 1 Padok – Kim Ne Demiş – Vol.1


– “Umarım olur. Zaten Montreal’de de Fransızca konuşuluyor.”
(Mr. Thiessen, Fransa GPsinin takvimden çıkarılması halinde Kanada GPsinin tekrar takvime dönme ihtimali üzerine.)

– “Siz eşinizi basın toplantılarına çağırıyor musunuz?”
(Nico Rosberg, kendisine neden kız arkadaşını yarışlara getirmediğinin sorulması üzerine.)

– “Tabi ki evet, hele ki bugünkü pilotların çok daha az işle ne kadar para kazandıklarını görünce… Üstelik bu yeni arabalarla bizim ampulü de yakmamış olurduk.”
(Niki Lauda, “Bugün bir F1 pilotu olmak ister miydiniz” sorusu üzerine.)

– “Evet!”
(Christian Klien ve Vitantonio Liuzzi, “Formula 1’e girdiğinizden bu yana daha çok mu seks yapmaya başladınız” sorusuna ortak cevap veriyor.)

– “Kimi arada bir içiyor olabilir. Biz her yarıştan sonra kafaları çekerdik.”
(Niki Lauda, Kimi’nin alkol rezaletinde anormal görülecek bir durum olmadığını düşünüyor.)

– “Şişmanlar spor yapınca öyle olur.”
(David Coulthard, Juan Pablo Montoya’nın tenis oynarken sakatlanması üzerine.)

– “David bizde sakal uzatabilir.”
(Red Bull’dan Dietrich Mateschitz, yeni pilotunun McLaren’dayken PR çalışmaları için sakalını kesmek zorunda olması ve hatta bunun sözleşmeyle güvence altına alınmış olmasını hatırlatarak.)

– “3 yumurtalık.”
(David Coulthard, Red Bull’da yarış kazanmak için neye ihtiyacı olduğu sorusunu cevaplıyor.)

– “Güzel! İki kişi daha gitti.”
(Ralf, kardeşi Michael ile takım arkadaşı Juan Pablo’nun Malezya’da çarpışmasından sonra ne düşündüğünü açıklıyor.)

“Rubens will have two F2002 at his disposal for his homerace.”
(Ferrari’nin basın açıklamasında yazım hatası. Brezilya GPsinde F2002’yi sadece Michael Schumacher kullanıyor, Rubens Barrichello ise F2001 ile yarışıyordu.)

– “Daha bayık olamazdı.”
(Alex Wurz, Michael Schumacher’in İtalya’da, Ferrari’nin kendi taraftarı önünde kazanıp, rakibi Alonso’nun yarış dışı kalmasıyla şampiyonada liderliği ele geçirip, her şeyin mükemmel gittiği bir günde Formula 1’i birakacağını açıklamasını basit bir Hollywood senaryosuna benzetiyor.)

Kaynak: f1total.de

Timo Glock E’ Un Pagliaccio!


Aslında Formula 1’in sıkı takipçisi olarak tanımlardım kendimi yakın zamana kadar. Bu yüzdendir ki MotoGP yazılarını Motorsporları üst başlığında toplamışım, nasıl olsa bugün yarın bir F1 yazısı da yazarım diye düşünüp. Açıkçası bu yarış sezonunda Formula 1’den çok da MotoGP izledim, zira geride bıraktığımız yavan 2007 sezonu son yarış dışında damağımızda pek bir tat bırakmamıştı. Ancak 2008 biraz daha hareketli geçti diyebiliriz. BMW Sauber’nın 2007’de başladığı yükselişi aynen sürdürmesi, Renault’nun sezonun ikinci yarısıyla birlikte kazandığı ivme takımlar klasmanına heyecan getirdi. Ferrari-McLaren çekişmesi son haftaya kadar sürdü zaten, Heikki Kovalainen’in beklentilerin altında kalan performansına rağmen. Ön plana çıkan bireysel performanslar da vardı tabi. İki BMW pilotunun performansları 2007 sonrası çok büyük bir sürpriz addedilmese de, Robert Kubica’nın bu sezon seviye atladığını kolayca söyleyebiliriz. Timo Glock’tan malum nedenlerle çok hazzedemiyorum şu sıralar, yine de birçok kişiyi umutlandırdı bu yılki performansıyla. Yine de bu sezona damga vuran bir Alman varsa bu isim kesinlikle Glock değil. Sebastian Vettel… Toro Rosso ile 21 yaşında yarış kazanmak, bunu Monza gibi bir pistte yapmak, üzerine de arka arkaya İtalyan ve Alman milli marşlarını dinletmek ne büyük bir başarıdır. Bitirebildiği 12 yarışın dokuzunda puan aldığını da eklemek lazım. Ferrari, McLaren, Renault, BMW ve Toyota’nın bulunduğu pistte bunu bir Toro Rosso’nun üzerinde yapmak ve belli bir istikrara taşımak saygıyı fazlasıyla hak ediyor. Neyse Vettel’e tekrar döneceğiz…


Sezon Brezilya’da noktalandı yine. Amaç bilindiği üzere sezonun en önemli yarışını Avrupa’da prime-time dilimine sokabilmek. Başarılı bir pazarlama stratejisi tabi. Bu sezon birçok yarışı pas geçmiş olsam da hala bu yarışı kaçıracak kadar dışında değildim heyecanın. Geçtim ekranın karşısına, aslında çok da ihtimal vermiyordum Felipe Massa’nın rüzgarı tersine çevireceğine. Başlangıç da pek yanılmayacağımı gösterir gibiydi. Tabi hemen start öncesi boşalan yağmur ufak bir heyecan yaratmadı değil, ama yarış üzerinde etki bırakacak bir şey değildi. Bir sağanaktı, koptu. Pisti ıslattı en fazla. Ama stratejileri değiştiren bir yağmur olmadı, bütün takımlar sert zemin lastikleriyle başladı yarışa. Bu arada kişisel blogumda objektif olma gibi bir derdim yok çok da, hemen ekleyeyim. Michael Schumacher’i hiçbir zaman sevememiş olsam da, kırmızı renge gönül verenlerdenim pist üzerinde. O otomobilin içerisine oturmuş istisnasız herkesi de desteklerim sonuna kadar, not düşülsün. Bir not daha… Lewis Hamilton’ın sürüş stili geçen sene beni de etkiledi, ancak hiçbir zaman kanım kaynamadı bu İngiliz’e. Ben renk görmem, ona rağmen uyuzum kendisine. Kariyerinin hemen başındaki bu iki Brezilya GP de her zaman hatırlanacak insanlar tarafından. Baskıyla sorunları olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Tabi henüz çok genç bir isimden bahsediyoruz, uzun vadede kusursuz bir winnera dönüştüğüne de tanık olabiliriz. Yine de pek zannetmiyorum şu son dediğimin olacağını.


4. cepten start aldı şampiyonluğun en büyük favorisi. Yanındaki Kimi Räikkönen ve arkasındaki Fernando Alonso’nun Hamilton’ın hayatını zorlaştırmaları yönündeydi umudum. Iceman’in genelde bu taraklarda bezi olmaz, tüm ciddiyetiyle kendi işine bakan bir Finli olmuştur hep. Hatta selefi Mika Häkkinen’inki gibi bir kariyere hiçbir zaman sahip olamayacak olmasının da başlıca sebebi içinde eksik olan o ateştir bana kalırsa. Takım arkadaşı için bile olsa bir güzellik yapacağına pek ihtimal vermiyordum. Alonso ise daha fazla umut vadediyordu Scuderia destekçileri için. Zira haftasonunun başında Massa’nın şampiyon olması için elinden geleni yapacağını söylüyordu Serhan Acar’ın tabiriyle ‘çifte şampiyon’. Tabi onun derdi Massa’nın şampiyon olup olmaması değildi pek. Unutmak istediği McLaren günleri ve o dönemde kendisi için hiçbir zaman iyi bir takım arkadaşı olmamış Hamilton vardı daha çok aklında. Gerçi Hamilton ile olan fırtınalı ilişkisinde onun da kabahatleri vardı mutlaka. Neyse o tamamen ayrı bir konu. Sonuç olarak ben bir psikopatlık bekliyordum çok da sevmediğim Alonso’dan, çaresizce… Tabi böyle büyük bir sahnede hırsının kurbanı olup da kasti bir harekette bulunmak makul bir iş değil, önce kendini yakarsın. Yine de bir acaba vardı hani içimizde. Olmadı.


Gridin 2. sırasında yer almak çok da alışılmadık bir şey değildi Jarno Trulli için. Toyota’nın tek turluk performansının üst seviyede olduğu da sıkça konuşulan bir şey, ama Trulli bunu yıllardır yapıyor. Başarılı bir sıralama turu performansını takip eden başarılı bir çıkış… Sonrası ise malum. Literatüre “Trulli Train” olarak giren manzara. Arkasında kendi altındaki otomobilden çok daha hızlı otomobilleri tutan bir Trulli ve oluşturduğu F1 aracı katarı. Tabi Trulli’nin yaptığı bu üstün savunma en çok önündeki isimlere yarıyor. Son yarış özelinde Massa’ya yani. Yine de bu çok da büyük bir avantaj sayılamazdı Felipe için. Kendi ülkesinde yarış kazanması yolunda onu rahatlatacak bir durum olsa da, onun asıl istediği Hamilton’ın ilk 5 sıranın dışında kalmasıydı. Dolayısıyla evinde yarış kazanmakla yetinmeyip, şampiyonluk kazanmak… Ona bu yolda yardım edecek isim ise Trulli olmayacaktı. Bizim savunma stilini sürekli övdüğümüz Trulli, iki tur bile tutamadı Hamilton’ı arkasında. Geçiş de çok temiz bir geçişti. “McLaren, Toyota’ya para vermiş” dedik biz de. Güvenlik aracı pistteyken pite giren Giancarlo Fisichella bu sayede ilk pit stoplar sonrası kendine ilk sekizde avantajlı bir yer buldu. Benim asıl umudum da oydu açıkçası. Zaten Juan Pablo Montoya’nın hemen arkasından gelir sevdiğim pilotlar listesinde. Yarış sonrası Genç Subay Mert ile de konuştuk. 200 yarışı devirmişsin, az biraz da İtalyan’sın, zaten defaatle Ferrari’de yarışmak için her şeyini vermeye hazır olduğundan dem vurdun. Bir de Hamilton’a vur, ülkende krallar gibi karşılan. Bu yaştan sonra yarış pilotluğu zor da olsa test pilotluğun garanti Ferrari’de. Neyse o erdemli davranmayı seçti, en güzeli tabi…


Alonso’nun psikopata bağlama ihtimali yarışın sonuna kadar bir köşede dursa da, Fisichella ve Trulli gibi iki İtalyan’dan en ufak bir yardım alamamak koydu tabi Ferrari taraftarlarına. Çok temiz iki geçişle ekarte etti ikisini de Hamilton. Artık bizi tek bir şey yaklaştırabilirdi sürücüler şampiyonluğuna: Yağmur. Artık umutların tamamen kaybolmaya yüz tuttuğu dakikalarda, şu anda hatırlamadığım bir pilotun kulaklığından duyduk ilk yağmur söylentisini. Birkaç damla çiseledi önce, ama bu bile yetti. Kimse risk almak istemedi. Toyota dışında… Herkes birer birer pite girerken, Toyota’nın bu stratejisi Hamilton’ın hesaplarını biraz olsun karıştırmıştı. Yine de şampiyonluğa son sıradan tutunuyordu son 2 tura girerken. Derken hiç hesapta olmayan biri çıktı sahneye, aslında hesapların içerisine bir şekilde dahil edilmeliydi de en baştan. Vettel geldi ve bir kez daha geçti Hamilton’ı. Her şey Massa’nın lehine dönmüştü, finiş çizgisini geçtiğinde şampiyondu. Ama Toyota’nın stratejisi fısladı, hem de son virajda. Glock yavaşlarken, tipik bir tur bindirme gibi gelmişti. Zaten Alman spiker de canlı yayında 4-5 saniye sonra anlıyor bunun bir geçiş olduğunu, biz biraz daha çabuk anladık. Sağolsun, yarışı izlediğimiz odada fazlasıyla heyecanlı bir arkadaş vardı ki Glock’un yavaşlamasına tepkisi televizyona terlik fırlatmak oldu. Geçirdiği seri yüz felçlerinin karşılığını alamadı, Massa’dan çok onun için üzülüyorum… Bu arada Trulli ile Glock’un son tur sektör zamanlarını gördükten sonra olayda şaibe aramak paranoyaklıktan da öte olur. Hamilton ve McLaren’ı tebrik etmeyi bilmek lazım. Yine de MTV Müzik Ödülleri sırasında kız yapan bir şampiyon görmeyi de kabullenemiyorum. Değerler nerede?


Sonuç olarak takımlar klasmanındaki şampiyonluk yine amorti gibi geldi. Massa’nın bu kadar yaklaşmışken şampiyonluğu almasını isterdim. Bu sahneye çıktığı ilk günden beri agresif sürüşünü sevmişimdir, sıcakkanlı da bir adam. Ama Schumi’nin parmakla gösterdiği zamanları hatırlıyorum da, o kadar da büyük bir yetenek değilmiş sanırım. Bu sezon içerisinde kendisini geliştirmiş gibi gözükse de, şampiyonluğa bir daha bu kadar yaklaşamaması da benim için sürpriz olmaz. Räikkönen-Massa ikilisinde kısa vadede bir değişim beklenmiyor, zira iki ismin de takımla sözleşmeleri yakın zamanda uzatıldı. Ama gelecek sezon Red Bull’da izleyeceğimiz Vettel’in oradaki kariyeri çok uzun soluklu olmayacağa benzer. Bu yeteneği kimseye kaptırmamamız lazım. Açıkçası Kimi’nin de, Felipe’nin de gidişi çok büyük bir kayıp olmayacaktır bu uğurda. Tabi Massa şampiyonluktan olurken takım olarak Ferrari’nin de belli noktalarda köstek görevi gördüğünü söylemek lazım. Singapur GP’yi de gördükten sonra söylemeliyim ki bu garaj hala Ross Brawn’u özlüyor…