Arroyo Maccabi’de

Childress’ın ve Nachbar’ın Avrupa’ya gelmesinin ardından, peşinden birçok oyuncu da Avrupa’nın yolunu tuttu. Navarro, Krstic, Delfino, Brezec… Bunlara son katılan isim de Carlos Arroyo oldu. Avrupa’nın üst düzey takımlarından biri olan Maccabi Tel Aviv ile anlaşan 29 yaşındaki oyuncuyu bu sene Euroleague’de izleyeceğiz.

Utah Jazz’in mucize sezonunda önemli katkı yapması sonrası, herkes ondan çok iyi bir oyuncu olmasını bekliyordu aslında. Ama sırasıyla yaşadığı Utah, Detroit ve Orlando başarısızlıkları ile Avrupa’da şansını denemeye karar vermiş Porto Rikolu guard. Normalde gelmesi düşük olasılıkta olan oyuncunun kararında NBA’den birçok oyuncunun Avrupa’ya gelmesi de oldukça etkili olmuş anlaşılan. Oyuncu İsrail ekibinden yıllık 2.5 milyon dolar alacak. Bu sene Euroleague süper geçeceğe benziyor, başlaması için sabırsızlanıyorum…

Olympiakos’un Transfer Fırtınası

Avrupa’nın üst düzey takımlarından Olympiakos son yıllarda Euroleague’de başarısız, Yunan Ligi’nde ise zirveyi Panathinaikos’a kaptırmış vaziyette. Ama bu yıl iki kulvarda da zirveye çıkmak için çok istekliler anlaşılan. Tüm dünyada yankı yaratan Childress transferi bunun en büyük örneklerinden biri.

Hadi Childress tamam da, ünlü Sports IIIustrated dergisinde yer alan bir haberle “Yok artık LeBron” dedirtmeyi başardı Olympiakos. Ülkemizde dönen reklam filminden sonra dilimize yerleşen bu söz aslında olayla da ilintili. Çünkü dergiye göre Olympiakos LeBron’a 1 yıl için 40-50 milyon dolar civarı bir sözleşme teklif etmiş. Yazdığım bazı yazılarda NBA ve Avrupa basketbolu arasında farkın kapandığını ve 10-15 yıl içinde bazı Euroleague takımlarının NBA’e katılabileceğini belirtmiştim. Her ne kadar gerçekleşme olasılığı düşük olsa da Euroleague takımları böyle transferler yaparsa bu süre kısalabilir. Yalnız bu ütopik olay gerçekleşirse misilleme olarak Ruslar Kobe’yi alır herhalde. Yazdığım satırlara bak yahu, 2-3 yıl önce biri böyle bir transfer dedikodusu yazsa “Kesin kafası güzel” derdim…

El Nuevo Clasico


İspanyolca yok, olmasını istiyorum ama. Başlık çok zorlama o yüzden. Ama takılmayalım buna, kolaycılığa kaçıp son cümlesi aynı zamanda başlığı olan yazılar da yazabilirim, nedir ki… Neyse konuyu bekletmeyelim, bu yaz Europe Live Tour kapsamında yine Avrupa’da NBA takımları. Ancak birkaç sene öncesindeki uygulamaya dönmüşler, sadece kendi aralarında maç yapacaklar. Bunun olası nedenlerine Oktay Abi değindi Josh Childress’ı konu alan yazısında. Yine de bu kıtalararası maçlar oynanacak, ama evsahibi avantajı el değiştirmiş durumda. Son Euroleague şampiyonu CSKA Moskva geliyor, hem de yenmeye geliyor yine. Rakipler Magic ve Raptors. Barcelona da bu yaz David Andersen ve Juan Carlos Navarro transferleriyle dikkat çekti özellikle. Onlar City of Angels’ı ziyaret edecekler, turistik bir geziden öteye gider mi onu bilmiyorum tabi. Son Batı Konferansı Şampiyonu ile oynadıktan hemen sonra, Staples Center’da bir maça daha çıkacaklar. Rakip Clippers mı yoksa Raptors mı olacak, o to be announced… Lietuvos Rytas da Warriors ile karşılaşması için çağrılmış Oracle Arena’ya. Lietuvos ne alaka diyor insan ister istemez. Biz biliyoruz Andris Biedrins Letonyalı, ama David Stern Litvanya ve Letonya’nın farklı iki ülke olduğundan haberdar olmayabilir.


Yine de en ilgiye değer olanı Barcelona’nın Los Angeles ziyareti. Biliyorsunuz Pau Gasol adını Dünya basketbol piyasasına ilk kez Barça formasıyla duyurdu. Yukarıdaki fotoğraf çok şey ifade ediyor zaten tek başına. Ekürisi Navarro hemen yanı başında, Pau istediği sürece de hep orada oldu. Yok, Navarro’nun oyunculuğuna çok da saygı duyarım, sempati duyduğum da bir oyuncudur. NTV’de izlediğim onca uluslararası organizasyondan sonra hala Jose Calderon’a hasta olabiliyorsam, Navarro’ya duyduğum sempatiye sadık kalabiliyorsam iyi irade varmış bende, helal olsun. Neyse konumuz Pau daha çok, geldiği günden sonra Lakers’la ilintili her siteye İspanyolca dil seçeneği eklendi, ClubLakers forumunda ClubLakers en Español diye bir topic bile oluşturuldu. Seveni bol adam(!) şu Gasolina… Son final serisinde okyanusun diğer yarısında birçok seven de kaybetmiş olabilir ama yaygın lakabıyla Gasoft, zira çok kötü bir final serisi geçirdi. Belki toparlanması için bir sebep beller bu maçı. Her şey güzel hoş da, bu maçın adı öyle büyük ki paralelinde bir hikayeye gereksinim duymuyor kendini satmak için. “Barcelona futbol kulübüdür abi zaten, neden bu kadar büyük olsun ki bu maç” diyenlere sayfada biraz daha yukarı çıkıp o afişe tüm önyargılardan arınarak bakmalarını öneriyorum. Ne dersiniz? El Nuevo Clasico…

Avrupa Transfer Çılgınlığı


Yıllardır NBA’i büyük bir gıpta ve hayranlıkla izleriz. Organizasyonda dönen para dudak uçuklatıcı cinsten. Sıradan oyuncular bile milyon dolarlık kontratlara sahipler. NBA’den sonraki en büyük organizasyon ise bizim takımlarımızın da yer aldığı Euroleague. Son 3-4 yıldır David Stern’ün de çok arzu ettiği globalleşme kapsamı içerisinde NBA takımları Avrupa’nın ünlü takımlarıyla ”NBA Europe Live Tour” adı verilen organizasyon kapsamında karşı karşıya geldiler. Birçok kişi NBA takımları ile Avrupa takımları arasında eskisi kadar büyük farklar olduğunu düşünmüyordu. Tabi Amerikalı basketbolseverler dahil değil bu gruba. Bu süreç içerisinde oldukça güzel maçlar oynandı, Avrupa takımları da hatırı sayılır sayıda galibiyet aldı. Hele CSKA’nın bir Clippers galibiyeti var ki, ‘eze eze’ tabiri cuk oturur. Stern de bu maçlardan rahatsız olmuş olacak ki, bu yıl NBA takımları ve Avrupa takımları karşı karşıya gelmeyecek.

Avrupa takımları potansiyellerini böylelikle göstermiş oldu, ama dünyada kime sorarsanız sorun NBA’de oynamayı tercih eder. Fakat geçtiğimiz hafta içerisinde gerçekten önemli gelişmeler yaşandı. NBA’de herhangi bir takımda kontrat bulabilecek olan Bostjan Nachbar 3 yıllığına 14.2 milyon dolar karşılığında Dinamo Moskova ile anlaştı, Avrupa’nın da transfer rekorunu kırmış oldu böylelikle. Ama bu çok da abartılacak bir şey değil, ne de olsa Nachbar bir Avrupalı ve NBA’de kazanabileceği rakamdan daha fazla bir miktarda teklif alınca kabul etti. Bu transferden 2-3 gün sonra Amerikalılar’ı da şaşkına döndüren olay gerçekleşti. Atlanta’nın bu yıl play-off oynamasında en büyük katkılardan birini sağlayan ve gözde free agentlardan biri olan Josh Childress rekor transfer ücreti olan 3 yıllığına 20 milyon dolar ile Olympiakoslu oldu. Bu son sözleşmelerde yer alan ücretler inanılmaz gerçekten. Childress’ın aldığı yıllık ücretle Euroleague düzeyinde gayet kaliteli bir takım kurulabilir. Prokom’un falan o kadar da bütçesi yoktur herhalde.

Bu gelişmeler NBA ve Euroleague’in yakınlaşmasını hızlandıracak faktörler. Ben Avrupa takımlarının yıllar geçtikçe bütçelerini daha da arttırmasını bekliyorum. David Stern’ün hayal ettiği globalleşme sürecine de oldukça katkı sağladı bu transferler. Amerikalı basketbolseverlerin de ilgisini çekebilmek için Euroleague herhangi bir Amerikan televizyonunda verilebilir bence. Bildiğim kadarıyla böyle bir şey yok. Kalite olarak Euroleague’in altında olan NCAA bu kadar izleniyorsa, Euroleague de ilgilerini çeker bence. 10-15 yıl sonra Abdi İpekçi’de Efes Pilsen ve Utah Jazz takımları arasında oynanan bir lig karşılaşması izleriz belki de kimbilir.

Vidmar vs. Milic


Bu soruyu herhangi bir Fenerbahçeli’ye sormak abes olurdu. Marko Milic, doksanların sonundaki efsane kadronun en kariyerli oyuncusu değildi belki, ama taraftarın en sevdiği isimdi tartışmasız. Tabi ki rahmetli Conrad McRae’nin yeri de başkaydı, fakat o Efes Pilsen formasıyla girmişti Türk basketboseverinin hayatına. Marko ise tamamen Fenerbahçe’ye aitti her sarı-lacivertliye göre. Henry Turner vardı ondan önce, Dallas Comegys ile birlikte oynayan… Çok sevilirdi o da, ama herkes unuttu Turner’ı bu Sloven hayatlarına girince. O Sloven, bugün ülkesinde Union Olimpija formasıyla kariyerine devam ediyor. Kötü bir sakatlık da geçirdi, sahada kötü durumlara düşmeden basketbolu bırakmak da isteyebilir. Ama geçen sene o meşhur atletikliği onunla birlikteydi yine. Buna müthiş bir kazanma arzusu da eklenince yukarıdaki gibi bir kare yansıdı objektiflere. Yine Top 10’e de çok hareket soktu sezon boyunca Milic. Hobileri arasında panya kırmak da bulunan bir adamdan bahsediyoruz sonuçta.


Fenerbahçe uzun yıllar sonra bir başka Sloven ile tanıştı. Yanında bir başkası da vardı aslında, Emir Preldzic. Ancak uzun oyuncu her zaman daha şanssızdır bu konularda, bir iki hatalı hareketin ardından ‘kalas’ olarak nitelendirilmesi uzak değildir, hele de Türkiye gibi bir ülkede. Ha bence doğru bir transfer miydi, değildi. Ancak bu adamın da iyi bir kumaşı var, birçok maçta gösterdi bunu. Belli bir istikrara yayamadı ama bir Real Madrid performansı var mesela unutulmayan. Tabi ki Ömer Aşık gibi bir oyuncuyu Alpella’ya bırakıp, bu adamı ilk beş çıkarıyorsanız eleştirilirsiniz. Neyse ki Mirsad Türkcan’ın sakatlığında Ömer’e sıra gelmesi de daha fazla gecikmedi. Zaten Alaeddin Yakan’la geçirdiği Alpella yıllarının onun kariyerine çok olumlu yansıyacağını düşünenlerdenim. Neyse bu Sloven arkadaş da foto muhabirlerine ilginç bir poz vermiş. Pozu ilginç kılan bir anlamda posterize olan Lietuvos Rytas’ın Boşnak uzunu Kenan Bajramovic aslında.

Bu iki fotoğraf Euroleague’in birkaç yıldır düzenlediği Photo Face-Off‘ta finale kalmışlar. Vidmar, rakiplerini ezmiş geçmiş finale kalırken ayrıca. Ülke olarak severiz nicelikteki büyüklüğümüzü kullanmayı, bu etkilemiş olabilir oylamayı. Diğer adayın Milic olması da bu teorimizi güçlendiren bir veri. Fenerli arkadaşları son kez göreve çağırıyoruz o zaman. Yalnız estetik açıdan ön plana çıkan bir Will Bynum smacı var Ersan İlyasova’yı aciz bırakan, hakkını yemeyelim. Vidmar’a direnememiş yarı finalde ama gerçekten güzel bir fotoğraf vermiş Maccabi’nin atletik point guardı. Aynı şekilde Nikola Pekovic ve Partizan taraftarını yansıtan fotoğraf da fotoğraf sanatı açısından büyük bir iş. O da Milic’in kurbanlarından. Tüm fotoğraflara verdiğim linkten ulaşabilirsiniz, oylamaya da katılın tabi, son gün. Bu arada Bynum dedik, fotoğrafa konu olan hareketi de sunayım Chris Cornell eşliğinde. Kusura bakma Ersan!

Güncelleme: Oylama sonucunda kazanan fotoğraf Vidmar ve Bajramovic’i konu alan ikinci fotoğraf olmuş. 65% gibi bir oy almış sözkonusu fotoğraf. Vidmar’ın sezon boyunca yaptığı en önemli işlerden biri! Yok, beğeniyoruz kendisini az biraz yukarıda da bahsettik.

Chase Avrupa’yı Sevdi


Brian Chase Los Angeles D-Fenders’ın bir parçası olarak NBDL’de süründüğü bir dönemde bir sabah uyanıp, birçok vatandaşının vermiş olduğu kararı verdi: Avrupa. Aslında potansiyelinin NBA’de istikrarlı bir süre alman için yeterli olmadığını gördüysen bu kararı vermelisin vakit kaybetmeden. Aynı zamanda Avrupa’da gösterilen performans, NBDL’de gösterilenden daha değersiz değil GMlerin gözünde artık. Dünyanın eskisi kadar büyük olmadığını düşünürsek, göz önünde olmama gibi bir dezavantaj da yok Avrupa’yı tercih edenler için. İşte bu kararı verdi Chase geçen sezonun ortasında ve Christian Dalmau’nun istikrarsızlığında sıkıntı yaşayan Ergin Ataman’ın yardımına koştu. Bu yardım yeterli oldu mu, hayır. Yine de Beşiktaş’ta bir şekilde iz bıraktı Chase.


Ben ilk geldiğinde önyargılı yaklaşmıştım. Dalmau’nun play-offta silkinmesini bekliyordum o zamanlar. Dalmau’nun ise bir sezon boyunca istikrarlı olarak yaptığı tek şey beni hayal kırıklığına uğratmak oldu. Chase ise savunmada gayretli, çok parlak olmayan oyun zekasına rağmen coachun direktiflerini sahaya yansıtmaya çabalayan, bunun yanında istikrarlı biçimde dış şut sokan bir oyun kurucu profili çizdi. Her yaz olduğu gibi bu yaz da Summer League’de kendini sınıyor. Speedy Claxton ile birlikte Atlanta’nın oyun kurucu rotasyonunda. NBA konusunda umudu var mı bilmiyorum, ama işini sağlama alıp Le Mans ile erken bir kontrat imzaladı. Alexis Ajinca ve Nicolas Batum’ü de barındıran jenerasyonun guardı Antoine Diot da hala Le Mans’da. O da Chase’in aksine ilk planda oyunu yönetmeyi düşünen bir guard, biraz Laurent Sciarra’yı da andırdı bana. Bu ikisi süreleri paylaşacak muhtemelen. Chase, şansı yaver giderse iyi bir Avrupa kariyerine sahip olabilir.


Le Mans ise Batum’ü NBA’e göndermiş, Luka Bogdanovic’i de Joventut’a kaptırmış olmasına rağmen geçen seneden daha kötüsünü yapacağını düşünmüyor. J.D. Jackson geldi coach koltuğuna. Chase dışında en büyük takviye ise David Bluthenthal. Geçen sezona yine kötü başladı, ama devamını fena getirmedi. 2007’deki görüntüsünden daha iyiydi tablo en azından onun adına. Yapılacak diğer transferleri de görmek lazım tabi, ama Avrupa basketbolu ASVEL’i, Pau Orthez’i özlüyor. Bu sene Chorale Roanne’ın yerini alan Nancy de pek umut vadetmiyor. Fransız basketbolu, NBA’deki oyuncularıyla milli takım düzeyinde başarılara ulaşsa da Avrupa yıldızları çıkarmıyor artık. Antoine Rigaudeau, Laurent Foirest, Stephane Risacher, Alain Digbeu, Moustapha Sonko, Jim Bilba… Özledik her birini ayrı ayrı.

Atina’da Eski Bir Dost


Marcus Brown’dan sonra Efes Pilsen’e gelmiş en yararlı dış oyuncuydu belki de Drew Nicholas. Geçen sezon yaşananları biliyoruz. Eski defterleri tekrar açmak gibi bir amacım yok, ancak probleme baktığımda mağdur bir sporcu ve sözleşmeli oyuncusunun mağduriyetini ortadan kaldıramayan bir kulüp yönetimi görüyorum. Sonrasında yaşananları biliyoruz tabi. Engin Özerhun’a tutuldu mikrofonlar, o da hafiften milliyetçilik damarlarını okşadı. Nicholas, Woods ve Wright Türkiye’yi sevmeyen korkak insanlardı. Onlar bizi sevmiyorsa, biz onları hiç sevmezdik. Peki Andre Hutson? Onu niye seviyoruz ki o zaman?


Neyse, fırsat buldukça Abdi İpekçi’ye de giden bir Efes Pilsen sempatizanı olarak Nicholas’ın bu kadar çabuk harcanmasına çok bozulmuştum. Aynı şekilde basın tarafından üzerine yapıştırılmaya çalışılan etikete de. Belki başarılı olmuştur ve Drew, hiç hak etmediği şekilde alkış yerine ıslıkla karşılanacaktır Abdi İpekçi’de. Bilemeyiz… Neyse, konunun özünden sapmayalım. Abdi İpekçi’de son kez Panathinaikos’a karşı one-man showunu yaparken izlemiştik Drew’u. Panathinaikos, daha önce CSKA’nın sık sık kullandığı yöntemi kullandı Nicholas’ın bu tür performanslarından kurtulmak için. Transfer etti Maryland mezunu shooting guardı. Yararlı olacaktır da kesinlikle. Geçen sene kadrolarında barındırdıkları 3. sınıf ABDli Kennedy Winston’dan fazlasını vereceği kesin. Sarunas Jasikevicius takımda kalırsa, Dimitris Diamantidis’in de varlığında o guard rotasyonunda süre almakta zorlanabilir tabi. Ama ben kendini kabul ettireceğini düşünüyorum. Zaten hala hafızamda Pana önünde 6/7 2 sayı isabeti ve 5/12 3 sayı isabetiyle kaydettiği 29 sayı var. Bunu yapan, bunu da yapar.

Transfer Rüzgarı


Yerel liglerde şampiyonların belirlenmesi sonrası atılan imzalar gündemin ilk maddesini oluşturuyor. Her sezon takımların kadrolarında önemli değişiklikler görüyoruz, bu alışık olmadığımız bir durum değil. Özellikle ABDli oyuncuların trafiğinin baş döndürücü bir hal aldığını söyleyebiliriz geçtiğimiz yıllarda. Ancak bu yazın farkı takımlarında sembol olmuş bazı isimlerin takım değişikliği. CSKA Moskova ile özdeşleşmiş Theodoros Papaloukas’ı örnek gösterebiliriz bu isimlere. Ya da yine aynı takımın sembollerinden David Andersen. Nikola Vujcic’in Maccabi Tel Aviv’den ayrılması da birçok İsrailli’nin yüreğini burkmuş gibi. Bu 3 oyuncunun sözkonusu kulüplerde toplam 15 yıl geçirdiğini söylersem her şey daha net olacak sanırım.


Transferin en hareketli takımlarının Olympiakos ve Barcelona olduğunu söyleyebiliriz şu güne kadar yaptıklarıyla. Geçen sezon Arvydas Macijauskas’ın sakatlanmasının ardından ellerinde kulüp standartlarının altında bir kadro vardı diyebiliriz. O kadroyla, Real Madrid’i safdışı bırakarak çeyrek final yapmaları alkış toplamıştı. CSKA engeline takıldılar sonrasında. Ancak bu sezon sağlıklı bir Macijauskas bekleniyor. Bu sefer yanında Vujcic ve Papaloukas da olacak. Panagiotis Giannakis’in en çok arzuladığı isimdi muhtemelen Papaloukas. Maccabi’nin başarılı guardı Yotam Halperin ve geleceğin yıldız adaylarından Zoran Erceg’in de katılımıyla Final-Four’un en büyük adaylarından olacak bu sene Olympiakos. Özellikle Halperin’in çok doğru bir seçim olduğunu düşünüyorum. Papaloukas’ın CSKA’daki en başarılı döneminde benchten geldiğini düşünürsek, Giannakis’ten de böyle bir tercihi bekleyebiliriz. Bunun yanında 2 numarayı da yedekleyebilecek bir oyuncu Halperin. Ben özellikle Efes Pilsen’in almasını çok istiyordum kendisini. ABDli seçimleri kritik tabi. Marc “Kara Delik” Jackson gibi kötü bir tercih yapmamaları gerekecek.


Bir diğer ‘transfer şampiyonu’ da Barcelona. Geçen sezon da iyi sayılabilecek bir kadro vardı. Ancak, Barcelona son yıllarda sıkça görüldüğü gibi beklentilerin altında kalan bir görüntü çizdi. Pota altında Mario Kasun, yeterli dominasyonu sağlayamadı. Alex Acker da yokları oynayınca Final-Four uzak bir hedef haline geldi. Yalnız ligdeki performans umut vericiydi. Her ne kadar finalde varlık gösterememiş olsalar da bu genç kadroyla, Unicaja Malaga ve Real Madrid’in gelemediği finale gelmeleri başarı sayılabilir. Açıkçası bir Euroleague takımı olmayan Joventut Badalona’dan bile kötü görünüyordu Barcelona. Ersan İlyasova’nın vites artırdığı play-offlar onları bu noktaya getirdi. Ancak o nokta, Barcelona’nın yetinebileceği bir nokta değil. Şehrin en sevdiği oyunculardan Juan Carlos Navarro’nun dönüşü birçok taraftarı umutlandırmıştı zaten. David Andersen katkısı ise mükemmeliyete bir adım daha yaklaştırdı Barça’yı. Jordi Trias, Ersan İlyasova gibi isimler elde tutulabilirlerse bir gelişimi de vadediyorlar. Bence yapmaları gereken tek şey Jaka Lakovic’in yerine takımı oynatmayı öncelik edinmiş bir point guard bulmaları. Bir yıl daha yaşlanan Pepe Sanchez’in benchten verdiği katkı da yeterli olmayabilir önümüzdeki sene.


CSKA Moskova ise önce Papaloukas’ı, sonra da Andersen’i elinden kaçırdı. Son Avrupa Şampiyonu’nun bazı değişimler yapması bekleniyordu yakın gelecekte. Bunun için de başarısızlığın gelmesini beklemediler. Geçen sezonki oyunuyla Avrupa basketboluna uyum sürecini atlattığını kanıtlayan Terrence Morris’i tercih ettiler. Andersen’in sakatlıklar sonrası tam olarak kendine geldiğini söyleyemeyiz. Morris ise kariyeri yükselişte olan bir oyuncu. Geçen sezon, pota altını özellikle reboundlarda domine eden bir Morris izledik. Doğru bir hamleydi Morris hamlesi. Söylentilere göre bu transfer CSKA’yı kesmemiş. Avrupa’ya dönmesi beklenen Jorge Garbajosa için de harekete geçilmiş. Papaloukas’ın boşluğu da doldurulursa herhangi bir sorun kalmayacaktır. Bu noktada Sarunas Jasikevicius ismi gündemde ki bu gerçekleşirse şu anda güç kaybetmiş gözüken CSKA’nın yeniden Avrupa’nın en büyük gücü olacağını tahmin etmek zor değil.


Attırdıkları imzalarla Olympiakos-Barcelona ikilisi, kulislerde konuşulanlarla da CSKA ön planda. Peki diğerleri? Real Madrid’de bir durgunluk sözkonusu. Takım play-offta erken havlu attı, buna rağmen kesinleşmiş tek şey Axel Hervelle’in sözleşmesini 2011’e kadar uzatmış oldukları. Kerem Tunçeri Rusya’nın yolunu tutarken, Charles Smith Efes Pilsen’e geri döndü. Smith’in yerini bir başka tanıdık isim Quinton Hosley’nin doldurması bekleniyor. Açıkçası ben Hosley’yi takdir etmekle beraber, Türkiye’de biraz abartıldığını düşünüyorum. ACB’yi domine edeceğini söyleyenlere gülebiliyorum sadece. Real’de ilk beş oyuncusu olması bile şaşırtır beni. Bu arada bir başka Karşıyaka geçmişli Gary Neal, Benetton Treviso ile anlaştı. Bu oyuncuyu orada da takip etmek gerek.


Real Madrid’deki durgunluğun benzeri Panathinaikos ve Maccabi Tel Aviv’de de göze çarpıyor. Özellikle PAO’nun bugüne kadar bir bomba patlatmamış olması hayra alamet değil. Geçen sezon Final-Four’un dışında kalmak onları motive etmişe benzemiyor. Saras’ın da gitmesine izin verirlerse, Olympiakos’un ‘Los Galacticos’u ile baş etmeleri zor görünüyor. Maccabi ise herhangi bir imza attırmadığı gibi Halperin, Morris ve Vujcic gibi 3 önemli ismi kaybetti. Aslında Euroleague’de gelinen nokta çoğu kişiyi tatmin etmişti. Ancak İsrail’de yıllar süren dominasyonun, bu yıl bozulması hiç beklenmeyen bir şok etkisi yarattı. Bundan sonra Zvi Sherf’in de yokluğunda ABD piyasasından iyi oyuncular bağlamaları şart.


Türkiye’ye gelince… Gündemin ana maddesi transfer değil de Türk Telekom ile Galatasaray’ın muhtemel birleşmesi. Transferde en hareketli takımlardan biri olmasına alıştığımız Telekom’un henüz yabancı transfer yapmamış olması bu belirsizlikle ilintili olsa gerek. Marc Salyers ismi konuşuluyor, ama birleşme kararının sonlanması bekleniyor. Asım Pars, Barış Ermiş ve Serkan Erdoğan transferleri bile yeterince korkutucu aslında rakipler için. Özellikle Serkan’ın (GS) Telekom’da çok verimli bir sezon geçirmesini bekliyorum. Yabancı piyasadaki en aktif takımımız Efes Pilsen. Ergin Ataman hamlesine daha önce de değinmiştim. Efes Pilsen’den daha farklı bir hamle bekliyordum. Transferlerle de hayal kırıklığı yaratıyorlar. Sinan Güler transferi en doğru hareket. Charles Smith konusunda da genel olarak olumlu düşünüyorum. Ataman’ın Preston Shumpert’i de yanında getirmesini umuyordum ancak Smith’in de kariyerindeki ilk Efes macerasının çok üstünde bir performans sergileyeceği yönünde bir beklentim var. 33 yaşında olması düşündürücü olsa da oyun zekasına getirileri olmuş bu yılların. Zaten hızlı ayakları olmamıştı hiçbir zaman, savunmada top çalmalarıyla var olan bir oyuncuydu. O yüzden fiziksel düşüşler, onu daha önemsiz bir oyuncu haline getirmez. Milos Vujanic ismi ise birçok soru işaretini yanında taşıyacak. Ben, Charlie Bell’i bekliyordum. Ya da Halperin-Kerem-Barış gibi çok sağlam bir oyun kurucu rotasyonu kurulabilirdi. Ataman’ın Vujanic isminde ısrarcı olduğunu da düşünmüyorum. Gerek geçen seneki Scoonie Penn tercihi, gerekse bu seneki bu iki yabancı transferi Engin Özerhun’un nostalji merakıyla açıklanabilir sadece. Vujanic, kariyeri düşüşte olan bir oyuncu. Gençlik döneminde Vlade Divac’ın lobi faaliyetleriyle, “Yeni Petrovic” olarak lanse edilen Yugoslav kısalardan yalnızca biriydi. Onların hiçbiri NBA’de tutunamadığı gibi, çok azı Avrupa’da dominant pozisyonda. Geçen seneyi büyük ölçüde mahveden Penn’den sonra Vujanic de hayal kırıklığı yaşatabilir. En azından back-up olarak bir Engin Atsür bağlanabilmeli kanımca.


Fenerbahçe’de Willie Solomon’ın takımda kalmayacağı neredeyse kesinleşti. Bu yılki final serisinden sonra onu ve Khalid El-Amin’i kaybetmek tüm basketbolseverlere evlat acısı gibi koydu denebilir. Maccabi’nin Solomon’la anlaştığı yönünde duyumlar var. Damir Mrsic’in iyice yaşlanması ve drafte katılma kararı alan uzunlar, Bogdan Tanjevic’i ve o meşhur 2010 hedefini zor duruma sokabilir. Diğer kulüpler arasında ise sivrilenler Banvit ve Mersin Büyükşehir Belediyesi gibi. Banvit’te Umut Yenice çok yararlı olacaktır. Neredeyse yerli rotasyonunu oluşturan ikiliyi Telekom’a kaptıran Pınar Karşıyaka sıkıntılı. Tab Baldwin beklerken Ayhan Kalyoncu’yu bulduk karşımızda. Baldwin’le çok büyük işler yapabilirlerdi, Kalyoncu’nun takımı hakkında konuşmak için yabancı transferini beklemek lazım. Zira, Karşıyaka yıllardır Türkiye’de en verimli yabancı transferini yapan takım. Galatasaray’da ses yok, bu anlaşılabilir yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı. Ama Ömer Ünver, Muratcan Güler falan eyvallah da Beşiktaş’taki bu durgunluk niye? Yönetime olan inancını yıllar önce kaybetmiş biri olarak bu retorik sorunun cevabını üstada, Umut Sarıkaya’ya bırakıyorum: Bilemem, ilgilenmem de…