Grup A – İsviçre


İsviçre de turnuva öncesi soru işaretlerinin hakim olduğu ülkelerden. Bu soru işaretlerinin başlıca kaynağı, direkt kalifikasyon uygulaması sebebiyle test işlevi görebilecek üst düzey maçlara çıkma fırsatı bulamamış olmaları. Son resmi maçını 2006 Dünya Kupası’nda oynayan İsviçre’nin elinde Çek Cumhuriyeti karşılaşmasında takımın neler yapabileceği konusunda referans olabilecek herhangi bir veri yok. Ancak son Dünya Kupası’nda gelen 2.tur, büyük çoğunluk tarafından başarı sayılmakta, bu da umut tohumlarının daha hızlı yeşermesini sağlıyor.

İsviçre, ülke kamuoyunda en değerli test gözüyle bakılan Almanya maçında 4-0 mağlup olunca eleştiri okları kurt hoca Jakob “Köbi” Kuhn’a çevrilmişti. Köbi, ülkede genel olarak saygı duyulan bir hoca. Aynı zamanda turnuva sonrası görevi Ottmar Hitzfeld’e devredecek olması ülke futboluna büyük yararları dokunan Kuhn’u eleştirmeden önce bir kez daha düşünmeye itiyor insanları doğal olarak. Ancak herkes şunu biliyor ki, İsviçre yıllardır arzulanan o büyük başarıyı gerçekleştirecekse, bunu bu turnuvada taraftarı önünde yapacak. Bu gerçeğin tahammül sınırlarına etkisi de ortada.


Eldeki kadro fena bir kadro değil. Avrupa Şampiyonaları, Blätter’in kudretinin kapsamında kalan bir turnuva değil tabi ama tüm futbol dünyası İsviçre’nin olayın içinde olmasını istiyor. En azından bir evsahibinin eleminasyon turlarında ilerlemesi organizasyon için çok önemli, bunu milyonların başarıya giden Alman Milli Takımı etrafında toplandığı ve kendi deyimleriyle Sommermärchen’ı gerçekleştirdiği 2006 Dünya Kupası’nda da görmüştük. Bu noktada İsviçre’nin Avusturya’dan daha avantajlı olduğu da ortada. Kadroda çekirdek kadroyu oluşturan yıllanmış isimler dışında, genç yıldız adayları da bulunuyor. Kuhn’un genç oyuncularla oynamayı sevdiği bilinen bir gerçek, bu bağlamda Gökhan İnler ve Eren Derdiyok’u izlemek de bizim için heyecanlı olacak. İkincilik için en avantajlı takımlar, kaleciden yana sıkıntı yaşamazlar ise.

1. Diego Benaglio, VfL Wolfsburg
2. Johan Djourou, Arsenal FC
3. Ludovic Magnin, VfB Stuttgart
4. Philippe Senderos, Arsenal FC
5. Stephan Lichtsteiner, LOSC Lille Métropole
6. Benjamin Huggel, FC Basel 1893
7. Ricardo Cabanas, Grasshopper-Club
8. Gökhan İnler, Udinese Calcio
9. Alexander Frei, BV Borussia Dortmund
10. Hakan Yakin, BSC Young Boys
11. Marco Streller, FC Basel 1893
12. Eren Derdiyok, FC Basel 1893
13. Stéphane Grichting, AJ Auxerre
14. Daniel Gygax, FC Metz
15. Gelson Fernandes, Manchester City FC
16. Tranquillo Barnetta, Bayer 04 Leverkusen
17. Christoph Spycher, Eintracht Frankfurt
18. Pascal Zuberbühler, Neuchâtel Xamax FC
19. Valon Behrami, S.S. Lazio
20. Patrick Müller, Olympique Lyonnais
21. Eldin Jakupovic, Grasshopper-Club
22. Johan Vonlanthen, FC Salzburg
23. Philipp Degen, BV Borussia Dortmund

Grup A – Portekiz


Portekiz turnuvaya gelirken ülke içerisinde bir ikilik sözkonusu. Bir kesim, Scolari’nin artık misyonunu tamamladığını düşünmekle birlikte, Portekiz’in iki altın jenerasyonunu kesiştiren bir döneme denk gelen ve evsahibi oldukları bir turnuvada onları hedefe taşıyamayan Big Phil’e güven duymaktan çok uzaklar. Yine aynı kesim, Figo’nun yokluğunun doldurulamadığından, Deco’nun hiçbir zaman kulüp takımlarındaki performansını milli takıma yansıtamadığından dem vurmakta. Bu kesimin eleştiri oklarını doğrulttuğu isimlerden bir diğeri de kaleci Ricardo. Hatta bu turnuvada kaleyi Quim’in devralmasını isteyenler de yok değil.

İyimser kesimde saf tutanlar ise, bu takımın Figo’yu, Rui Costa’yı, Joao Pinto’yu içine alan altın jenerasyonu bile aşacak kalitede bir hücum hattına sahip olduğunu düşünüyor, bu noktada Nani’nin, Quaresma’nın takımlarında üstlendikleri rolü dayanak gösteriyorlar. Tabi ki, en büyük güvenceleri ülkedeki en karamsar kişinin dahi büyüklüğünü sorgulamadığı Cristiano Ronaldo.


Ülke bu konuları tartışadursun, Portekiz Milli Takımı hedef için odaklanmışa benziyor. Scolari’nin eleme aşamasında Dragutinovic ile yaşadıkları çok eleştirilse de, bu olaya karşı alınan ortak tavır, takım içi bağları da güçlendirdi. Boavista ile çok parlak bir sezon geçiren biraderi Jorge Ribeiro kadrodayken Maniche’in kadroda yer bulamaması da yeni tartışmalara mahal verdi. Bu karar bana da yanlış gelse de, Almanya’nın 1 boy önünde turnuva favorim Portekiz gün itibarı ile.

1. Ricardo, Real Betis Balompié
2. Paulo Ferreira, Chelsea FC
3. Bruno Alves, FC Porto
4. Bosingwa, FC Porto
5. Fernando Meira, VfB Stuttgart
6. Raul Meireles,
FC Porto
7. Cristiano Ronaldo, Manchester United FC
8. Petit, SL Benfica

9. Hugo Almeida, Werder Bremen
10. João Moutinho, Sporting Clube de Portugal
11. Simão, Club Atlético de Madrid
12. Quim, SL Benfica
13. Miguel, Valencia FC
14. Jorge Ribeiro, Boavista FC
15. Pepe, Real Madrid CF
16. Ricardo Carvalho,
Chelsea FC
17. Ricardo Quaresma, FC Porto
18. Miguel Veloso, Sporting Clube de Portugal
19. Nani, Manchester United FC
20. Deco, FC Barcelona
21. Nuno Gomes, SL Benfica
22. Rui Patrício, Sporting Clube de Portugal
23. Hélder Postiga, Panathinaikos FC

DESTEK?


En büyük kupanın da gözyaşları arasında sahibini bulmasının ardından Euro ’08 ateşini iyiden iyiye hissetmeye başladık. “Aday kadroda kimler olacak, kimler olmayacak?” sorusunun cevabını aradık önce. Nuri Şahin, Ümit Karan, Mehmet Topuz, Fatih Tekke gibi isimlerin bu kadroda yer bulamayışı bakış açısıyla ilintili olarak zihinlerde soru işaretlerine yol açtı. Ancak Türk milleti olarak bu ve benzeri durumlarda istisnasız olarak devreye giren karakterimiz ortaya çıktı ve birkaç ‘çatlak’ ses dışında kenetlendik “Fatih Terim ve 27 Aslanı” etrafında. Eleştiriler ise her zamanki gibi “Şiddeti artacak!” notuyla birlikte turnuva sonrasına ertelendi. Bu yaklaşım çok sağlıklı görünmemekle birlikte, yıllardır ulusal takımlarımız için büyük avantaj oluşturdu bana kalırsa. Ancak gelecek bir mağlubiyetin ardından zihinlerin arkasına itilen o soru işaretleri gün yüzüne çıkacaktır yavaş yavaş.

Fatih Terim’i bekleyen ilk görev 27 olan aslan sayısını 23’e düşürmek. İlk hazırlık olan Slovakya maçı da bu amaca hizmet etti. Bazı oyuncular son şanslarını kullandılar belki de. İyi kullananlar da oldu bu son şansı. Örnekse; Kazım Kazım(!). Gökhan Gönül’ün sakatlığı hiç istemediği bir şekilde de olsa görevinde yardımcı oldu Terim’e. Servet’in sakatlık durumunun ciddiyeti bilinmez, ancak Tümer, Ayhan, İbrahim, Emre Güngör gibi isimler takımdan kesilme korkusunu ciddi bir biçimde yaşıyorlardır şu günlerde tahminimce. Mevlüt’ün gönderilebileceği de konuşulmuyor değil, ancak kadroda sadece 4 forvet görülüyor, Tuncay ve Kazım’ın kanatta değerlendirileceği düşünülünce. Bunlar arasında sırtı dönük oynayabilecek oyuncu olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu, Fatih Terim’in antrenmanlarda verdiği 4-3-2-1 sinyalleri ise tamamen ayrı bir hikaye. Açıkçası kadronun aldığı hal, Kazım’a verilen rol bu sinyallerin çok da yanıltıcı olmadığının göstergesi. Fakat o formasyondaki ‘1’i zor günlerin beklediği ortada.


Maç özeline inme konusunda çok istekli değilim esasen. Çok acemice yapılmış iki penaltı ve sonucunda yenmiş iki gol var. Ancak bu penaltıların gelişimine dikkat etmemiz lazım. İkinci penaltı, Gökhan Zan’ın bulunduğu bir savunma hattından beklenir bir gaflet anının sonucu belki ama ilk penaltı gafletle açıklanacak gibi değil. Rakibin tek forveti olan Luis Suarez’in her istediğinde defansımızın arkasına sarkabilmesi hiç hoş bir görüntü değil. Kabul, Suarez’i Ajax’a getiren de bu özelliği ama Cristiano Ronaldo, Simao Sabrosa, Nani, Ricardo Quaresma, hatta Hugo Almeida gibi oyuncuların olduğu Portekiz karşısında savunmamızın ne durumlara düşeceğini öngörmek zor değil.

Savunmamızın bu kadar kötü görünmesinin bir diğer sebebi de Mehmet Aurelio’nun yerinin Mehmet Topal’a verilmesiydi muhtemelen. Zira bizim şampiyonada ilerlememiz, savunma oyuncularının yükünü takımın diğer elemanlarına ne ölçüde aktarabileceğimizden geçecek. Formsuz bir Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül’ün sakatlığı sonrası sağ beke hapsolması olası Hamit ve Milli Takım’a seçilmenin ve beklentilerin sarhoşluğu içerisindeki Mehmet Topal’la bunu ne kadar başarabileceğimizi göreceğiz. Tuncay-Arda-Yıldıray-Kazım-Tümer oyuncu grubundan üçünün aynı anda forma giydiği hiçbir maçın kolay geçeceğini sanmıyorum bizim adımıza.

Her şeye rağmen Milli Takım’ın yararına olacağına inanılıyorsa bugün için sorgulamadan arkasındayız tüm kafilenin. Moda tabirle: “Hep destek, tam destek”