2012 Yılında 20 Yaşına Basacak Olan Yunus

Geçtiğimiz hafta içerisinde Riga’da U19 Dünya Basketbol Şampiyonası heyecanı vardı. Heyecanı fişekleyenlerse ev sahibi taraftardan çok -Bülend Özveren’in hepimizin kafasına vura vura öğrettiği gibi- Letonya’nın güney komşusu olan Litvanya’dan gelen basketbol aşıklarıydı. Sonunda şampiyonluğa ulaştılar ve ülkenin en büyük cevherlerinden Jonas Valanciunas’ı 23 sayı, 13.9 rebound ile bitirdiği bir turnuvadan sonra yerecek değilim, fakat buradan dış basına servisi yapanların neredeyse tümünün Litvanyalı olduğunu göz önüne almak da önemli. Yeni bir Arvydas Sabonis çıktığı gibi bir yanılgıya kapılmamak adına…

Jonas’ın burada çok da vasat olmayan uzunlar karşısında yakaladığı rakamlar gerçekten de takdiri hak ediyor. Öncelikle herkesin gözlerini üzerine çevirdiği bir ortamda, Amerikalılar dahi ‘koşun koşun, bizim yeni çocuğun maçı varmış’ diye birbirleriyle yayın paylaşırken psikolojik kararlılığını hemen hiç elden bırakmadı. Açıkçası başına daha fazla dert açmasını beklediğim faul problemi bile çok fazla endişe konusu olmadı. (Yine de bir üst seviyeye geçişte, bundan en azından bir süreliğine muzdarip olmaması beni şaşırtır. Nerede duracağını henüz tam olarak kestiremiyor ve kolları fazla aktif.) Spot ışıkları böylesine yoğun biçimde üzerindeyken, takımının lideri olduğunu maçların en kritik dakikalarında göstermekten geri durmaması olumluydu. Burada kendi yeteneklerine rağmen, uzununu kullanma konusunda ekstra istekli olan oyun kurucusu Vytenis Cizauskas’tan da önemli bir yardım aldığını söylemeliyiz. (Ayak çabukluğu biraz kaygı veriyor insana ilk bakışta, ama gençliğinde Sarunas Jasikevicius’u yakından izlediği belli. Belki onlarda da “Altyapılardaki gençlerimiz bu hareketleri dikkatli izlesinler” diye uyaran bir İsmet Badem vardı.) Genel olarak ilk yarılarda maç istatistiği yapıp, ikinci yarılarda ayağını frene götürdüğünü gördük ancak Litvanya’nın çoğu maçta rakiplerine henüz ilk yarıda vurup geçmesinin doğal sonucuydu bu. Antipatik olmak uğruna ikinci yarılarda da hücumu forse etmeyi seçip, zaten direnci düşmüş rakiplerinin üzerinden Wilt Chamberlain istatistiklerine götürebilirdi işi. Özellikle bu tip altyapı turnuvalarındaki bu ortamlar, bir yıldız adayının karakterini kestirme noktasında önemli fırsatlar sunar. Jonas bu testi de geçti.

Oyununun gösterdiği güçlü yanlar, geçen sezon Lietuvos Rytas’ta bulduğu sürelerde onu özel olarak kesenlerin not düştüklerinden pek de farklılık göstermiyordu. Fakat beni düzenli olarak gelen 20-20 performansları sırasında dahi hayal kırıklığına uğratabilen bir yönü vardı dikkat çekmek istediğim. Daha önce iyi bir hustle oyuncusu olarak nitelediğim ve oyunun her anını aynı yoğunlukta yaşadığını gözlemlediğim Jonas, bazı maçlarda savunmada çok fazla kaçak dövüştü. Ribolara ve bloklara yoğunlaşırken, bire bir savunmada aynı etkinliği göstermesini engelleyen bir mantalitenin etkisindeydi. Örnekse çeyrek finalde eşleştiği ve 1993 jenerasyonunun en iyi uzunu olarak gösterilen -hatta Eurohopes tüm Avrupalılar arasında 1 numaraya koymuş- Przemyslaw Karnowski karşısındaki savunmasına bakabiliriz. Leh uzun o gün standartlarının çok altında bir hücum başlangıcı yapıp, toy dönemlerindeki Nedim Dal’ın bile gıptayla seyredeceği 4/16 gibi bir şut yüzdesiyle girdi maça. Bunların el üstünden atılmış orta mesafe şutlar olduğunu düşünmeyin, 10 tanesi falan Jonas’ı ekarte ettikten sonra içine çok kolay bırakması gereken toplardı. Maç sonunda biraz daha ritme girip 7/21 seviyesine çeken Karnowski, kaptan Michal Michalak’a maçın başından beri beklediği yardım elini uzatan adam olmuşa benziyordu ki sakar bir beşinci faulle kendisini saf dışı bıraktı. Onun da kumaşı iyi aslında, normalde de bu kadar kötü bir bitirici değil. (Son gün pota altında çok zayıf olmayan Hırvatlar’a karşı 11/17 ile 29 sayı buldu mesela.) Zamanında bizim Oğuz Savaş’ta gördüğümüz sendromun bir benzeri geldi başına galiba ama atletizmi çok ışık vermiyor -düztaban bile olabilir- bu yüzden Avrupa için daha uygun bir topçu gibi. Valanciunas bu maçı da 26-24 ile kapamasına rağmen birkaç önemli soru işareti bıraktı yani, o yüzden rakamlara çok çabuk kanmamak gerek. Karnowski’nin atletik handikaplarını bilmek belki o 24 reboundu da normalleştirecektir gözünüzde, turnuva boyunca Polonya’nın rebound lideri de şutör guard Michalak oldu zaten.

23-14 evin arka bahçesinde de yapılsa düğmeleri ilikletecek bir performans hakikaten. Fakat lokavt döneminde işsizlik korkusu çeken, ‘yarın gazeteye hangi manşeti atacağız bakalım’ diye kıvranan bazı Amerikan yazarlarından sizi korumak da benim görevim. Ya da tarafsız ama fazla heyecanlı bulduğum Jonathan Givony gibilerinden… Bu hedefe yönelik kullanılan hileli cümlelerden en popülerini mercek altına alalım:
“Valanciunas bu seviyede bu istatistikleri yapan ikinci oyuncu. Daha önce 2003’te Andrew Bogut 26.3 sayı-17 rebound ile oynamıştı, o günden beri böyle dominant bir uzun görmemiştik.”
Evet, bu seviye ile kastettiğimiz sadece ve sadece U19 seviyesiyse söylediğiniz doğru. Geçen sezon Beşiktaş forması giyen bir başka Avustralyalı A.J. Ogilvy’nin yaptığı 22-10 da bu denli göz ardı edilmeyi muhtemelen hak etmiyor, fakat sizin meramınıza hizmet etmediği için bunu yok saymanızı kabul edebilirim. Sonuçta bir dönem Vandy’de vadettiklerinin çoğunu yerine getirememiş ve sürgüne zorlanmış bir adam Ogilvy. Fakat henüz dört sene önce Madrid’deki U18 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Kosta Koufos’un yakaladığı 26.5 sayı, 13 rebound ve 3.5 blok ortalamalarını yok saymak için tartışmalı bir “bu seviye” tanımından fazlasına ihtiyacınız var. Ben kül yutmam! Koufos o turnuvada Valanciunas’ın karşılaştığı uzunlardan daha kötüleriyle karşılaşmamıştı. Örneğin Litvanya’ya karşı 37-20 yaptığında karşısındaki uzunlardan biri bu sene lotaryadan seçilen -kontratındaki sıkıntı olmasa Valanciunas’ın bu kadar gerisine düşmesi de beklenmeyen- Donatas Motiejunas’tı. Ya da Sırbistan maçını domine ederken bu sene draft edilen bir başka isim Milan Macvan’a karşı 33-13 yapmıştı.

Bugün Koufos şu lokavt ortamında dahi Avrupa’dan çok fazla rağbet göremeyen, bench sonunda size 6 faulden fazlasını verecek bir fizikten fazlası olmasını beklerseniz hayal kırıklığına uğrayacağınız bir uzuna dönüştü. Bu yolda öyle majör bir sakatlık geçirdiğini de söyleyemiyoruz. Yani aslında bu seviyede Jonas’ın yaptığına benzer rakamları yapan son oyuncu, NBA’de geçirdiği dört sezonda sadece 9 maça ilk beş çıktı. Ortalamalarıysa 3.5 sayı ve 2.5 rebound olarak şekillendi, 35-25 değil… Üzücü olan bir diğer durumsa, bu performanslar üzerine Valanciunas’a ‘biggest steal of this draft’ etiketini yapıştırmakta beis görmeyen bir grup yazarın birkaç ay önce Enes Kanter’in 2009 yazında Metz’de yaptığı 18-16 ortalamaları hakkında derin şüpheler duyuyor olmalarıydı. Bu rakamların yeterince rekabetçi bir ortamda yapılmadığını, karşısında Enes’i fiziken rahatsız edebilecek düzeyde birilerinin olmadığını sıralamak için nasıl da can atıyordunuz Jonathan? Evet altyapılarda bir oyuncunun 18 ve 19 yaşındaki halleri farklılık gösterebilir, 28-29 arasındaki farka benzemez örneğin. Ancak Valanciunas’a U19 seviyesinde yaptıklarıyla o etiketi bahşedebiliyorsanız -beşinci sıradan seçilmiş bir de bu adam, bahse konu etiket fazla iddialı- U18 seviyesinde Valanciunas’a karşı 35-19 yapan Kanter için ‘birtakım lise maçları dışında yorumlarımızı üzerine inşa edebileceğimiz tek bir materyal sunmuyor’ demeniz tarafsızlığınızın sorgulanmasına yol açabilir.
Öte yandan Valanciunas’ın yeni bir Koufos olacağını hiç zannetmiyorum. Basketbol hukukundaki adi karinelerden biridir: “Rebounding translates.” Tek başına Jonas’ın bu alandaki üstün yetileri bile onu iyi birkaç kontrata götürecektir. Fakat Bogut gibi bir hücum portföyü oluşturabilmesine de hiç ihtimal vermiyorum. Şu anda şampiyonanın birinde, çok farklı zamanlarda ve çok farklı şartlar altında benzer istatistikler yapmış olmaları dışında elle tutulur fazla ortaklık da bulamıyorum oyunlarında. Sıkça yapılan Andris Biedrins kıyası ise güzel bir kıyas, oradan devam edelim. Hiç olmazsa 2 yaklaşık falan çıkar.
Fakat Jonas’ı bekleyen en büyük açmaz -diğer çaylaklardan farksız olarak- NBA’in gelecek sezonunun üzerine çöken lokavt bulutları. Rekabetçi basketbol oynamadığı her yeni gün onun gelişimini bir adım geri götürmeye namzet. Enes açısından bakınca durum daha da sancılı belki, fakat kalıplı NBA uzunlarıyla biraz idman yapması bire bir savunmasını yeterli düzeye çekebilmesi ve çaylak hatalarıyla çok zaman kaybetmemesi için kritik olacaktı Jonas adına. Ve Jonas buna her şeye rağmen Enes’ten daha fazla ihtiyaç duyuyordu.
NBA için iyi bir savunmacı profiline dönüşmesi yolunda yukarıdaki çekinceleri beraberinde taşıyan bir adam için Toronto’nun doğru adres olduğunu söylemek hayli zor olurdu. Bu yazdan önce… Dwane Casey onun için büyük bir şans. (Ülke basketbolu için de çok büyük şans. Kanada’nın bütün altyapıları Casey’nin emrine sunulmalı, bu şans kullanılmalı.)

Eski Ahit’e göre Yunus Peygamber (Jonas), Tanrı’nın Nineve’ye gitmesi yönündeki emrine karşı çıkıp Tarşiş’e gitmeye kalkınca gemisi fırtınaya tutulur ve bunun üzerine tayfalarınca denize atılır. Denizde büyük bir balık (Matta’ya göre balina) onu yutar, balığın karnında üç gün kalan Jonas tövbe edip yakarınca Tanrı’nın emriyle balık onu karaya kusar. Lokavt üç gün sürmeyecek, Jonas’ın yakarışlarının da sürece yardımcı olacağını sanmıyorum. Fakat balinanın midesinde geçireceği zamanda yapacakları çok önemli. Bu balina olmaya en yakın isim belli ki Casey… Takımın savunma alışkanlıklarını değiştirmek, daha doğrusu takımdaki savunmama alışkanlığını kırmak istiyorsa işlere bu çocukla başlaması yerinde olur. Eğer Jonas’ın pisliklerinden arınmasını sağlayacaksa, Casey’nin karnında geçecek bu lokavt süreci yararlı bile olabilir.


Bu da son metaforumu okurkenki ifadesiymiş Valanciunas’ın, ne dese haklı… Turnuvada göze çarpan diğer yetenekleri de ayrı bir yazıda derlerim.
Güncelleme: Savaş Birdal uyandırdı. Ben buyout sorunun çözülmesini çok yanlış anlamışım, gelecek sezonu her halükarda Litvanya’da geçirecekmiş Valanciunas. Gitti balina metaforu işte…

YF 2011 Blog #5: The Outsiders


Aslında bu sınıftaki esaslı sleeper adaylarımın bir kısmını (Tyler Honeycutt ve Darius Morris) burada detaylı bir şekilde ele almıştım, bazılarını da (sağlıklı bir Reggie Jackson ve Nikola Mirotic) hazırladığım mock draft kapsamında bir dalavere yapıp hak ettikleri sıralardan seçtirdim. Bir sınıfın kalitesini belirleyebilecek parametrelerden olan 20-40 aralığındaki -bir başka deyişle draftin omurgasındaki- yetenek seviyesine baktığımızda, bu açıdan da çok tatminkar bir sınıfla karşı karşıya olmadığımızı görüyoruz. Zira son çekilmeler yaşanmasaydı, şimdi lotaryadan gidecek elemanların bir kısmı burayı zenginleştiriyor olacaktı. Ancak yine de birkaç yıl sonra tatlı sürprizler haline geldiğini görebileceğimizi tahmin ettiğim yakışıklı topçular var. Aşağıda 10 tane ismi sıralayacağım, ancak bunlarda tam isabet yapmayacağımın ben de farkındayım. Muhtemelen bazılarını şu anda genel menajerlerden uzaklaştıran birtakım özellikleri onlara yolculuklarının daha hemen başında engel olacaktır. Diğerleri de hiçbir zaman lotarya seçimlerinin bulduğu fırsatları bulamayacak, kariyerlerini ‘acaba’ soruları eşliğinde bambaşka yerlerde sürdürecektir. Yine de bir şansımızı deneyelim…

Malcolm LEE
UCLA, Jr.
6′ 5”, SG
Riverside, California (1990)

Listeye UCLA kontenjanından girmedi, hemen yargılamayın. Zira son üç sezonda en çok küfrettiğim topçular listesinde, Nikola Dragovic ve Jerime Anderson’ın hemen arkasında gelirdi. Lee-Anderson kombinasyonu benim için Manchester United’daki Nani-Anderson ikilisi kadar acı verici olabilirdi. Ancak son sene özellikle savunma alanında potansiyelinin üst seviyelerini zorlamasıyla takdirimi kazandı. Son yıllarda Ben Howland’ın sisteminden çıkmış hemen hemen tüm kanat oyuncuları, kolejde ışığını vermedikleri NBA kariyerlerine haiz oldular. Burada istisna olabilecek iki adam da soluğu Türkiye’de aldı ve birisi geçen sezonu ligin sayı kralı olarak tamamlayıp, transfer olduğu takımla final oynadı. (Michael Roll ve Josh Shipp’ten bahsediyorum.)

Aslında Lee’nin oyununun en çok o istisnalardan biri olan Shipp’e benzediğini kabul etmeliyiz. Acayip bir atlet. 6′ 10” kanat açıklığına, pozisyonunda pek sık görülmeyen bir üst yapıya ve yine tatmin edici bir hıza sahip. Shipp’in aksine NBA için yeterli olabilecek bir hücum kumaşına da sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ona oranla eksik olan yanıysa doğru karar verme yetisi -ki küfürler de tam olarak bu noktada devreye giriyor. Fakat özellikle son dönemde Howland’ın kendisini oyun kurucu bölgesinde değerlendirmeye başlamasıyla birlikte orada da bir gelişim sağladığını gördük. Son dönemde baş gösteren kolej oyunuyla dikkatleri çekemeyip, NBA’de başarılı rotasyon parçalarına dönüşen UCLA oyuncuları trendini Honeycutt ile birlikte devam ettirebilirler. Hatta Lee oyun kuruculuk yetenekleri konusunda genel menajerleri ikna edebilirse farklı senaryolar da izleyebiliriz.

Buradaki kör nokta ise zeka gelişimi konusunda bu yaştaki adamlar için bilimin çaresizliği. Daha istikrarlı bir jump shot da şart, ancak geçen ayki workoutlarda bu konuda da ışık vermiş. Geçen sene Partizan’da oynamış bir Avrupalı olsa, bu sınıfta muhtemelen ilk tura kapağı atardı.

Chandler PARSONS
Florida, Sr.
6′ 10”, SF
Winter Park, Florida (1988)

Lee hakkında yazdıktan sonra Parsons’a geçişi çok hızlı yapmamak gerekiyor, ben de nefeslenmek için mutfağa uğrayıp kahve yaptım. Gece uzun… Özel zevklerinin başında hiç harcı olmayan şutlara kalkışmak gelen Lee’nin aksine, Parsons basketbol zekası yüksek bir çocuk ve genelde doğru kararları veriyor. Ancak Florida kampüsüne 2007 yazında adım atan ve o dönemin en parlak öğrencisi olan Parsons’ın buna rağmen en kritik anları savunmacısının gölgesinde geçirmesi, gelen şutları kullanmaya cesaret edememesi, kısacası sezonun karar verici anlarında istikrarlı olarak sırra kadem basması en büyük çekince noktası.

Önünüzdeki malzemeye baktığınızda 6-10 boyunda, averajın hayli üstünde bir atlet görüyorsunuz. Belki de bu kısa forvet sınıfında ancak Jan Vesely’nin rekabet edebileceği bir fizik… Yukarıda değindiğimiz basketbol zekasına, ortalama üstü bir saha görüşünü ve gelişkin bir pas yeteneğini ekleyin. Göz ardı edilmeyecek bir point-forward hamuruna sahip. Şutu çok kötü sayılmaz, NBA üçlüğüne adaptasyon gösterme konusunda da son aylarda önemli mesafe katettiği yazılıyor.

Video: Chandler Parsons – Pre-Draft Workout

Lige facilitator etiketiyle gelen yeni beyaz kısa forvetler için popüler bir referans noktasıdır Mike Dunleavy Jr. bildiğiniz gibi. Memur ailesine Dunleavy Jr. olmaya en yakın isim o belki, fakat bu gece o oyuncu profilinin ilk tura soktuğu tek adam Kyle Singler olacakmış gibi gözüküyor. Nedeniyse basit, yukarıdaki videoda söylediğinin aksine Parsons’ın kolej kariyeri boyunca hiçbir zaman bir winner olamaması. Burada Florida’nın dönemsel başarısızlığından çok, Parsons’ın rekabetçi düzeyde spor yapan bir atletin sahip olması gereken güdüleri fıtratında bulundurmamasını kastediyorum. Yine de Sedat Koç’la da konuştuk, bu çocuğu Los Angeles’a istiyoruz.

E’Twaun MOORE
Purdue, Sr.
6′ 4”, SG
East Chicago, Indianapolis (1989)

İlk izlediğim dönemlerde bana Ben Gordon’ın oyununu anımsatmıştı. Bahsettiğim dönemler, açık ara en kötü yüzdeyle şut attığı sophomore sezonuna denk gelmesine rağmen. Daha sonra Gordon’a bahşedilen atletik meziyetlerden yoksun olduğunu fark ettim. Fakat bu defoyla yaşamayı öğrendi, her gün daha iyi şut atmaya ve menzilini daha dışarı çekmeye başladı. İlk adımı da belki Gordon ile kıyaslanabilecek düzeyde değildi, ancak Big Ten gibi rekabetçi bir konferansta işini görmeye yetiyordu. Senior sezonunda en son rastladığımda Ohio State potasına 38 sayı bırakıyordu, 7/10 üçlük sokarak. Bu kadar yukarıda bıraktığım son prospect Jack McClinton idi galiba, Türkiye’de bile olduramadı eleman. Ama onun oyununun bir üst seviye için daha fazla kapatılamayacak handikap taşıdığını düşünüyordum, yanıldığım söylenemez. Gözlemciler bu çocuğu undersized olduğu ve tek yönlü bir hücumu aşamadığı için hor görüyorlar. Fakat iyi yaptığı işi bu alanın en iyilerinden biri olabilecek düzeyde yaptığını hesaba katmıyorlar. Son dönemde onları yanıltan benzer profilde isimler arasında Wesley Matthews ve Gary Neal gibi örnekler var. Özel örnekler… Moore’u bu zincirin son halkası yapacak özellik ne?

Parsons sonrası sağlam bir kontrast yaratacak bir kez daha fakat Moore’u tanımlayacak ilk kelime şu: Winner. Can Birand’ın Shelvin Mack için yazdıkları da hafızamızda henüz tazeyken, bu listede yer bulanın nasıl o değil de Purdue ile en çok Sweet Sixteen’e kadar gidebilmiş Moore olduğunu sorgulayabilirsiniz. Fakat dört senelik kolej kariyeri sonunda, Glenn Robinson’ın 1994 yılında top pick olmasıyla noktalanan Purdue günlerinin önüne geçen bir galibiyet yüzdesi elde ettiklerini görmek çok zor değil. 2009’da Big Ten turnuvasında şampiyon olan, 2010’da ise güçlü konferansı kazanarak bir adım ileri giden takımın Robbie Hummel üst üste iki sene ACL yırtmamış olsaydı meydanı yine Butler’a bırakıp bırakmayacağını da sorgulamalısınız. Bu takımda dört yıllık kader ortağı JaJuan Johnson dışındaki tek elle tutulur yardımcısının yokluğunda bile kolay kolay pes etmediğini ve gerçek bir lider karakteri çizdiğini gördük E’Twaun’un her yeni maçta…

Masaya koyduğu elit dış şutörlüğünün yanında (son senesinde %40 ile üçlük attı) hiçbir temel departmanda çok zayıf değil. Vücuduna biraz daha kütle katsa hiç fena olmaz, ama bu haliyle de ortalamanın üstünde savunmacı. Klasik bir oyun kurucu olarak görev yapması kolay değil, ama iş zora girince oradan süre kapabilir. Bu draftte rakipleri olan diğer şutör guardların hepsinden daha fazla sorumluluk aldı geçen sezonki Purdue takımında Moore, maç başına 17.6 top kullanmış. Fakat topa bu kadar hükmeden bir 2 numara olarak, en düşük top kaybı oranıyla (yalnızca %9.2) bu sınıfta yine zirveye çıkıyor. (Oyun kurucu dakikaları için önemli kriter.) Kullandığı top başına bulduğu 1.0 sayı da yine sınıfının en iyisi -ki bunun da kullanılan top sayısıyla ters orantılı salınması beklenebilirdi.

Rakamlar güzel, bunun yanında buraya yansıması beklenmeyecek intangibles konusunda da kesinlikle hiçbir soru işareti yok. NBA atletizminden yoksun olduğunu söyleyerek kestirip atmak bence çok adil değil. Zira bu dekatlon gibi bir şey değil. Sporcular sırayla belli yarışmalardan puanlar toplayıp ilerlemiyor mesela. O yüzden çembere kolunu sokabilecek bir atletizmin yokluğunda da oyunun temel amacına hizmet edecek şekilde yarar sağlayabiliyorsan iş bulursun.


İkinci turdan gittiğinde birçok genel menajer için pişmanlık sebebi olabileceğini düşündüğüm dört isim daha var.

Norris Cole – Cleveland State, Sr. – 6′ 2”, PG

Charles Jenkins – Hofstra, Sr. – 6′ 3”, PG/SG

Jordan Williams – Maryland, So. – 6′ 9”, C

David Lighty – Ohio State, Sr. – 6′ 7”, SG

Bu aşağıdakiler de oyunlarının bir kısmını NBA basketboluna tercüme etme konusunda sıkıntı yaşaması muhtemel, “Bari benim buradaki takımıma gelsin” dedirten topçular. İstanbulspor yönetimine raporu sunacağım, o yüzden piyasalarını pek de yükseltmek istemiyorum.

Keith Benson – Oakland, Sr. – 6′ 11”, C

Brad Wanamaker – Pittsburgh, Sr. – 6′ 3”, PG

Andrew Goudelock – College of Charleston, Sr. – 6′ 3”, PG

YF 2011 Mock #3: Bakın Çok İlginç Bir Şey Yapacağız

Üçgen biçiminde birbirimize takacağız. Ben Cem Bey’e takacağım, Cem Bey Can Bey’e takacak, Can Bey bana…

Mock yapacağız, ama muhabbet takımların bu gece neler yapacağı üzerinden değil benim o anki seçim yetkisini elimde bulundurmam durumunda tercih edeceğim isimler üzerinden dönecek. Radikal sıralarda radikal isimler çıkabilir, dikkat.

Draft gecesi takassız olmaz elbet, hatta bu yıl gelen haberlere ve CBA sıkıntısına bakılırsa en hareketli draft gecelerinden biri görünüyor ufukta. Kafamıza göre senaryo yazıp konudan iyice uzaklaşmamak adına takasları hesaba katmıyoruz, 17 Mayıs’ta belirlenmiş olan sıralama üzerinden gidiyoruz…

1- Cavaliers (via Clippers)

Takımın geleceğini değiştirebilecek oyuncuyu seçme şansı her zaman geçmiyor elinize. Cavaliers bunu son on yıl içinde ikinci kez elde etti. İlkinde gayet başarılıydılar, farklı sebeplerden kötü bitti hikaye. Bu sefer doğru isim Kyrie Irving. LeBron James gibi bir yıldız olarak gelmiyor lige, ama alt limiti elit bir point guard. Tavanı ise oldukça yüksek, Irving’i es geçip yıllarca alay konusu olma riskini alamam.

2- Timberwolves

Bu seçimi yapmadan önce kendimi David Kahn’ın olduğu pozisyona koymakta sıkıntı çekiyorum. En azından daha önceki birkaç pickte onun yerinde olabilsem, şimdi ikinci sıradan seçiyor olmazdık zaten… Bu draftte Wolves’a uygun bir oyuncu göremiyorum açıkçası. Bu picki takas etmek için elimden geleni yapardım. 13-17 arası bir yerlere inmeye çalışırım, oradaki şutör guardlar ilk hedefim olur. İnemezsem de verir picki alırım güzel bir topçu. Neyse, takaslar olmadan değerlendireceğiz dedik…

Şu anda masadaki oyuncular arasında kanıtlanmış yetenek Derrick Williams. Kadroya Williams’ı da yazıp şöyle bir bakıyorum. Bütün takım aynı boyda resmen, şaka gibi. Williams’ı seçip 3 numarada oynatmaya çalışarak harcamak mantıklı gelmiyor. Guard seçelim desek takımda Flynn-Ridnour-Rubio bir arada nasıl oynayacak o belli değil. Ricky Rubio’yu anca ikna edebilmişiz gelmeye zaten, bırakalım da rahat rahat oynasın biraz. Cesur bir hamleyle Enes Kanter’e yöneleceğim. High risk, high reward. Kevin Love da, Enes de harika ribaundcular ama ikisi de dışarıdan oynamayı seviyor. Enes’i biraz daha pota altı silahı haline getirebilirsek, gayet güzel bir ikili olurlar. Enes-Love-Beasley-Wes-Rubio beşiyle sahaya çıkmayı denersek lise çocuklarına karşı oynuyormuşuz gibi bir hava oluşabilir.

3- Jazz (via Nets)

Gece başlamadan önce gerçekçi hedefler Brandon Knight ve Enes’ti aslında. Williams’ın buraya kalması kafaları karıştırdı biraz. Ama Wolves’ta yaşanacak problem burada da var. Jefferson-Favors-Mehmet-Millsap pota altında kendine yer bulması çok zor Williams’ın. Yine 3 numaraya evrilmek zorunda kalacak. Al-Jeff ve Memo’nun takımda kalan sürelerinin çok fazla olduğunu düşünmüyorum, ama Favors-Williams-Hayward çekirdeği de pek hoş gelmiyor kulağa. Ayrıca Devin Harris bu takımın guardı olmamalı. Yine cesur bir hamleyle tablodaki en yetenekli oyuncuyu bırakıp workoutlarda beğendiğimiz Knight’a yöneleceğim. 5 yıl sonra Utah için çok daha doğru bir seçim olarak görüneceğine eminim Knight’ın.

4- Cavaliers

İlk sıradan Irving’i seçtikten sonra, 4. sıraya gelindiğinde Enes ve Derrick seçilmiş olsa bu picki alıp çöpe atmak mantıklı olurdu, ama ilginç bir şekilde Derrick kaldı. Pozisyon konusunda sıkıntıları var tabii ki ama buradan da aşağıya düşecek kadar karanlık değil geleceği Williams’ın. Biraz kaliteli bir uzun olsa draftte (yazar burada Jared Sullinger’a sesleniyor) yine düşünürdüm bu seçimi yapmadan önce, fakat şu durumda düşünecek fazla bir şey yok. Kariyerinin sonuna gelmiş Antawn Jamison’ın ardından yıllardır kanayan yara stretch forward rolünü üstlenecektir. Draftteki en iyi iki ismi alarak geceyi mutlu bir şekilde noktalayabiliriz.

5- Raptors

Toronto uluslararası oyuncuların oynamak istediği bir şehir diye kötü bir etiket yapışmış üzerimize. Bismack Biyombo, Jan Vesely, Jonas Valanciunas gibiler kabak gibi ortada olan doğru picki görmemizi engellemeyecek bu sefer. Kemba Walker draftin en büyük winnerı, tarihi boyunca kaybetmiş bir franchise için doğru isim. DeMar-Kemba backcourtuyla bu takımı değiştirmek gerek artık. Hatta Ed Davis’i de yaz sen oraya, güzel üçlü oldu bunlar.

6- Wizards

Takas sonrası harika performans gösteren Jordan Crawford (bu duruma Wizards’tan daha çok sevinen birisi varsa Bill Simmons’tır) ve John Wall ikilisiyle en azından guard rotasyonundaki sorunlar oldukça azaldı. Onun dışındaki her pozisyon sakat şu anda. Özellikle pota altında kafaların değişmesi şart. McGee-Blatche çok acayip kafalardalar çünkü, güzel kafalar. Takımın acelesi yok, gelecek sezon NBA’e gelememe riski olsa da Valanciunas’a yönelmek mantıklı. Bir yıl daha bu seviyelerde geçer ve belki iyi bir pick daha gelir gelecek yıl. Jonas’ın da gelişiyle güzel günler başlar…

7- Kings

Marcus Thornton 2 numarayı iyi idare ediyor gibi görünüyor şimdilik. Tyreke Evans’ın omuzlarından oyun kurma yükünü kaldıracak bir guard gerek ama draftte eli yüzü düzgün üç tane oyun kurucu var zaten… Kawhi Leonard tablodakiler arasında tavanı en yüksek isim, şutunu biraz düzeltebilirse. Yine kariyeri Sacto’da başlayan Gerald Wallace nokta atışı olur gelebileceği seviye için. Harika ribaundcu, o taraklarda pek bezi olmayan Jason Thompson’a yardımcı olur.

8- Pistons

Yılların Pistons’ı, şehrin ruhu geyiği yapmaya gerek yok, bu takım savunmada sıfır. İyi atıcılar var, ama sadece atıyorlar. Greg Monroe’nun kumaşı kaliteli, yanında iyi bir savunmacıyla yükselir gibi geliyor. Draftin en iyi savunmacılarından, güzel insan Biyombo çok şey katar bu takıma. (Grantland’deki röportajını kaçırmayın, özellikle kız arkadaş muhabbeti ne kadar saf bir çocuk olduğunu gösteriyor. Tık!) Yürekse yürek, ruhsa ruh…

9- Bobcats

Yıllardır ligin en kötü hücum eden takımına iyi bir skorer çıkarmak gerek bu sıradan. Jimmer Fredette ilk aklıma gelen isim ama Adam Morrison faciasından sonra kolej yıldızlarına karşı bir tereddüt var. Klay Thompson uygun fiziği, uçsuz bucaksız şut menzili, perdeleri kullanmadaki etkinliğiyle takım için skorer olarak diğerlerinin bir adım önünde. California çocuğunu doğu sahillerine getiriyoruz.

10- Bucks

İlk hedef Klay gitti ama Koç Thorpe’a göre draftin en yetenekli üçüncü oyuncusu, ikizlerden Marcus hala tabloda. Ersan İlyasova’nın Avrupa’ya döneceği de kulağımıza gelen bilgiler arasında… Andrew Bogut’u rahatlatacak derecede potadan uzak oyunu ve farklı hücum silahları bulunan Marcus Morris’i ıskalamamak lazım bu sıradan.

11- Warriors

Kanat oyuncuları ve guard rotasyonu sağlam ama geleni potaya buyur ediyorlar. Arkada da kapıcı birisi olmayınca savunma evlere şenlik. Penetre edeni potadan savuşturacak bir oyuncu yok ama kaliteli savunmacı, aklı başında, potansiyeli yüksek Tristan Thompson var. Oyunu sadece rakip yarı sahada oynayan David Lee’nin arkasına güzel bir yedek olur ilk yıllarda. Draft öncesi röportajlarda çok olgun konuştu Tristan -ve öyle bir oyuncu bu takımın profiline bir türlü oturmuyor- ama artık Golden State’te bazı şeyleri değiştirme vakti…

12- Jazz

Jimmer 12. sıraya kalınca 3. sıradan yaptığımız Knight seçimi çok anlamsız oldu. Takımda Harris de olsa, üzerine Knight da gelecek olsa seçme imkanı varken Mormon kardeşini seçmeyenleri bu şehir affetmez. Harris’ten bir şekilde kurtulup Jimmer-Brandon ikilisinin üzerine yapılır bu takım. Hem atan, hem attıran güzel bir ikili…

13- Suns

İlk hedef ribaundcu bir uzundu fakat tepelerden gitmesi beklenen Vesely lotaryanın sonuna kalmış durumda. Bu kadar kaliteli bir prospect hala seçilmemişken, takımın gereksinimlerini arka plana atmak gerek. Vesely kötü bir ribaundcu, çok kötü bir şutör ve bu iki yönüyle Suns’ın aradığı oyuncu profilinin kesinlikle dışında. Ama takımın başında Steve Nash varsa hiçbir oyuncu hakkında ümitsiz olmamak gerek. Müthiş atletik yetenekleriyle hızlı hücuma çok uygun. Şutunu geliştirmesi için de gayet rahat bir ortam var. Kendisini daha fazla terletmeden sahneye alalım…

14- Rockets

Takımda üç tane 7-0 üzeri oyuncu var. Birisi 35 yaşına geldi, diğerinin kariyeri sakatlıklar yüzünden bitti gibi, üçüncünün kariyeri aslında hiç başlamadı. (Thabeet Thabeet!) Chuck Hayes hem çok kısa, hem hücumda çok kısıtlı. Donatas Motiejunas skor üretmeyi bilen bir topçu ve fiziği yüzünden savunulması zor. Rockets için ideal. Paket yapalım, alıyoruz biz bunu.

15- Pacers

Deadline öncesi çocuklar evrakları yetiştiremediği için O.J. Mayo elden kaçtı. Neyse ki takım içinde belki de ondan daha faydalı bir skorere dönüşecek Alec Burks hala listede.

16- 76’ers

Markieff Morris ihtiyaçları en çok karşılayan uzun gibi görünüyor kalanlar arasında -aslında biraz daha fizikli ve alçak post oyunu gelişmiş bir uzun daha iyi olabilirdi. Yine de savunması, sertliği ve yayın gerisine kadar çıkabilen oyunuyla Markieff fark yaratabilecek bir tercih.

17- Knicks

Amare Stoudemire’ın yanına potayı savunan bir kaleciden ziyade, alan açabilecek bir uzun gerekiyor. Shawne Williams’ın bu kadar süre almasının sebebi de bu. Hızlı tempoya ayak uydurup uyduramayacağı biraz tedirgin etse de, hem alan açacak hem de undersized kalmayacak Nikola Vucevic ilaç olabilir. Prudential Center’da yuhalanmayı göze alarak seçiyorum Nikola’yı.

18- Wizards (via Hawks)

Pota altına uzun vadede çok iyi sonuçlar verebilecek takviyeyi yaptık, şimdi bir kanat oyuncusu bakıyoruz. Atıcı olmasına gerek yok -takımda yeterince kara delik var zaten- savunmada kaytarmasın yeter… Bu iki özelliğe fazlasıyla sahip bir isim var: Chris Singleton. Harika bir savunmacı ama ‘atıcı olmasına gerek yok’ derken bu kadar da dememiştik aslında…

19- Bobcats (via Hornets)

Üstteki pickle Klay’i seçtikten sonra Marshon Brooks’u kaldırmaz bu takım. Markieff de kalmayınca bu sıraya, potansiyele yönelip Tobias Harris’in ismini iletiyorum David “Big Boss” Stern’e.

20- Timberwolves (via Grizzlies)

10-20 arası seçilecek oyuncu bolluğundan dolayı birine piyango vuracağı belliydi. Wes’den 2 numara yaratmaya çalışan bir takıma Marshon zehir gibi olur…

21- Trail Blazers

Pota altı revire sık uğrasa da rotasyon kalabalık. Patty Mills ve Armon Johnson konusunda çok ümitli olmadığımdan fizikli, iyi savunmacı ve iki pozisyonu da oynayabilen Iman Shumpert’ı yerleştirirdim Dre’nin arkasına.

22- Nuggets

Her pozisyonda iki kaliteli isim var takımda, özel bir ihtiyaç yok. Masada kalan en iyi oyuncu Jordan Hamilton’ı seçip, eldeki parçaları da ufak ufak bütünletmeye başlamak gerek.

23- Rockets (via Magic)

Buralar ileride çok değerlenecek, yatırımı şimdiden yapmak lazım. Goran Dragic yakın zamanda Avrupa’ya dönebilir, Kyle Lowry’nin arkasına Darius Morris’i koyup tutmasını bekleyeceğiz.

24- Thunder

Jeff Green sonrası alan açabilecek uzun sıkıntısı çekiyor takım -Serge Ibaka’nın dış şut performansına rağmen. Drafte giren çoğu uzun potadan uzak oynamayı seviyor aslında ama 24. sıraya kalmadı hiçbiri. Kyle Singler dört yılını Duke’ta geçirdi ve lige geçişte görece az sıkıntı yaşayacak bir adam. Green kalitesine çıkması çok zor ama denemeye değer daha güzel bir parça yok.

25- Celtics

Shaquille O’Neal basketbolu bıraktı, Jermaine O’Neal’ı dizler yarı yolda bıraktı, Nenad Krstic Avrupa’ya döndü… Perk takasından önce gayet iyi bir uzun rotasyonu varken, şimdi orada sıkıntı büyük. Liseyi bırakıp basketbol oynamak için İsrail, ardından Japonya’ya giden farklı bir kafada yaşasa da Jeremy Tyler yakın zamana kadar üst sıralarda gideceği söylenen bir prospect. “In NBA, size does matter.

26- Mavericks

Şampiyon takım olsa da, birkaç yıl içerisinde yeniden yapılanmaya gidilecek. Yetenek olarak daha yukarıda seçilmeyi hak eden, fakat oyunu pek hazır olmayan Tyler Honeycutt uzun vadede en verimli seçim olacaktır.

27- Nets (via Lakers)

Kontrat sezonu topçularından Kris Humphries’in önüne dökmektense dolarları, en az onun kadar iyi bir ribaundcu olabilecek Kenneth Faried’i -o saçları kesmesi koşuluyla- seçmek daha mantıklı.

28- Bulls (via Heat)

Son günlerde ortaya çıkan sağlık problemlerine rağmen Reggie Jackson’ın çok iyi bir back-up olacağını düşünüyorum NBA’de. Ahtapot kollarıyla doğu konferansının yıldız guardlarının üzerine de gönül rahatlığıyla salabilirsiniz. Tom Hoca’nın istekleri doğrultusunda yapılmış bir seçim…

29- Spurs

Sınıfın en all-around kanat oyuncularından Chandler Parsons, Avrupalı sevdasıyla gözden kaçmasın…

30- Bulls

Ohio State guardı Jon Diebler sezon boyu .502 isabet oranıyla maç başına 3 üçlük gönderdi. En büyük sıkıntısı şutör guard olan bir takım için denemeye değer…

30 seçimi baştan sona gözden geçirince anladım ki, yetki verilse dalga geçtiğimiz Kahn türevleri kadar bile doyuramam karnımı bu işte.

YF 2011 Mock #2: Birand’s Big Board

Tahmin işi bana ters. Yüzlerce farklı görüş, politik kararlar, takım sahiplerinin işin içine girmesi ve lockout tehlikesi derken bu işi tahmin etmeye çalışmak deli işi. Onun yerine sanal genel menajer koltuğuna otururum daha iyi…


1- Cleveland Cavaliers: Kyrie Irving

Value Pick. Minnesota’yla girilecek Walker + Anthony Randolph + para eksenli bir takasta Irving’i yollarım.

2- Minnesota Timberwolves: Kemba Walker

Öncelikle Flynn’i hemen sallarım, karşılığında ne koparsam iyidir. Oyun kurucu dakikalarını Kemba ve Ricky Rubio’ya 24’er dakikadan bölüştürürüm. Sene sonunda da hangisi işime geliyorsa, çok iyi bir veteran karşılığı gönderirim. Kemba özel oyuncu aaabi.

3- Utah Jazz: Brandon Knight

Her haliyle “Ben Utah oyuncusuyum, başkanım beni al” diyor. İş ahlakını, sizeını, hızını, şutunu ve gelişme potansiyelini göz önüne alıp buralarda seçmek lazım.

4- Cleveland Cavaliers: Derrick Williams

Ben yazılıp çizildiği kadar atletik olmadığına inanıyorum. Tristan fena yaptı bu genci. 2. sıra biraz erken olazak.


5- Toronto Raptors: Enes Kanter

Best Player Available.

6- Washington Wizards: Tristan Thompson

Büst ihtimali yüksek bir seçim ama o sıklıkta faul çizgisine giden bir oyuncu, NBA’de de maç başına aşağı yukarı bir 10 sayı atmanın bir yolunu bulur. 2 smaç, 1 tip, birkaç faul atışı derken bu işin oluru var gibime geliyor.

7- Sacramento Kings: Jan Vesely

Bu da büst olmaya müsait. Atletik ama top elindeyken benim gördüğüm kadarıyla bir hayli yavaş. Ama her şeye rağmen yürekli çocuk… Savunmada skora direkt etki yapan bir oyuncu olabilir diyerek bu kumar oynanabilir. Joe Alexa… Neyse.

8- Detroit Pistons: Donatas Motiejunas

Greg Monroe’nun yanına atletik, savunmacı bir uzun lazım belki ama Biyombo ve Valanciunas’ı hiç tutmuyorum açıkçası. Moti ikisinden de daha yetenekli gözüküyor. Monroe-Moti aralarında top yapsalar yeter. #keyif


9- Charlotte Bobcats: Kawhi Leonard

Tam Bobcats oyuncusu ki aynı yorumu diğer Charlotte seçiminde de göreceksiniz. Benim için en büyük soru işareti şut yüzdesi. O zayıf ligde hem de 4 numara oynarken nasıl oldu da %44 ile attı? Yüreğine hürmeten Tobias’ın bir üstünden gönderiyorum ama hadi bakalım pişman olmayız inşallah.

10- Milwaukee Bucks: Tobias Harris

Bu gece seçimleri Thompson olacak gibi gözüküyor ama sen al bu 18’lik genç yeteneği, pişman olmazsın. İyi topçu bu, iyi.

11- Golden State Warriors: Klay Thompson

Sana savunma zaaflarının göze batmayacağı bir yuva buldum Thompson…

12- Utah Jazz: Jonas Valanciunas

Böylelikle Knight, Gordon Hayward, Derrick Favors, Valanciunas eksenli bir takım oluyorlar. “Vala vala valla, sevdim seni. Vala vala valla, yaktın beni.”


13- Phoenix Suns: Alec Burks

Steve Nash’in akıbetinin belli olmadığı şu günlerde (onlar derler efendim, bakmayın siz) 2 numaraya çok da güzel oturuyor. Ne dersiniz Phoenix taraftarları, hoş olmaz mıydı?

14- Houston Rockets: Chris Singleton

Halihazırda 3 numarada yetenekli gençler var kadroda ama Singleton da tam Rockets topçusu şimdi, doğruya doğru.

15- Indiana Pacers: Jimmer Fredette

Asıl istediğim adamlar Tristan ve Burks, ancak Wizards ve Suns zamiaları bizden önce davrandı. Fredette şu haliyle bize A.J. Price’tan fazla katkı verir, o konuda şüphem yok.

16- Philadelphia 76’ers: Marcus Morris

David Thorpe draftın en iyi üç oyuncusundan biri diyor. Sevgili Thorpe aynı şeyi Earl Clark için de söylemiştin, sana yakıştırmıyorum.


17- New York Knicks: Marshon Brooks

Brooks’u orada olmasına rağmen pas geçeceklerini düşünsem de bu senaryo kafama yatıyor. Kısa vadede bench skoreri olarak iş görebilir.

18- Washington Wizards: Bismack Biyombo

Büst adayımdır ama lotarya dışından şans verilir. Böylelikle Wizards hem Thompson’la, hem de Biyombo’yla kalesini gollere kapatıyor.

19- Charlotte Bobcats: Jordan Hamilton

Duruşu, hali, tavrı tam Bobcats oyuncusu… Dakika bulursa takımın şut zaafına da ilaç gibi gelir. “Texas Sharpshooter” ne de olsa.

20- Minnesota Timberwolves: Tyler Honeycutt

Ne yalan söyleyeyim, bu sıradan daha aşağıya düşmesine gönlüm el vermedi. Top 20 yeteneği ne de olsa…


21- Portland Trail Blazers: Markieff Morris

Maksat LaMarcus Aldridge’e yedek olsun.

22- Denver Nuggets: Kenneth Faried

Reggie Evans gibi ribaund alırsa öpüp başımıza koyarız. Rebounding translates beyler.

23- Houston Rockets: Iman Shumpert

“Beni baştan yarat” diyeceği bir koça ihtiyacı var. Şu anda basketbolcudan çok bir atlet ama doğru ellerde büyük potansiyel olabilir.

24- Oklahoma City Thunder: Darius Morris

Oklahoma City bu seçim hakkını büyük ihtimalle takasta kullanır ama Morris’i getirseler, aşağı yukarı Eric Maynor’ın yaptığı işleri yapabilir. Maynor’ı da belki kendileri için daha değerli bir parça karşılığında gönderebilirler. Morris konusunda en büyük endişem ise bazen ağır çekimde oynuyormuş hissine kapılmam.


25- Boston Celtics: Kyle Singler

Vucevic düşünüyordum ama o da olsa olsa Nenad Krstic ayarında bir oyuncu olur. Yeni yapılanma için riskli ama tavanı yüksek oyuncu olarak Selby desek, daha iyisi kadroda var: Avery Bradley. Sonunda kenardan gelip ufak ufak katkı verebilecek Singler’da karar kıldım.

26- Dallas Mavericks: Nikola Vucevic

Pek fazla upsideı yok ancak buralar için sağlam seçim. Uzun şart…

27- New Jersey Nets: Josh Selby

Buradan kaybedecek bir şeyleri yok, o yüzden kalan en potansiyelli oyuncuyu verdim.

28- Chicago Bulls: Charles Jenkins

Rakamları (zayıf konferansta olsa da) oldukça etkileyici. Burks’ten daha iyi iso istatistikleri yapmış. Birçok soru işaretini beraberinde getiriyor ancak Bulls için hem tecrübeli olması, hem de iyi şutör olması cazip etkenler olabilir.


29- San Antonio Spurs: Cory Joseph

Majör sleeper adayım. İlk senesinden hemen sonra drafta girmesi eleştirildi ama ben Texas’ın kaosundan kaçtığını düşünüyorum. Müsterih olunuz, Spurs zaten buradan da kaliteli bir oyuncu bulacaktır. Kimi seçerlerse seçsinler, bize laf söylemek düşmez. Evropalı seçmeleri de olası.

30- Chicago Bulls: Travis Leslie

3-4 sene sonra Tony Allen tarzı bir oyuncu olursa şaşırmam.

Üç tane de sleeper vererek yazıyı sonlandırıyorum:

Shelvin Mack: Hep kazandı, devamlı kazandı. Güzide ligimizde yakışıklı bir 1 numara yedeği olur diye tahmin diyorum.

David Lighty: Bu draftın en iyi dış savunmacılarından biri. İkinci turun neresinde seçilirse seçilsin değerli bir pick olur. Yalnız geçmişte bazı önemli sakatlıklar geçirdi, bu yüzden sırası düşebilir ve hatta seçilmeyebilir. Soluğu Avrupa’da bile alsa bu isme dikkat diyorum.

Rick Jackson: Seçilmemesi sürpriz olmaz ama benim beğendiğim bir oyuncu. Ölçümlere göre boyu neredeyse 6′ 10”, kanat genişliği ise 7′ 1”. Vücudu geniş, ribaundcu ve %59 FG, 2.5 blok, 1.3 top çalma gibi hoş istatistikleri var. Uzaklarda bir yerlerde, bir şeyler kök sa-lı-yor.

YF 2011 Mock #1: Your Voice Is A Mockingbird, Calling Me When the Day Is Gone

Kişiden kişiye değişen bir mock tanımı var aslında. Benim yaptığım daha çok duyduklarımın ve aklıma yatanların harman edilmesiyle ortaya çıkan tahminler üzerine olacak. Aslında yetenekleri tarafsız bir şekilde tahlil edip, takımlardan falan bağımsız olarak dizmek daha çok hoşuma giden bir şey. Fakat dürüst olalım ki hiçbirimiz College of Charleston formasını dört senedir terleten Andrew Goudelock’ı bir kez bile izlemiş değiliz. Çok da eksikliğini hissetmiyoruz şu an için. Ama belki de nadir bir yetenektir ve o küçük kampüste sıkışıp kalması kaderin oyunudur, bilemeyiz. O yüzden bir Big Board oluştursak, bunun da samimiyeti tartışılır. “Gerçeğini beklemek varken, bunu neden okuyalım” diyen olursa anlarım, hatta ben de Jonathan Givony ve Chad Ford’unkiler dışındakilere hiç rağbet etmedim bugüne kadar. Neyse adet yerini bulsun, Oscar tahminlerimizi yapmaya başlayalım biz de.


“With the 1st pick, the Cleveland Cavaliers select Kyrie Irving from Duke University.”

Ya ne olacağdı? Kesinlikle güvenli bir top pick değil, ancak bu sınıfta makul olan Irving’i seçmek… Kimileri Williams’ın daha çok şey ispatladığını savunup, buradan Arizona power forvetinin seçilmesini bekliyor. Williams’ın kolej kariyerinde ispatladığı bir şey varsa, o da top pick malzemesinin yakınından bile geçmediği. (Yeter!)

“With the 2nd pick, the Minnesota Timberwolves select Derrick Williams from the University of Arizona.”

Kahhhnnnnn! Aslında tam olarak öyle de değil. David Kahn bu hakkı pazarlamak adına yoğun çalışıyor görebildiğimiz kadarıyla. Gerçi kimi takımların kapısını çalıp olmayacak tekliflerde bulunuyormuş ama bu dünyada ‘isteyenin bir yüzü kara’ durumu popülerdir zaten. Kimse Kahn tarafından kazıklanmak istemez, bu herhangi bir hatadan daha çok acıtır şüphesiz ki. Bir yandan da Minnesota’nın bu girişimleri Williams’ın birinci sıradan seçilmesi ihtimaline karşı -yeni bir oyun kurucuyla uğraşmak şu anda isteyecekleri en son şey- yürüttüğü söyleniyor. Williams konusunda belli ki birçok takım çok ümitvar, o yüzden herkes için sürpriz olacak bir draft günü takası da yaşanabilir bu hak için. Fakat normal şartlarda Minnesota’dan bu sıradan Williams’ı seçmesi, daha sonra da Michael Beasley veya Kevin Love’ı manasız bir takasla göndermesi beklenir. Yeri gelmişken -ya da gelmemişken- Minnesota’nın kötü durumunun günahını tamamen Kahn’a yüklemek yanlış olur. Takım sahibi Glen Taylor’ın ve küçük ortakların da çok iş bilmez herifler olduğu ve kontrolü hiçbir zaman genel menajere bırakmadıkları açık. Yalnız Steve Nash için #2 önermeleri nedir yahu? Ricky Rubio’ya bir yıllığına mentörlük yapsın diyeymiş. Yaşam koçu falan tutsanız daha ucuza gelecek. “Ricky, seviyorsan git konuş bence.”


“With the 3rd pick, the Utah Jazz select Enes Kanter from the University of Kentucky.”

Utah hesabı temizledi ve işe sıfırdan başlama eğiliminde. Her ne kadar adları daha önce All-Star tartışmaları için geçmiş olsa da, Al Jefferson ve Devin Harris’in bir yeniden yapılanma sürecinde elde bulundurulması istenecek oyuncular olmadığını düşünüyorum. Kevin O’Connor da takımda dokunulmaz bir oyuncu olmadığına dair yaptığı son açıklamayla beni desteklemiş. Ben en azından Paul Millsap’i bir kenara ayırırdım, yine de bu beni 5 numara olarak kullanacağım Enes’i seçmekten alıkoymazdı. Zaten Utah perspektifini açmaya çalışmıştım daha önce, fazla uzatmayayım. Tık!

“With the 4th pick, the Cleveland Cavaliers select Jonas Valanciunas from Lithuania.”

Hem Enes’in, hem de Williams’ın tahtadan silinmesiyle Cleveland’ın bu hakkı Knight’ın olası talipleri için pazarlayabileceğini düşünmek çok abes değil. Ancak dönem dönem bu gece Cleveland adına karar vereceklerin Valanciunas’ı yetenek olarak Enes’ten yukarıda konumlandırdıklarını okumuşken, sadece gelecek sezon oynama ihtimali tehlikede diye geri adım atmaları bana hayli saçma geliyor. Ne yani, bu sene hazır bir parça alınca şampiyon mu olacaksınız? Belki Dan Gilbert hala buna inanıyor olabilir, orasını bilemem. Ancak NBA’de bir sezonluk bir beklemeden çekinmesi gereken en son takım olabilir Cleveland. Seviyorsanız seçin bence… Zor bir kontrat ama geçmişte oyuncu istediği takdirde bu kontratların çok kolay bozulabildiğini gördük. Okuduklarıma göre de 2012-13 sezonunda oynaması tehlikede değil.


“With the 5th pick, the Toronto Raptors select Brandon Knight from the University of Kentucky.”

Toronto belki de franchise tarihinin en yerinde kararlarından birini alıp Dwane Casey’yi başa getirdi geçen hafta içerisinde. Sam Mitchell ve Jay Triano sonrasında esaslı bir yükseltgenme. Hala şampiyonluk rüyaları görmesi çok uzak bir takımdan bahsediyoruz. Hatta “Önümüzdeki 30 yıl içerisinde hangi takım şampiyon olamayacak” bahsi açılmıştı bir yerde sanırım. Ya da geyikti… İki anahtarı da Toronto’ya basardım öyle bir alışkanlığım olsa. Yine de başlamak için güzel bir hamle Casey ile anlaşmak. Takıma oturtacağı savunma karakteri için zaman kaybetme lüksü yok, çünkü elde kariyerinin geride kalan kısmında hiç savunma yapmamış bir sürü oyuncu var. Knight doğrudan bu amaca hizmet etmiyor, ancak pas geçilemeyecek kadar büyük bir yetenek olarak ellerine kaldı bu senaryoda. Onlar da pas geçmeyeceklerdir. Jose Calderon ve Jerryd Bayless’tan da iyi bir savunma malzemesine sahip eleman öte yandan. Orada da çok fazla endişelenmelerine gerek yok. Basketball Prospectus matematiksel bir modele göre Knight’ı 95% oranında Bayless’a benzetmiş gerçi. Ben o denli bir benzerlik göremiyorum, zaten daha komik sonuçlar da çıkmış. Tık!

“With the 6th pick, the Washington Wizards select Jan Vesely from the Czech Republic.”

Dün Max Ergül’ün açıklamalarını dinledikten sonra bu draft sonucunda Washington’ın Enes’in yeni adresi olacağını düşünmeye başladım. Gerçi saygıdeğer menajer yatağa uzanıp dayanamadığım bir Türkçe ile yaptı bu açıklamaları. Fakat bir garanti aldıkları açık, Enes de orayı istiyor. Flip Saunders’ın yerine John Calipari’nin geçmesi de an meselesi olur herhalde böyle bir senaryoda. Saunders ile başarıya gitmeleri de Calipari’nin repütasyonuna yeni boyutlar katar, o da işine gelir. Her neyse, Enes için Wolves’un hakkına göz diktiklerini düşünüyorum. JaVale McGee ve #18 paketiyle işi halletmeye çalışacaklardır, olmazsa teklifi daha da yükseltip bu sırayı da sunacaklarından çok emin değilim. Fakat bir ihtimal Washington bu seçimi başka bir takım için yapıyor olabilir. Kendileri için seçerlerse Vesely’den gördüklerini beğenmişe benziyorlar, bu yüzden Leonard’ı seçmelerinden daha olası duruyor.


“With the 7th pick, the Sacramento Kings select Kemba Walker from the University of Connecticut.”

Maloof Biraderler’in ortalığı karıştıracakları yer burası. San Antonio’nun bu sıra için Tony Parker’ı önerdiği dedikodusu ajansımıza son düşenlerden. Buford-Popovich konsorsiyumunun kim için buraya çıkacağından pek emin değilim. Sırtı konusunda red flag söylentileri dolaşan Biyombo beğenecekleri tarzda bir eleman olabilir. Sacramento’nun bu yazdan birincil beklentisi oyun kurucu pozisyonunu, Tyreke Evans’ın stiline uyum gösterebilecek tarzda bir oyuncuyla kapatmak. Raymond Felton için bastırdıklarını da okuyoruz, ihtiyaçlarını bu zayıf draft yerine FA pazarı yoluyla doldurmak istemeleri çok mantıklı. Sacramento da bu dönemlerde mantıklı hareket edebiliyor, yani tahminim bu sıradan seçilen oyuncunun soluğu başka bir takımda alacağı yönünde. Geri kalan her şey için Kemba Kart.

“With the 8th pick, the Detroit Pistons select Kawhi Leonard from San Diego State University.”

Tristan için de hisler beslediklerini biliyorum. Ancak Greg Monroe’nun yanı için çok yakışıklı bir parça olmayabilir. Hiçbir oyuncuyu John Kuester dönemindeki performansıyla yargılamak istemem, ancak Austin Daye’in elde ettiği fırsatlarda çok istikrarsız bir görüntü çizdiği ortada. Uzun zamandır gün sayan Tayshaun Prince’i de hesaba katarsak, 3 numara pozisyonunun öncelikli ihtiyaç noktası olduğunu düşünebiliriz. Leonard’ı seçerler. Bu sıradan daha kötüsünü de yapabilirlerdi.


“With the 9th pick, the Charlotte Bobcats select Bismack Biyombo from Democratic Republic of the Congo.”

Larry Brown dönemi sonrası sendromları atlatma peşindeki bir başka takım, bu sıradan kötü bir seçimi daha kaldıramayabilirler. 9. sıra seçimiyle franchiseın kaderini değiştirmek istiyorlarsa bu doğru sene değil. Yine de hemen katkı sağlayacak bir oyuncuya ihtiyaç duyuyorlar, bu sebeple risksiz bir seçime gitmeleri daha makul karşılanabilir. Önümüzdeki sene Boris Diaw’a 9 milyon, Tyrus Thomas’a 7.5 milyon (bunun kontratı yıllar ilerledikçe daha da hayvani bir boyuta çıkıyor), DeSagana Diop’a 7 milyon ve Matt Carroll’a 4 milyon para ödeyecek bir takımdan bahsediyoruz. (Şu anda bu oyunculara noter eşliğinde günde üç idman yaptırılıyor.) Bu takım draftten de oyuncu seçemeyecekse şubeyi kapatsın gitsin zaten. Ancak her ne kadar koçluğa Paul Silas’ı, genel menajerliğe de Rich Cho’yu getirerek geçmişin izlerini silme konusunda fena olmayan bir adım atmış olsalar da Vaşaklar’ın profiline daha çok uyan Biyombo’yu bulmuşken sorgusuz sualsiz üzerine atlamaları. Sonra Biyombo’nun sakatlıklar nedeniyle Diop kadar bile oyuncu olamaması… Kaderlerinin değişip değişmediğini bu seçimin akıbeti gösterebilir.

“With the 10th pick, the Milwaukee Bucks select Jimmer Fredette from Brigham Young University.”

Yine geçen hafta boyunca pazarlandığı konuşulan bir pick ile karşı karşıyayız. John Hammond’ın takımın temel parçalarından memnun olduğu ve geçen seneki başarısızlığı tamamen sakatlık belasına atfettiği konuşuluyor. Gerçekten talihsiz bir sezondu, ancak bu tür bir açıklamayı en son yapan genel menajerin Ernie Grunfeld olduğunu ve sonrasında başkentte neler yaşandığını hatırlamakta fayda var. Geçen yaz elde gerçekten iyi bir çekirdek varken yapılan beyin erimesi belirtisi hamlelerin -en azından- birinden dolayı pişmanlık duyuyorlar ve Corey Maggette’nin kontratını itelemek en büyük hedefleri. O kadar kolay değil elbette bu. Ancak bu sırayı kullanma konusunda da hiç hevesli değiller. Geçen hafta ortaya atılan iddialardan biri Fredette savaşında Utah’ı geride bırakmak için tırmanma amacındaki Indiana’ya Brandon Rush karşılığında verebilecekleriydi bu sırayı. Aşağıda Fredette’i isteyen birçok takım sahibi var. Kişisel sebeplerle… Bazıları yeteneğine de inanıyor olabilir gerçekten. Böyle varsayımlara göre mock hazırlayınca işin içinden çıkamıyorsun, ancak bir istisna yarattım Jimmermania için.


“With the 11th pick, the Golden State Warriors select Klay Thompson from Washington State University.”

Şubat ayında profilini yazarken ikinci turun başlarından gitmesini beklediğim Klay’in buralara kadar çıkmasının baş sorumlusu, lokavt kokusunu alıp erken profesyonellik kararlarından vazgeçen önemli yetenekler pek tabi. Fakat elemanın piyasasını lotaryaya çekenlerin içinde geçtiğimiz sezonun sonunda Golden State için danışmanlık yapmaya başlayan Jerry West de var. Lakers ve Grizzlies ile yaşadığı başarılı genel menajerlik kariyerlerinden sonra, haklı olarak önemli bir saygı duyuluyor kendisine. Bu sayede bir kanaat önderi gibi kitleleri de peşinden sürükleyebiliyor. Bu yılki kanaatlerinden biri Washington State çıkışlı bu çocuğun NBA’de sık bulunmayan bir pakete sahip olduğuydu. Monta Ellis takasının rafa kaldırıldığı söyleniyor, ancak o raftan bir kez indikten sonra mutlaka o ihtimal yeniden eşelenecektir. Yeni koç Mark Jackson’ın da -yorumculuk kariyerinden bir çıkarım yapmamız gerekecekse- Ellis gibi hücumun büyük bir kısmını üstüne yıkabileceği bir oyuncuyla devam etmesi beklenebilir aslında. Ancak belli ki oradaki karar mekanizmasında hiçbir zaman ilk söz sahiplerinden olmayacak. West çok ağır blöf yapmıyorsa, Klay’in seneye de Pasifik’ten çok uzaklaşmayacağını öngörebiliriz.

“With the 12th pick, the Utah Jazz select Chris Singleton from Florida State University.”

Utah yeniden yapılanmaya girerken, en derin boşluk kanat pozisyonunda gözüküyor. 2 numara için düşünebilecekleri Burks gibi yakışıklı bir prospect de hala seçilmiş değil, ancak sözleşmesi sona eren Andrei Kirilenko’nun -iyi dönemlerinde üstlendiği- görevleriyle donatılabilecek ve Gordon Hayward’ın yanına daha iyi gidecek savunmacı kimlikli bir 3 numara da iş görür. Fredette ihtimalini sonuna kadar kovalayacaklarını düşünüyorum ancak. Sebeplerini daha önce kitaplarımızda hep yazdık…


“With the 13th pick, the Phoenix Suns select Tristan Thompson from the University of Texas.”

Aslında Burks’ün tahtada daha aşağı kaymasını istemiyorum, zira buraları fazlasıyla hak ediyor. Genel menajer olsam çok özel durumlar dışında ihtiyaca göre değil, yeteneğe göre seçim yapardım. Bunu daha önce de söylemiştim. En kötü ihtimalle elinde takas malzemesi olarak tutarsın. Örnek olarak New Orleans Chris Paul’ün altına Darren Collison’ı getirdiğinde “Bu çocuktan yedek oyun kurucu olur mu, yeteneğe yazık ediyorlar” demişti herkes. Indiana’daki ilk senesinde Collison’ın belki de gerçekten yedek oyun kurucudan fazlası olmadığını düşünenler artarken, elemanın yarattığı mağdur psikolojisini çoktan Trevor Ariza gibi önemli bir parçaya dönüştürmüştü Eşekarıları. Seçeceksin hocam. Korkmayacaksın, seçeceksin… Ama NBA’de işler böyle yürümüyor. Vince Carter’ın salıverilmesi gündemde, hatta bugün yarın kesinleşebilir. Fakat bu hareketten sonra dahi Jared Dudley, Grant Hill, Mickael Pietrus ve Josh Childress’tan oluşan, yeniden yapılanma yolunda bir takım için hayli kalabalık bir 2-3 rotasyonu kalacak elde. Phoenix adına karar verenler biliyor ki, bu rotasyona yeni bir parça daha eklerlerse taraftardan “Bu kadar kanat görmek isteseydik, akşam yemeğine Bi’ Buçuk’a giderdik efendi” tarzında çıkışlar gelebilir. Küçük düşer, ayıp etmiş olur ama bunlar söyleniyor. Bu yüzden de Can Birand gibi otoritelerin de parmakla gösterdiği güzel çocuk Tristan’la daha güvenli bir tercih yapabilirler. Tam o sırada başka bir yerde, Lon Babby hiçbir şekilde Nash-Gortat ikilisinin takasa açık olmadığının altını çizdi.

“With the 14th pick, the Houston Rockets select Nikola Vucevic from the University of Southern California.”

Uzun portföyünün oldukça sınırlı olduğu bu sınıfta, Karadağlı elemanın piyasasının her gün biraz daha artması çok şaşırtıcı değil. Çünkü yöneticiler yıllardır bir kumar oynayacaksa, bunun en azından bir uzun kazanmak için olmasını tercih ediyorlar. Gerçekten de işe yarar uzun bulmak bu kadar zorken ve NBA finalinde hala Juwan Howard-Ian Mahinmi eşleşmesi görebiliyorken anlaşılmayacak bir durum değil. Houston’ın ihtiyaçları da bunu gerektiriyor öte yandan. Yao Ming ile ne yapacakları belli değil, FA olan Chuck Hayes bile özlenebilir yuvadan uçacak olursa. Daryl Morey’nin geçen sene yine uzun rotasyonu konusunda umutsuzluğa kapıldığı birer günde takıma getirdiği Hasheem Thabeet ve Jordan Hill de henüz ağır bust statülerinden kurtulmak için kimseyi ikna edebilmiş değil. Esaslı yeteneklerin birçoğu kapılmışken böyle bir tasarrufta bulunabilirler. Hatta buyout durumu vatandaşından da sorunlu olan Motiejunas dahi buradan seçilecek isim olabilir. Bir yandan da Morey ve o meşhur sisteminin üfürdüğü son şey, bu sınıfın elit yetenekler bakımından fakir olsa da hayli geniş bir sınıf olduğuna dair.* Kimi seçse çok şaşırtmayacak yani. Ancak bugüne kadar ilk turdan seçtiği oyuncuların Rudy Gay (8. sıra), Aaron Brooks (26. sıra), Nicolas Batum (25. sıra) ve Patrick Patterson (14. sıra) olduğu düşünülürse, draftin şifresini çözmeye en çok yaklaşmış adamlardan Morey.

* “Very unpredictable draft -with large variance in draft orders across the league. Most teams will leave the draft happy with their picks. Our rankings have 22 first round quality players in the draft. Normal range is 15-19.”

Geri kalan seçimlere iki cümle sınırı koyuyorum, çünkü kısa tutamıyorum. Yaz nezlesinden bu sene de kurtulamadık, ama kendimi iyi hissedersem bir sleeper derlemesi yapacağım top patlayana kadar.


15. Indiana Pacers – Alec BURKS, Colorado
2-3 rotasyonlarına yeni bir parça istiyorlar. Şanslılar ki Burks hala seçilmemiş.

16. Philadelphia 76ers – Marcus MORRIS, Kansas
Bu kadar gürültüden sonra Andre Iguodala seneye geri dönecek gibi görünmüyor, yerine ikizlerden SF hamuru olanı oturtabilirler. Bence işler yolunda gitmez ve Marcus yıllar sonra iyi bir kolej oyuncusu olarak hatırlanır.

17. New York Knicks – Marshon BROOKS, Providence
Jonny Flynn için Toney Douglas’ı önerdiklerine göre -belki biraz da sakatlık sebebiyle- FSU mezunundan ümidi kesmişler. Oraya Brooks’u oturtabilirler, Mike D’Antoni sisteminde de bayağı top gelecektir.

18. Washington Wizards – Jordan HAMILTON, Texas
Kadroda herkese yetecek kadar yer var: Best Player Available.


19. Charlotte Bobcats – Kenneth FARIED, Morehead State
Pota altına takviye yapma motivasyonlarından bahsetmiştim. Biyombo yetmediyse Faried’i de getiririz.

20. Minnesota Timberwolves – Donatas MOTIEJUNAS, Litvanya
Sofrada yeni bir boğaza yer yok: Project Pick.

21. Portland Trail Blazers – Reggie JACKSON, Boston College
21. sıra çok tatmin edici durmuyor, ancak guard yedeği bulmak için iyi bir yer. Ben Morris’i daha çok yakıştırıyorum ama workoutları iptal eden Jackson’ın garanti aldığı takımın Portland olması da aklıma yatıyor.

22. Denver Nuggets – Markieff MORRIS, Kansas
Dövmeleri bile aynı olan ikizinden daha çok seviyorum bu herifi. Masaya koydukları NBA’de hiçbir takımın elinde bulundurmayı dert etmeyeceği şeyler, Denver’a da gider.


23. Houston Rockets – Iman SHUMPERT, Georgia Tech
Bu elemanda çok korkutucu bir Quinton Ross kumaşı görüyorum. Pis işleri yapan bir combo guard Houston’ın işine yararmış gibi, ama Iman’ın doğru isim olduğundan bayağı şüpheliyim. (İlk yapan ben olayım istedim: “Temizlik Iman’dan gelir!”)

24. Oklahoma City Thunder – Tobias HARRIS, Tennessee
Bir anda herkes söz birliği etmişçesine önce Mirotic’i, sonra da Singler’ı yazmaya başladı OKC için. Jeff Green’in rolünü dolduracak birini henüz almadılar, buradan onu bulmayı hedefleyebilirler.

25. Boston Celtics – Tyler HONEYCUTT, UCLA
Los Angeles çocuğu Boston’da yapabilir mi? En son örnek Paul Pierce galiba, neden olmasın?

26. Dallas Mavericks – Jeremy TYLER
Şampiyonun kadrosu hayli sıkışık gibi, ancak yeni bir uzuna hayır demeyeceklerdir. Liseyi bırakıp top oynamak için önce İsrail’e, oradan da Japonya’ya geçen bu ilginç hikayeli çocuk beklentileri aşarsa yeni yapılanmaya taşınan bir parça da olabilir.


27. New Jersey Nets – Josh SELBY, Kansas
11-20 arasından hiç oyun kurucu gitmemiş, çünkü ilk beş oyun kurucusu olabileceğine güvenilen hiç kimse yok oralara kalan. Deron Williams’a yedek olarak bu problem çocuğu düşünebilirler, tutarsa o gittikten sonra da kullanılabilir ama zor.

28. Chicago Bulls – Darius MORRIS, Michigan
Oyun kurucu yedeği mi istiyorsunuz? Alın size oyun kurucu yedeği, sonra Indiana’ya takas edersiniz.

29. San Antonio Spurs – Nikola MIROTIC, İspanya
“San Antonio buradan yetenekli Avrupalı seçer” algısı beni de esir aldı. Çocuğun gelmek istediğini varsayarsak, kapanın elinde kalacak bir yetenek ama cidden…

30. Chicago Bulls – Kyle SINGLER, Duke
Chicago içindeki inanılmaz şutör guard boşluğunu 28. ve 30. sıralardan giderebileceğini düşünecek kadar iyimser değildir muhtemelen. Bu haklarını para karşılığında devretmelerini bekliyorum, alanın da yüreği Singler’ın ikinci tura düşmesine elvermez…

Yasağı birkaç yerde virgülle deldik, iyi oldu.

Young Folks 2011: Jan VESELY

Partizan
6′ 11”, SF/PF
Moravska Ostrava, Çek Cumhuriyeti (1990)

Yıllardır eski kıtadan bir sürü cılız çocuk, lige menajerlerinin üzerlerine yapıştırdığı “Nowitzki 2.0” yaftasıyla pazarlanmaya çalışıldı. Fakat bir dönem özellikle istatistik kağıdının her yerini doldurduğu oyunuyla tarihin tozlu sayfalarındaki rekorları yeniden gündeme getiren ünik bir yetenek demeti sunan ve bu sayede 2004 yılında All-Star unvanıyla da onurlandırılan Andrei Kirilenko’nun yeni sürümü olma iddiasını çok oyuncudan duymamıştık. Karşımızda böyle bir örnek var ve bazı temel noksanlarını kapattığı takdirde bu iddiasının içini doldurmaması için hiçbir sebep yok.

Bir diğer üst düzey Amerikan ligi NHL’e yetenek ihraç etmekte başarılı bir ülke olan Çek Cumhuriyeti’nin Jiri Zidek ve Jiri Welsch sonrasında NBA için pişirdiği en yeni isim Jan Vesely. Babadan basketbolcu Zidek, lokavt senesinde Avrupa basketboluyla tanışıp Zalgiris ile Avrupa şampiyonluğuna uzandıktan sonra bir daha arkasına bile bakmadı. Welsch ise şansını beş farklı takımda denese de, fazlasıyla tek yönlü bir şutör guard olarak bir noktadan sonra popüler bir capfiller kariyerinden öteye gidemedi ve o da acı vatana kesin dönüş yaptı. Vesely ise tanrı vergisi atletik yetenekleri sayesinde, iki vatandaşının ayak izlerini takip etmek durumunda değil. Vesely buradaki erken kariyerinde bile oyunu her zaman bir Amerikalı gibi oynadı. Savunmada her zaman aktif olan, fiziğine bakınca akıl sır erdiremeyeceğiniz bir lateral çabukluğa sahip, skora belli yollardan giden ancak savunmacıları için zor bir eşleşme olduğu tartışılmayacak bir kısa forvetti. Fakat lige giren Avrupalılar’ın derdi olmaktan çok, kolejden NBA’e geçişteki en yaygın doğal seleksiyon alanlarından biri olarak göze çarpan ballhandling onun ABD macerasının uzamını da büyük oranda etkileyebilir.


Vesely son yıllarda Avrupa’dan çıkan en sıradışı atletlerden biri kesinlikle. Ölçümlerini yaptırmaması bence önemli bir stratejik hata. (Gerçi Draft Combine ile lig finalleri çakıştığı için böyle oldu.) Kanat genişliğinin ya da erişme mesafesinin ne kadar etkileyici olduğu zaten aşikar, ancak bunu resmiyete dökerken de kimseyi hayal kırıklığına uğratacak sonuçlar vermeyecekti eminim ki. Bu acayip atletizminin sağladığı avantajların büyük bir bölümü, onu savunma sahasında bir canavara dönüştüren unsurlar. Vesely de bu yaşta bir oyuncuda her zaman göremeyeceğiniz kadar kendisinin farkında. Bu yüzden savunmada hiçbir zaman motoru soğutmamaya özen gösteriyor. Bu bazen alınan gereksiz faullerle oynama süresini kısıtlayabiliyor, ancak savunmada konsantrasyonunun düşmesine izin verirse onu diğerlerinden ayıran özelliğini öldüreceğini çok iyi biliyor. Bir sezon önce, bu sıkça yaşadığı faul problemleriyle Dusko Vujosevic’i çileden çıkardığı çok fazla maç hatırlıyorum. Dule’yi anlamak çok güç değildi, zira tüm beklentileri aşıp Final-Four yapan o takımda bu genç çocuğun +/- istatistiği sadece Lawrence Roberts’ın gerisinde kalıyordu. Yani Dule başarı için ayağını pedaldan çekmeyen bir Vesely’ye ihtiyaç duyuyordu, ancak bunu yaparken maç sonlarına birkaç faul hakkı bırakması da şarttı. Vesely o sezon bunu yapmakta çok zorlandı, ancak kesinlikle kariyerinin patlama sezonunu geçirmişti. Çeyrek finaldeki kritik Maccabi serisinde 4 maçta kısa forvet pozisyonundan 38 sayı, 19 rebound, 5 top çalma, 3 blok katkısı sağlıyordu. Ancak yukarıda bahsettiğimiz faul problemleri oyununu kısıtlamaya devam ediyordu, 4 maçta aldığı 17 faul ile savunma yoğunluğunu maç sonlarına taşımakta zorlanıyordu.


Geçen sezon o sakar faullerini daha az yapmaya başladı Vesely. Ancak belki ona çok şey katan koçunun da ayrılmasıyla, oyunundaki bazı şeyler eksikti. 10.1 sayı, 3.6 rebound, 1.3 top çalma ve 0.9 blok ile önceki senenin üzerine çıkmayı başarmıştı. Ancak gelişimi beklenen düzeyde miydi? Benim bakış açıma göre bu soruya verilecek yanıt olumsuz… Özellikle transition sonunda yaptığı bitirişler dışında, hala güvenilir bir skor paterni geliştirebilmiş değil. Curtis Jerrells gibi aklı başında bir oyun kurucuya kavuştuğu sezonun ikinci yarısında, bunu yapabilmek için uygun koşullara da sahipti oysa. Şut mekaniği biraz tembel bir görüntüde (TBL benzetmelerine devam: Caner Öner) ve o şutör hissiyatına belki de hiçbir zaman sahip olamayacak. Bununla beraber geride bıraktığımız Euroleague sezonunda tüm atışlarının %60 gibi büyük bir bölümünün yakın mesafeden gelmesi oldukça sorunlu. (ABD’de kimse Vesely hakkında gelişmiş istatistikler ortaya koyamıyor, bu konuda in-the-game.org büyük bir hazine. Tık!) Hızlı tempo oynamayan bir takım tarafından seçilirse savunmada önemli bir faktör olabilir, ancak hücumda ‘bak şu silahını kullanır, oradan ekmek yer’ diyebileceğim tek bir şey gelmiyor aklıma. Zayıf top hakimiyeti, potaya kadar gidip bitirdiği pozisyonları Euroleague seviyesinde dahi sınırlarken NBA’de bu deneysel çalışmaların bol bol top kaybı getireceğini öngörmek çok zor değil.

Video: VESELY vs BOGDANOVIC
Video: The Offspring – Pretty Fly (For A White Guy)

Diğer lotarya adayı Avrupalılar Enes Kanter, Jonas Valanciunas, Bismack Biyombo ve Donatas Motiejunas ile kıyaslandığında Czech Mate’in daha hazır bir parça olduğu ve ilk günden itibaren katkı koyabileceği gibi bir algı var NBA kulislerinde. Buradaki tek dayanak noktaları da Final-Four seviyesine çıkmış bir Euroleague takımında önemli dakikalar alabilmesi. Fakat oyununun NBA basketboluna adapte etmesi gereken yanları, diğerlerinden daha fazla olabilir. Belki sayıca daha fazla değildir ama daha fazla mesai isteyen şeyler olduğu açık. Sözgelimi Enes ve Jonas’ın post hareketleri şimdiden NBA’de de kullanılabilecek düzeyi bulmuş gibi gözüküyor. Biyombo hücum anlamında Vesely’den de sıkıntılı, doğrudur ama bir uzun yedeği olabilmesi için bu alanda bir gelişim sağlaması çok da elzem değil. Eğer savunmada Hoop Summit’te vadettiği oyuncu olmayı başarabilirse, çember altındaki boş pozisyonları bitirebilmesi yani ortalama bir süpürücü işlevi görmesi bile yeterli olabilir. Dünya üzerindeki en elit lig olsa da, finalinde Joel Anthony’nin ilk beş çıkabildiği bir ligden bahsediyoruz en nihayetinde. Fakat 3 numara pozisyonunda oynayıp da “Ben sadece hızlı hücum sonunda bitiririm, ama savunmam çok iyi, yeminle” diyorsan çok fazla kişiyi ikna edemezsin.


Geçen sene sevgili Can İşbakan’a zaman zaman eşlik ettiğim Euroleague TV programında, sıra haftanın en iyi hareketlerine geldiğinde Jeremy Pargo ve James Gist ile birlikte her hafta ağzımızı açık bırakan bir elemandı Veysel. Sahada birkaç dakika bile izleseniz, yeteneğin orada olduğunu kolaylıkla görebiliyorsunuz. Fakat bu her zaman sizi bir NBA veteranı yapmıyor, sayısız örneği var. Saha içinde yüzde yüzünü verme konusunda çok sıkıntı yaşamayan -yine de hücumda topsuz oyunda daha aktif olabilir- bir oyuncu olarak, iş ahlakı konusunda o kadar kesin konuşamıyoruz. Vujosevic’in ayrılmasının ardından, özellikle 2010-11 sezonunun başında net biçimde vites düşüren bir adam. Onun için çok değerli iki sezonu geride bıraktı, ancak bugün baktığımızda 2009 sonbaharındaki Vesely’nin çok üzerinde bir oyuncu görmüyoruz. 21 yaşında bir oyuncunun şimdiden gelişiminde doygunluk noktasına ulaştığını hissettirmesi hiç hoş değil. Oyununda birçok gelişim alanı olmasına rağmen, bu esnekliği kullanabileceğinden emin olamıyorsunuz. NBA TV için görüşleri sorulduğunda David Blatt’i, zamanını hoş sözlerle doldurmaktan alıkoyan şey de buydu. Umarım aldığımız bu izlenim çok sağlıklı değildir de rekabet düzeyi arttığında ve oyununa yeni silahlar eklemesinin şart olduğunu gördüğünde kafa yapısını değiştirir. Yukarıda bahsettiğim gibi farkındalık düzeyi hayli yüksek ve umutlu olabiliriz. O zaman ne duruyorsun. Çek bir Vesely!

Kimseyi tanımadım ben senden daha güzel: Andrei Kirilenko, Nicolas Batum, Omri Casspi
Tepegöz: #6, Washington*

* Ne kadar zayıf bir sınıf olursa olsun ben Top 10 malzemesi görmüyorum, orası ayrı.

Young Folks 2011: Like Father, Like Son

Drederick, Rick Pitino’nun ’83 yazında Boston’dan ayrılıp Knicks kenar yönetimine asistan koç olarak katılmadan hemen önce gelecek sezon Boston Üniversitesi’ne oynaması için ikna ettiği oyunculardan birisi. Mezunlarının çoğu bir şekilde başkent DC’ye, Senato’ya ulaşan yollardan gitmiş bir kolej BU. Bir de 1963’te, o Senato’ya birkaç dakika mesafede, 300000 insanı toplayan büyük insanın “Doktor” unvanını aldığı yer. Sportif alanda ise, buz hokeyi dışında hemen hemen hiçbir dalda başarılı olamayan bir üniversite… Pitino ayrıldıktan bir yıl sonra, tarihinde dördüncü kez bir oyuncusunu -çıktığı 126 maçla en uzun kariyerlisi olacak aynı zamanda- NBA’e yolluyor BU. Aynı yaz okul tarihinin en büyük skorerlerinden biri olacak Drederick de kampüse yerleşiyor. Kolejde geçirdiği dört yıl boyunca konferans finaline taşıyor takımını. Ve son yılında konferans şampiyonluğu gelince tarihinde üçüncü kez NCAA turnuvasına davet ediliyor Terriers. Daha sonra Final-Four’a yüreyecek olan Mike Krzyzewski ilk turda yollarını kesiyor ve izin vermiyor Dred’in uzun süre hatırlanacak hikayeyi yazmasına.

Yazın Celtics için birkaç workouta çıkıyor fakat şansı yaver gitmiyor ve parke yerine masa başına geçmek zorunda kalıyor. Fakat birkaç yıl içinde planlar değişiyor, yeni rota dünyanın öbür ucu: Avustralya. Şu anda Avustralya milli takımının başındaki -Spurs benchinden de aşina olabilirsiniz kendisine- Brett Brown, Boston Üniversitesi’nde Pitino’nun öğrencilerinden ve o yıllarda Melbourne’de Bulleen Boomers’ın başında. Kolejden tanıdığı -Rucker Park’ta MVP olmuş- Drederick’i de sürüklüyor Bulleen’e. Yanında da kolejden beri birlikte olduğu Elizabeth. 38 sayı ortalamayla geçen bir sezonun ardından Amerika’ya geri dönmeden hemen önce bir çocukları oluyor…

’96’da küçük çocukları henüz dört yaşındayken Elizabeth septisemi yüzünden vefat ediyor. Oğlunu yetiştirmek için kendi çocukluğunu geçirdiği Bronx’a dönmek istiyor Dred…

Duke, Fr.
6′ 3″, PG
Melbourne, Australia (1992)

O gün Bronx’a döndüklerinde basketbol topunu eline yeni yeni alan çocuk, büyüyüp 12 yıl önce babasının hayallerini yıkan Duke’u tercih eden Kyrie Irving. Ve iyi geçmeyen bir sezona rağmen Perşembe gecesi, o odada Stern’ün ilk olarak onun adını okumasını bekliyor olacak. 19 yıldır yanından ayrılmayan babası ile birlikte… Kendisi hayallerine ulaşabilecek kadar iyi bir oyuncu olamasa da oğlunun buralara gelmesi eşini kaybetmiş, 11 Eylül’ü çok yakından yaşamış bir babanın en büyük mutluluğu:

What do you want more than for your kid to do better than you?

Lisenin ardından ülkenin en yetenekli gençlerinden biri olarak gösteriliyordu Kyrie. Geçen yaz ABD U18 takımı kıta şampiyonu olurken takım ona emanet edilmişti. Brezilya karşısında 21-10-5 ile altın madalyayı getiren de oydu. Aynı yaz Nike Hoop Summit’te de kötü değildi ama başrolü Enes Kanter çaldı. Ardından Duke’ta harika başladı sezona. Bir önceki sezonun şampiyonuydular zaten, ama o takıma bile bir seviye atlatmış gibiydi. Aralık ayında Michigan State’e karşı gösterdiği performansın ardından (31 sayı, 6 ribaund, 4 asist, 2 top çalma, 2 blok, 3 top kaybı) Tom Izzo’nun sözleri yeterince açıklayıcı aslında:

(He) Makes me think maybe I should have signed on for the Cleveland Cavaliers job (if they draft him).*

Michigan State maçının üzerinden bir hafta geçmeden sağ ayağındaki sakatlık nedeniyle sezonu kapattığını öğrendi Coach K’in ofisinde. Henüz profesyonel olmamış bir sporcu için, her an kendini kanıtlama arzusundayken böyle bir sakatlık yaşamak kariyeri boyunca karşılaşacağı en zor mental sınav belki de. Tedavi sürecini gayet iyi geçirip turnuva öncesi takıma döndü Irving. Yaklaşık üç ay parkeye çıkmamasına rağmen hala birinci sıradan gideceği düşünülen bir oyuncunun, sakatlıktan nasıl döneceği belli değilken yılın en kritik ayında kendini riske etmemesi normal karşılanabilir. Ama Irving iş ahlakı yüksek bir çocuk (Draft Combine röportajları ne kadar saygılı ve sağlam karakterli bir genç olduğu hakkında da ipucu veriyor) ve takımının ona ihtiyacı varken sahada olmak istedi.

Oyununun en güçlü yanı hem iyi bir skorer, hem de harika bir oyun kurucu oluşu. İlk sıradan seçilecek bir point guard görünce akıllara John Calipari’nin son yıllarda lige gönderdiği oyuncular geliyor ister istemez. Derrcik Rose, John Wall, Tyreke Evans gibilere kıyasla saha görüşü ve oyun bilgisi daha yüksek kesinlikle. Bir oyun kurucu için en mühim yetenek hızlı uygulamaktan ziyade hızlı ve doğru karar verebilmek. Bir anlık duraksama, savunmanın pozisyonu kapatmasını sağlar. Irving savunmanın dengesini bulmasına hiçbir zaman izin vermiyor. Kararı hızlı verdiği gibi uygulamada da çok hızlı. Bilhassa potaya penetre ederken dağıttığı paslara dikkat. Topun elinden fırladığını düşünüyorsunuz bir an, ama aslında gayet bilinçli bir şekilde çok zor noktalardan çok iyi paslar çıkartıyor. Dolayısıyla savunmacılar hamle yapana kadar boş pozisyon çoktan oluşmuş oluyor. Cal’in elinden geçen örneklerin aksine asistlerinin çoğunluğu drive-and-kick üzerine kurulu değil. Pota altına çok iyi top indirebiliyor, pick ‘n rolllerde pasları gayet iyi.

En az pasörlüğü derecesinde kaliteli bir skorer Kyrie. Sezonda %46.2 ile üçlük attı. 11 maçlık bir sezondan şut performansı için ne kadar güvenilir istatistikler çıkar bilemiyorum, ama şut menzilinin yayın dışına kadar uzadığını ve bu silahını kullanmaktan çekinmediğini (maç başına 1.6 isabet) söylemek gerek. Şut formu gayet düzgün ve henüz 19 yaşında olmasına rağmen istikrarlı bir şutu var. Düzgün mekaniğe sahip oyuncular için geliştirilmesi en rahat alan olduğu düşünülürse, yaşı ilerledikçe ölümcül bir silaha dönebilir şutu. Şutu ve saha görüşü birleşince ciddi bir pick-and-roll tehdidi oluşturuyor Irving. NBA’de de ikili oyunları savunulması zor oyunculardan olacaktır.

Rose, Wall, Tyreke örneklerini çok kullandık, ama benzerliklerden dolayı değil pek. Parkede çok görmediğimiz bir ismi gözümüzde daha rahat canlandırabilmek için aslında. Onlar kadar hızlı bir ilk adımı yok Irving’in. Hatta Rose ve Wall kadar üst düzey atlet de değil, ama en az onlar kadar iyi bir penetreci ve bitirici. Yarı sahada çabuk hızlanmıyor ama top hakimiyeti çok yüksek olduğundan kendi vücut dengesini çok iyi korurken savunmacısını sürekli dengesiz pozisyonda bırakıyor penetreler sırasında. Kendisi içeri bu kadar dengeli girebildiği için dribbling üzerinden çok rahat top dağıtabiliyor. Pota altında bitirirken iki elini de çok rahat kullanabiliyor, vücudunu araya koyup faul almayı da iyi biliyor. Faul çizgisinden de sorunu yok, bu sezon %90 ile kullandı serbest atışları. Adamını bu kadar rahat geçebilmesinin bir sebebi de sağ elini kullanıyor olmasına rağmen sola drive ederken hiçbir sıkıntı çekmemesi. Duke guardı Nolan Smith, takım sezon başında ilk kez bir araya geldiğinde, Irving’in soluna bu kadar rahat gittiğini ve potada sol eliyle çok iyi bitirebildiğini gördüğünde solak sanmış kendisini.

Kısa mesafede aniden hızlanamasa da açık alanda oldukça hızlı ve hızlı hücuma çıkmayı çok seviyor. Duke onun sahada olduğu dakikalarda fark edilir şekilde artırıyordu tempoyu.

Ölçümleri beklenenden farklı değil, boyu 6′ 3″. Ahtapot gibi kolları yok, wingspani 6′ 4″. NBA’de bir numara oynamak için ideal ölçüler diyebiliriz. Garip olan ise vücudundaki yağ oranı: 10.2. Kendisi de bu oranın yüksek olduğunun farkında, sebebi olarak da sakatlığını gösteriyor. Hak vermek gerek, işleri bir süre sıkı tutup üstesinden gelemeyeceği bir durum değil zaten.

Vücut dengesi ve yüksek basketbol zekası savunmasını da üst seviyeye çekiyor, fiziksel açıdan zaten bir sıkıntısı yok. Rölantide savunma yapıp oyunun o kısmını dinlenmek için kullanan bir adam değil. Her zaman savunduğu adamı kitlemek için hırslı. Bu hırsı zaman zaman sabırsızlığa dönebiliyor. Yine de yüksek savunma bilgisiyle kariyerinin ilerleyen yıllarında Jason Kidd gibi elit bir savunmacıya dönüşebilecek bir oyuncu görüyorum.

Yapacağı birkaç top kaybı ya da sokacağı bir iki şuttan daha önemli bir şey var, sahada takımının lideri Kyrie. Topu takım içinde çok iyi paylaştırıyor, her an kimin nerede olduğunun farkında. Olgun ve aklıyla oynuyor basketbolu. Eller titrerken izleme şansımız olmadı, ama karakteri gereği baskı altında sinecek bir oyuncu değil.

Fiziği ve şutu Deron Williams’ı, oyunu -özellikle çabuk yön değiştirmeleri, savunmanın dengesini bozması ve pota altındaki bitiriciliği- ise Chris Paul’ü anımsatıyor. Onun kadar komple bir paket olması için gereken potansiyele kesinlikle sahip.

Henüz 19 yaşında, iş ahlakı yüksek, gelişime açık, oyunun her alanına katkı verebilen, liderlik vasıflarına sahip karakterli bir oyuncu Irving. Top pick olması kadar normal bir şey yok.

23 Haziran’da Stern onu çağırdığında, o odaya bakarken en çok görmek istediği kişinin hatırası göğsünde olacak. Doğum günlerinde maviliğe bıraktığı balonlara yazdığı mektupların ona ulaştığına inandığı gibi bu geceyi de izlediğine inanacak…

* Ufak hatırlatma: Cavs LeBron James’in ayrılmasından önce koç işini halletmek için Izzo’da oldukça ısrar etmişti, yine de kabul etmedi Izzo.

Young Folks 2011: Chris SINGLETON

Florida State, Jr.
6′ 9”, SF/PF
Dunwoody, Georgia (1989)

Chris Singleton bizim ülkemizde olsaydı, muhtemelen hakkında çoktan ‘küçültmeymiş’ iddiaları başlamış olurdu. Zira bu tosuncuğu -Florida Ülkü Ocakları- freshman senesinde sınırlı dakikalarda sahaya çıkarken gördüğümde, ilk olarak yeteneğini bir türlü geliştiremediğinden kenardan veteran katkısı vermekle yetinen bir son sınıf öğrencisi sanmıştım. İşin aslını öğrenince, 2010 yazında ABD milli takımının hazırlık kampına çağrılmasına uzanan süreci çok tuhaf karşılamadım. Zira ilk görüşte de anlayacağımız üzere, karşımızda çok net bir NBA fiziği duruyor. 6′ 9” boy, 7′ 1” kanat genişliği ve 8′ 7.5” erişme mesafesi herhangi bir NBA kısa forvetinin hayal edeceğinden de fazlası. Bu bağlamda kendisini Josh Smith ve Gerald Wallace gibi öncülerin takipçisi olarak bir modern zamanlar kısa forveti olarak adlandırabiliriz. Oysa sorulduğunda oyunu için “The Modern-Day Scottie Pippen” tarifini uygun bulmuş. Nereden baksanız talihsiz bir açıklama.

Lafı hiç dolandırmadan söyleyelim, Singleton’ın yontulmamış bir hücumu var hala. Geride bıraktığımız üçüncü sezonunda, özellikle dış şutlarını bir tehdit haline getirmiş olması sevindirici. Fakat buna rağmen hala 43.4% ile şut atıyor ki kolej seviyesinde her türlü savunmacıyı iterek çembere kadar sürükleyebilecek bir fizik için utanç verici bir rakam. Yukarıda sadece boy ölçümlerinden bahsetmişim ancak kalıp olarak da karşımızda kamyon gibi bir vücut var. Bana Andre Hutson’ı hatırlatıyor zaman zaman, yüz hatlarından da olabilir. Fakat atletizmi ondan birkaç seviye daha yukarıda ki bu kolej seviyesinde ona 2 numaraları bile savunabilme esnekliği getirmişti. (Ancak hücumda Hutson’ın agresifliğine bile sahip değil.) Bir de yağ oranının 7.4% çıktığını eklemeliyiz, pek Hutsonesk sayılmaz bu da…


Çok kötü bir şut mekaniği olmadığını söylüyor herkes, benim gözüme pek hoş gelmiyor yine de. Ancak sanırım böyle bir anatomiyle Ray Allen gibi şut çıkarmak aynı anda birkaç doğa kanununa aykırı. Cevher Özer gibi atıyor aşağı yukarı. Felaket bir pull-up jumper sahibi, aynı zamanda penetre üzerinden de iyi şut çıkardığını gördüğümü hatırlamıyorum. Ancak geçen sene 7 birim kadar geliştirip 37% ile sokmaya başladığı üç sayısı sonrası “Benim hala umudum var” dedirtiyordur bazı genel menajerlere. Fena da bir gelişim değil bahsettiğimiz, bunu yapan adam iki seneye istikrarlı catch-and-shoot opsiyonu haline de gelebilir. Benzetildiği adamlardan biri olan -ben pek tutmadım gerçi bu benzetmeyi- Trevor Ariza’nın Lakers günlerinde yaşadığı dramatik dış şut gelişiminin bir benzerini herhangi bir departmanda yapsa çok işine yarayabilir. Ancak yine de hücum konusunda fazla yüksekten uçmamak yerinde olur, zira bu adam geçen seneye kadar 49.6% ile faul atıyordu. Kullandığı top başına ancak 0.86 sayı bulabiliyor, bu forvet sınıfında sondan ikinci sırayı parselliyor böylece. Fakat gelişen dış şutunun da kaldırıcı etkisiyle kabul edilebilir birer efektif şut yüzdesi (49%) ve gerçek şut yüzdesi (53%) mevcut. Tüm bu hücum kısırlığında bahsetmişken eski NBA koçu Leonard Hamilton’a da birkaç sözüm var. Acı konuşmak istemiyorum ama Caddebostan Sahil’deki herhangi bir pick-up gamede görebileceğiniz hücum setlerinden ibaret Seminoles’in ofansif portföyü. Bu yazının ilgilendiği bir sorun olmayabilir ancak Singleton’ın etkinlikten uzak hücumunu bir önceki sezon konferansının en kötüsü olan -NCAA içerisinde ise 130. sıradalardı- bir hücum düzeninde gösterdiğini not etmekte fayda var. Ortalama bir NBA koçunun altında bile büyük gelişimler sergileyebilir.


Elimizde skor bulması için akıllı bir oyun kurucu tarafından sürekli gözetilip, set sonunda doğru yerde topla buluşturulması gereken bir oyuncu olacak. Ya da yüksek tempolu bir takımda iş görebilir atletizmiyle. (Burada bir başka FSU mezunu Toney Douglas’ın yanı muhtemel adres olabilir, ancak galiba Kenneth Faried’i daha çok seviyorlar.) Fakat her şeye rağmen Singleton bugün yeşil odaya davet ediliyorsa, bunu savunma özellikleriyle başarabiliyor. 2-4 aralığında tüm pozisyonları savunabilme yeteneğini muhtemelen NBA’e taşıyacaktır. ACC’nin üst üste iki sezon en iyi savunmacısı olma onuruna sahip, aynı zamanda bu konferansın tarihine sayı-rebound-blok ile yapılan ilk triple-doubleı da eklemiş bir adam. Geçen senenin en değerli uzunlarından Jared Sullinger’ı 3/9 ile 11 sayıda tuttuğu 5 top çalmalı, 3 bloklu acayip bir maçı var mesela. Aynı zamanda yazının girişinde bahsettiğim ABD kampında da Kevin Durant ve Andre Iguodala gibi oyunculara çok iyi antrenman verdiği söyleniyor ki bu büyük oranda NBA’de uzun yıllar geçirebileceğine delalettir. Sadece boş şutları cezalandırabilmesi bile böyle bir profili NBA veteranı yapmaya yetecektir. Ancak yukarıda modern çağın kısa forvetlerine örnek verdiğimiz elemanları yakalaması için önünde çok yol var. Smith de liseden çıktığında çok büyük bir prospect sayılmazdı ve o da perşembe gecesi Singleton’ın seçilmesi beklenen yerlerden gitmişti. Fakat dediğimiz gibi liseden geliyordu ve ilk günden itibaren agresifliğini sahaya yansıttı. Aksine benim Singleton’ın alçak post oyunundan memnun kaldığım tek dönem, geçen seneki NCAA turnuvasıydı. Ağzımda bıraktığı son tat güzel yani, ancak workoutlarda yine bu konuda sınıfta kaldığı söyleniyor.

Video: Chris Singleton Free Throw Fail
Video: The Decision

Bir de ecnebilerin motor dedikleri hadise var. Kelimeye o anlamı nasıl yüklemişler, hiçbir fikrim yok ama Türkçe karşılık bulamadım. Genel çerçevede hustle konusunda gelişmiş elemanların motoru övülmekte. Peder bir ara lastik, yedek parça falan satarken yardım ediyordum ama jargona hakim değilim de Singleton’ın motorunun kaç çekişli olduğu muamma. Genelde maç içinde kaybolup gidebiliyor, bunda hücumda hiçbir zaman öncelikli opsiyonlardan biri olmamasının payı vardır mutlaka. Ancak bunun yanında geçen sene sağ ayağını kırdıktan sonra, sadece 6 maç kenarda oturduktan sonra NCAA turnuvası için takıma geri dönüş yapması çok önemli. Bunu okuldaki son senesinde, turnuvaya giden yolda önemli katkılar verdikten sonra tribünden izlemeyi yediremediğinden yapmış olabilir. Ya da daha büyük ihtimalle, gözlemcilere vereceği güçlü bir son izlenimin piyasasına yardımcı olacağını bildiğinden yapmış olabilir. İkincisi daha yakın geliyor, ancak her halükarda esaslı bir yürek patlaması… Ayrıca 16-9 yaptığı Sweet Sixteen maçını falan düşünürsek, her şeyiyle sahada olduğunu eklemeliyiz. Yine kampta yaptıkları da burada önemli bir veri bence, iş başa düştüğünde gerekli motivasyon sağlanırsa kafayı derslere verebiliyor demek ki…


Singleton yeşil oda daveti almasına rağmen, onu beğendiğini açıkça söyleyen tek takım Washington sanırım. 6. sıradan seçerlerse başkent sokağa dökülebilir, muhtemelen daha ziyade 18. sıra için gözlerine kestirdiler. 6-18 arası takımlara baktığımızda da birçok takımın kanat pozisyonlarının şişkin olduğunu görüyoruz. Phoenix’te Dudley-Childress, Indiana’da George-Jones gibi oyuncular varken Singleton çok öncelikli olamaz bence. Bu yüzden 2-3 seçecek olsalar bile kalırsa Klay Thompson, Alec Burks ve Marshon Brooks gibileri daha yeğ sanki onlar için. Davet edildiği yeşil odada umduğundan daha fazla beklemek durumunda kalması hayli olası. Ancak draft tarihine baktığımızda, lotaryanın sonlarından seçen takımlar hiçbir zaman yeteri kadar kanat oyuncuları varmış gibi seçim yapmıyorlar. Zaten o pozisyonda ellerini gerçekten güçlü hisseden takımlar da lotaryadan seçmek durumunda kalmayacakları sezonlar geçiriyor. Bu yüzden daha önce de dile getirdiğim gibi 12. sıradan Utah’a gidip Andrei Kirilenko’nun yerini doldurması falan mümkün olabilir. Yine de benim gönlüm Knicks’ten (#17) yana sanıyorum. Hem transition offense oynayan bir takımda zaaflarını büyük oranda gizleyip, maç başına 10-12 sayı ve 5-6 rebound gibi katkılar vermeye başlaması uzun sürmez diye düşünüyorum.

Kimseyi tanımadım ben senden daha güzel: Josh Smith, James Posey, Renaldo Balkman
Tepegöz: 15-20

StatSheet.com arızalı sanırım, Ramazan Evren bitirişi yapayım. (Dikkat, yalnızca 10 kişinin anlayabileceği espri!)

– BURAYA TABLO GELECEK-

YF 2011 Blog #4: Art Arda Dört Sorunun Doğru Yanıtı Aynı Şık Olamaz

Alec BURKS
Colorado, So.
6′ 6″, SG
Grandview, Missouri (1991)
Jordan HAMILTON
Texas, So.
6′ 8″, SG/SF
Los Angeles, California (1990)

Kaç gündür profil yazmaktan afedersiniz imanımız gevredi. Günü gününe çalışmadık, sınav öncesi konular yığıldı. Böyle olunca da araya farklı bir şey serpiştirmek lazım.

Dün sabah Kubilay Kahveci ve Cem Pekdoğru’yla beraber son teknolojiyle (bildiğin MSN Messenger) donatılmış war roomumuzda önümüzdeki günlerde bizi nelerin beklediğini tartışıyorduk. “Klay Thompson mı, Jordan Hamilton mı” sorusunu gündeme getirdim… Neden sonra denklemin sadece bu ikisiyle sınırlı kalmadığını anlamıştım. Marshon Brooks ve Alec Burks’ü de bu gruba dahil edip olayı dört bilinmeyenli denklem haline getirdim. Hangisini seçmeliydik ki, takımımız güçlensindi… Ancak bu sorunun cevabını verebilen bir kişi draftın şipresini de çözebilirdi. Plan belli olmuştu, hem şipreyi çözmeye çalışacak, hem de bir türlü yazmaya vakit bulamadığımız Burks ve Hamilton’ı mercek altına alacaktık.

* * *

Doktor bey, 10. sırayla 20. sıra arasında bir kanat oyuncusu seçmek istiyorum, ama bir türlü kimi seçeceğime karar veremiyorum. Thompson mı, Hamilton mı, Burks mü, yoksa Brooks mu? Bu arada ilginç bir detayı araya sıkıştırayım, bu oyunculardan sadece Burks ve Thompson yeşil oda daveti aldı. Demek ki yeşil odacılar bu iki oyuncuyu 11-15 arasında görürken, Brooks ve Hamilton’ı ikinci yarıda görüyorlar. Neyse biz öncelikle boy-pos, fizik ve atletizmden başlayalım:

Marshon Brooks: 6′ 5.5”, 7′ 1”, 195 lbs
Alec Burks: 6′ 6”, 6′ 10”, 193 lbs
Klay Thompson: 6′ 7”, 6′ 9”, 206 lbs
Jordan Hamilton: 6′ 8”, 6′ 9.5”, 228 lbs

(boy, kanat genişliği, kilo)

Görüldüğü gibi uzunluk olarak arada büyük farklar yok, ancak Hamilton oturmuş fiziğiyle bu kategoride bir adım önde. Atletizm olarak da bu oyuncuların hiçbirisi arabanın üzerinden zıplayıp smaç şampiyonası falan kazanacak oyuncular değil. Brooks ve Hamilton az farkla Burks ve Thompson’ın önünde olabilir ama arada uçurum yok. Görüldüğü gibi bu kategoride net bir kazanan yok.

* * *

Olaya “Burks en genç, dolayısıyla en büyük potansiyel onda” gibi ezberci bir şekilde yaklaşmak istemem ama perspektife koymak açısından göz önünde bulundurmak lazım…

Marshon Brooks: 22 yaşında (Sr.)
Alec Burks: 19 yaşında (So.)
Klay Thompson: 21 yaşında (Jr.)
Jordan Hamilton: 20 yaşında (So.)

* * *

Oyun tarzlarına bakarak hangisinin NBA’e daha kolay adapte olacağına dair bir tahmin yürütelim. Bu konuda en büyük sıkıntıyı aralarında en yaşlı olanı Marshon çekecektir. Nedeni ise Kubilay Kahveci’nin de yazısında belirttiği gibi oynadığı takımdaki yegane sistemin “Ver Brooks’a atsın”dan ibaret olması. “Set de neyin nesi”, “Hangi perde” ve benzeri sorularla asistan koçları çıldırtması muhtemel. Topsuz oyunu fena olmamasına rağmen kara delik olmasıyla ünlü Jordan da özellikle ilk yıllarında zorluk çekecektir. Alec de topu elinde isteyen bir oyuncu. Kesinlikle bencil bir oyuncu değildir ve iyi bir pasördür ancak şu an için top elinde değilken rakip takım için hiçbir tehdit oluşturmuyor. Bu kategorinin net galibi Klay. İlk günden NBA’de top elinde değilken yapacağı birçok şey var. Şut tehdidiyle -menzili de bir hayli uzak, Cem Pekdoğru hep yazdı bunları zamanında- spacing yaratabilmesi, perdelerden çıkarak şut sokabilmesi, savunmacısı yardıma gittiğinde oluşturduğu şut tehdidi, iyi bir pasör olması ve diğer üçüne göre daha tecrübeli olması Thompson’ı cazip bir tamamlayıcı parça haline getiriyor. Bu kategoride sıralama şöyle:

1- Klay Thompson

-arada bir boşluk-

2- Alec Burks/Jordan Hamilton
4- Marshon Brooks

* * *

Bir diğer benzer özellikleri de anormal atletik olmamalarına rağmen dördünün de pozisyonlarına göre çok iyi ribaundcular olmaları. Grafikte de görüldüğü gibi atletizm kategorisinde az da olsa geride olan Thompson’ın ribaund rakamları biraz daha düşük ama bu yarışta kendisini geriye düşürecek kadar da değil.

* * *
Üçlük -ve genel anlamda ‘cemşat’- konusunda Thompson ve Hamilton sivriliyorlar. Ayrıca aşağıdaki grafikte olmayan ama bence önemli olan bir ayrıntı da hem Burks’ün, hem de Brooks’un bir önceki sezona göre geriye gitmiş olmaları. Hücumdaki sorumlulukları arttıkça efficiency düşmüş. Thompson ve Hamilton ise tam tersine yüzdelerini geliştirmişler. Thompson bir diğer önemli kategoriyi kazanırken şut tablosunun gerisi şöyle oluşuyor:

1- Klay Thompson
2- Jordan Hamilton

-buraya bir boşluk-

3- Marshon Brooks

-bir boşluk daha-

4- Alec Burks

* * *

Bir diğer aranan özellik ise oyuncunun faul çizgisine ne sıklıkta gittiği. Alttaki ibret verici tabloda da görüldüğü gibi Burks rakiplerine bu alanda fark atmış ve bu kategorinin uzak ara birincisi olmuş. Brooks topla çok oynamasına rağmen, Burks’ün çok gerisinde kalmış. Thompson şutör kimliğine rağmen Brooks’a yakın bir oran çıkarmış. Hamilton ise felaket rakamlarıyla son sırada. Topu yere vurup potaya gitmekten ne kadar imtina ettiği bu rakamlardan da çok net belli oluyor.

1- Alec Burks

-dev boşluk-

2- Marshon Brooks
3- Klay Thompson

-boşluk-

4- Jordan Hamilton

* * *

Sıradaki tablo biraz yanıltıcı, zira Burks’ün buraya yansıyandan daha iyi bir pasör olduğunu biliyorum. Yine de yüksek basketbol zekası ve muhtemelen parmak hassasiyeti sayesinde bu kategoriyi de Thompson birinci bitiriyor. Brooks’un tünel vizyonu ve Hamilton’a verilen topun geri gelmemesi hususu da grafiğe yansımış.

1- Klay Thompson
2- Alec Burks
3- Marshon Brooks
4- Jordan Hamilton

* * *
Savunma konusunda söyleyecek çok fazla bir şey yok. Bu oyunculardan herhangi birini seçen savunması için seçmeyecek. Bunların dördü de ofansif yönü kuvvetli oyuncular ki bu da beraber değerlendirmemin bir başka nedeni. Örneğin Chris Singleton veya Iman Shumpert gibi oyuncular bu karşılaştırmada yersiz olur, abes kaçardı. Aslında bu dörtlünün savunmaları hakkında kesin yargılara varmak doğru olmaz. Hepsi takımları için çok ağır ofansif görevler üstlenmiş oyuncular. Yanındaki diğer kaliteli oyuncuları göz önüne alınca belki Hamilton’ı biraz dışarıda tutabiliriz. Yine de potansiyelleri de göz önüne aldığımda benim görüşüm şöyle:

1- Jordan Hamilton/Marshon Brooks
3- Klay Thompson/Alec Burks

* * *

Sıradaki kategori de az çok önceki kategoriler sayesinde şekillendi. Ballhandling konusunda Alec ve Marshon öne çıkıyorlar. Klay en azından çabalıyor, Jordan’da o da yok…

1- Alec Burks
2- Marshon Brooks
3- Klay Thompson
4- Jordan Hamilton

* * *

Görüldüğü gibi içinden çıkılması zor bir tablo var ortada. Draftın düğümü diye boşuna demedik… Brooks riskli ama tutarsa da büyük piyango. Açık alanda yüksek tempo oynamaya çalışan bir takım diğer üçünün önünde görebilir. Erken olsa da 13. sırada Suns için ilginç bir aday olabilir. Bu tarz şeyleri tahmin etmek zor olsa da 17’den New York, 20’den Minnesota, 22’den Denver ve kalırsa 28’den Chicago yeni adres olabilir.

Hamilton ise 16’dan Philadelphia, 19’dan Charlotte, 23’ten Houston için cazip bir isim olabilir.

Biraz yüksek olduğunu düşünsem de 10. sırada seçen Bucks’ın Thompson’ı seçme ihtimali bence bir hayli fazla. Takıma uyacak bir parça ama aynı şeyi 10-20 arası birçok takım için söylemek mümkün.

Burks ise 12. sıradan Utah’a veya 14. sıradan Houston’a gider diye düşünüyorum. Hala seçilmemişse neler olur ona da bir altta bakıyoruz.

* * *

Deseler ki 15. sıraya geldik ve bu oyuncuların hiçbiri henüz seçilmemiş -olur mu olur- Indiana’ya hangisini seçersin? İşte esas konuya geldik. Bir kere o pozisyonda oynayan iyi şutörler var kadroda: Danny Granger, Paul George ve Brandon Rush. Ama hiçbiri de topla haşır neşir olmayı seven, yaratıcı oyuncular değil. George belki ileride böyle bir oyuncu olabilir ama şu an o da topla yaratıcı değil. Lance Stephenson’a da güvenerek yola çıkılmaz. Demek ki ihtiyaçlara göre Thompson ve Hamilton ikinci planda kalıyor. Brooks-Burks arasında bir tercih yapmam gerekirse, bugün itibarıyla bana mantıklı gelen seçim Burks olurdu. 15. sıraya kalması zor ama kalırsa çok ciddi düşünülecek bir oyuncu. Bakış açısına göre değişse de bugün itibarıyla Indiana cephesinden baktığımda bu yarışın galibi şut zaafına rağmen Burks. Yalnız Larry Bird’ün geçmiş yıllardaki seçimlerine baktığımızda şut konusunu bir hayli önemsediğini söylemek mümkün. O bakımdan Burks’ü hiç düşünmüyor olma ihtimali yüksek.