Fehlt Jemand?


Yarın Almanya ile oynuyoruz. (Ben uyuyup uyanacağım daha.) Yıllarca izlemeye tahammül edemediğim milli takımlarından sonra başarı elde etmesini bayağı istediğim kadrolara sahipler hem futbol, hem de basketbolda. Lise dönemi sancılarını atlattığımdan olabilir mi bilmiyorum, Alman insanıyla pek bir alıp veremediğim yoktu aslında. Yani çok büyük insan enkazlarıyla da karşılaştık ama yine de bir genelleme çabam olmadı. Bizimkilerin yoluna taş koyanın onlar olmasını istemem, zaten bunu yapabilecek gibi gözükmüyorlar. Yarın galibiyet çıkması halinde bile Sırbistan maçı belirleyici olacak.

Almanlar’da Dirk Bauermann adaşına -bu kelime de beni Trakya’da geçen çocukluğuma götürüyor her seferinde- bir son dans için gerekenleri hazırlama niyetinde. 2005’teki Avrupa ikinciliğini Dirk Nowitzki’nin ‘kazanan’ kimliğini sorgularken kullananlar olmuştu, fakat büyük çoğunluk bir daha hiçbir oyuncuyu çevresindeki dört oyuncuyu böylesine yukarı çekerken göremeyeceğinin ve sıra dışı bir şeye tanıklık etmekte olduğunun farkındaydı. Fakat o günden bu yana her turnuva, Almanlar’a doğru zamanda tetiği çekmeleri gerekirken tereddüt ettiklerini gösterir gibiydi. Bir anlık tereddüt Yunanlar’a yeniden nefes vermiş ve tek şampiyonluk fırsatı uçup gitmiş miydi? Dallas halkı da 2006’nın anılarını aşmakta zorlanıyor ve bu paralelde düşünüyordu, ancak şimdi süperyıldızları hakkında taşıdıkları her şüphe kırıntısı için tövbe ediyorlar.
Nowitzki 33-34 yaşlarında bu takım arkadaşlarıyla bir altın madalyayı gözüne kestirmiş midir, emin değilim. Fakat bir Olimpiyat madalyası için ölüp bittiğini tahmin etmek güç değil. Bauermann da -tüm teknik yetilerine rağmen- kariyerini borçlu olduğu bu adam için çok titiz bir domestik olmak durumunda. Kenarda bir Mark Cuban yok, FIBA’nın izin verdiği tek devşirme hakkını da en iyilerinden biriyle doldurdular. 2012’de bu kadronun seviye atlaması için 88-89 jenerasyonundan gelecek katkıya ihtiyaçları olduğu açık, bunu Bauermann da görüyor. Fakat hata payının çok düşük olduğu bir ortamda deneylerle kaybedecek zamanı yok. Etkinliği daha önceden ispatlanmış yollarla, bu takımı olimpiyat elemelerine atmalı. Sonrasını da esas oğlana bırakmalı. Fakat şu anda en zayıf halkası olarak gözüktükleri bu grup, işleri hiç kolaylaştırmıyor. En tepeye sadece dar yollardan çıkabiliyorsun. Teselli olacaksa eğer…

Bu takımdan hemen şimdi verim alma gerekliliğinin yarattığı baskı, Tibor Pleiss gibi bir yeteneği sekiz kişilik temel rotasyonun dışında bıraktı. Gelişiminin ilk evrelerindeki her uzun oyuncunun düştüğü ve normal karşılanacak hatalar, bu takımda Nowitzki’yi kızdırmak için yeterli. Direksiyon yine Steffen Hamann ve Heiko Schaffartzik gibi güvenilir olmaktan çok uzak heriflerin ellerindeyken, bunlara hakikaten hiç ihtiyaçları yok. IN THE GAME yine tam zamanında imdada yetişip, Basketball-Reference seviyesinde işler yapmış. Tık! Bize de bunları sömürmek düşüyor. Turnuvanın geride kalan kısmında verimlilikte Hamann’ın altında kalmayı başarabilmiş oyun kurucuları listeliyorum: Ogooluwa Adegboye (kitaplarımızda hep bahsettik), Janis Strelnieks, Anton “Kızımız Olacaktı” Ponkrashov, Guy Muya, Vlado Ilievski (bıraktığımız çizgisinde devam ediyor o da turnuvaya), Bozhidar Avramov, Giorgi Gamqrelidze, Kerem Tunçeri (şaşırmadığınızı biliyorum) ve Devon Van Oostrum (top kayıpları dışında ben hala umutluyum). Gelin, dakika limitini 20 yapalım: Strelnieks, Ilievski ve Kerem kaldı. Efes Pilsen taraftarları hala endişelenmediyse, şurada Montepaschi Siena ile yapılan hazırlık maçının ikinci yarısından görüntüler var. Sasha Vujacic çok şanslı. Hem şampiyonluğu getiren o serbest atışı unutmam, hem de Igor Rakocevic’in yerine geldiğinden aşması gereken çıta çok aşağıda.
Almanlar böyle bir takım. İlk çeyrekte Chris Kaman’la vurmayı deniyorlar… Rakip uzunlar ‘hop başladık mı’, ‘aman kendimi faulden sakınayım’ derken bir hasar yaratıyor. Sonraki çeyrekler de tamamen kaybolduğunu söyleyemeyiz. Öyle ki Nowitzki’nin kullanım oranı 32.4% iken, Kaman’ın ikinciliğini ancak varış hakemleri belirleyebiliyor. Topların 30.7% gibi bir kısmı Kaman üzerinden kullanılıyor. Korkunç rakamlar! Yine yukarıdaki sitede geçmişteki üst düzey turnuvalara ait veriler de var ve Kaman’ın 2008’de bu kadar sık kullanılmadığını kolaylıkla görebiliyoruz. Zaten 2001 ve 2003’teki Ademola Okulaja dışında, Kaman’ınkiyle aynı sayfada anılabilecek kadar kuvvetli ikinci adam performanslarına rastlayamıyoruz.

Ankara gecelerinin sempatik çocuğu Erasmus Hayko güzel turnuva geçiriyor. Onun oyuna etkisi de bizim Ender Arslan’dan çok farklı değil. Ama 2003 model Ender’e biraz daha yakın. Rakamları yarar sağladığını gösterirken bile, sahada sürtünmeyi ihmal edemiyorsun. Her topun önemi bir değil ve Schaffartzik’in son çeyrekte üzerine vazife olmayan işlere kalkışmasıyla maçlar elden gidebiliyor. İspanya maçında böyle anları gördük ki, bunlar şanslarını bitiren bir maçta yaşansa Nowitzki bize 2006’dan saha içi kovalamaca sahneleri sunabilirdi. Daha aklıselim sahibi birileri gerektiğindeyse, dönüşümlü olarak Hamann ya da bu turnuvayı iyi geçiren Johannes Herber’den katkı alabiliyorlar fakat. Her şey o kadar da kötü değil.

Bizim takım hakkında yazmaya başlarsam, can sıkıcı bir hal alabilir gece. Zaten Xavier Dolan’ın (biz de 23 yaşındayız, seviyeyi yükseltme piç) ilk filmiyle açmışken kendisini, lise hatıralarıyla gereğinden fazla neredeydim-şimdi-neredeyim muhakemesi yaptım istemsiz olarak. Hatta Almanya’nın 88-89 jenerasyonundan beklediği katkıdan bahsetmek de çok işime gelmedi.
Ben bu turnuvadaki görüntümüzle, hücumda işleri Polonya maçındaki kadar sermez ve topu biraz paylaşabilirsek kazanabileceğimizi düşünüyorum. Topun dolaştığı günlere rastlamıyor genelde ama kötü şut atacağımız bir maç olursa eğer, işleri yokuşa sürebilecek yeterlikte gözüküyor Almanlar. Özellikle de savunmakta çok güçlük çektiğimiz ikili oyunlar, Hamann ve Schaffartzik’in sahada bulundukları her anda peşinden koştuğu bir opsiyon. Hücumdaki bu üstünlüklerinin karşılığı, savunmada aynı alandaki bir zayıflığa isabet ediyor. Onlar da iyi pick-and-roll savunamıyorlar. Fakat Kerem turnuvanın başından beri bu alternatife çok başvurmuyor. Yıllardır ikili oyunlarda pasın adresi olmasına alıştığı oyuncu (Kerem Gönlüm) burada yok. Diğerleri içinde en ideal partner gibi gözüken Semih Erden? O da yok. Enes Kanter bu alanda henüz çok çömez, John Calipari’yle bunları çalışmadığını tahmin edebilirsiniz. Polonya maçının son topundaki adımlamaları bile bunu tek başına söyleyebiliyor. Oğuz Savaş potaya biraz da uzak aldıysa pimi çekilmiş bomba haline geliyor ve geriye de bu alanda ancak vasatın üstünde olduğunu söyleyebileceğimiz Ömer Aşık kalıyor. Yani Kerem’i anlayabiliyoruz ama yine de bundan daha iyisini görmeye alışığız kendisinde. İkili oyun obsesifi altyapı hocaları gibi görünmek istemiyorum ama hücum sahasındaki diğer alternatiflerimiz de ortada. Almanya ve Sırbistan’dan biri Ömer Onan’ın karşısına Galatasaray formasıyla çıkmaya cüret etmediği takdirde, durağanlıktan kurtulup 70 sayıya ulaşmak için buna ihtiyacımız olduğu kesin.

Bu kadar Türkiye yeter. Zaten Nowitzki dokuz buçuk metreden bir vurur, tüm bunları yırtmak zorunda kalırız maazallah!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *