Turning Japanese



Fujiya & Miyagi 14 Ekim’de Ghetto’da sahne alacak. Söz Simon Reynolds’ta. Dikkat edin, tükürür.

“NME’nin bir zamanlar yarattığı “Sanatçının Bir Tüketici Olarak Portresi” köşesinin arkasında yatan düşünce korkutucuydu, hatta bir bakıma suç teşkil eder gibiydi. Yaratıcılığın derinlerden bir yerden geldiği yönündeki romantik ideden ziyade, vurgu sanatçının damak zevki ve etki yolları içinden yaptığı bilinçli seçimler aracılığıyla bir kimlik oluşturması fikri üzerindeydi. “Sanatçının Bir Tüketici Olarak Portresi” başlığında bile vurgunun açıkça ‘olarak’ kelimesi üzerinde olduğu sezilebiliyordu: Buna bir kez olsun, ‘farklı’ bir açıdan bakalım. Fakat yavaş yavaş ‘olarak’ kelimesi, ilk plandaki bu etkisini kaybetmeye başladı, artık sanatçılara bu açıdan bakmanın tamamen normal algılandığı bir döneme gelinmişti. Bundan başka ne olabilirlerdi ki? Bir pazar yerinde, kimliğini en doğru ifade edecek düşünceleri seçmeye çalışan tüketicilerden başka?


Bir anlamda batı müzik kültürünün sanatçı ruhlu, hipster kesimi farkına varmadan günden güne Japon yoluna sapıyordu. Britanya’da pastiş ya da taklitçilik ruhu, zaten halihazırda glam rock ve sanat okulları geleneği sayesinde sağlam köklere sahipti. Yalnızca bir dönem Saint Etienne, Stereolab ve The High Llamas gibi grupların öncülük ettiği sınırlı düzeydeki bu hassaslık eğilimi, neredeyse tüm müzik kültürünü içine alacak kadar yayılacaktı. Bugünlerde The Horrors’dan The Go! Team’e veya The Klaxons’a kadar, her şeyde o Japon aromasını kolaylıkla tespit edebiliyorsunuz. Dahası Britanya müzik kültürü bugün, Japon gibi görünmeye çalışan bir ekibe de konaklık ediyor. Brighton çıkışlı Fujiya & Miyagi’nin retro-chic müziği (Neu! ve Can, Happy Mondays ve Stereolab ile buluşuyor) fetişçi bir eğilimi detaylı olarak gözler önüne sermeye yardım ediyor.”
Buradan sonra Reynolds, ABD’deki Japon esintilerini de LCD Soundsystem örneği üzerinden uzun uzun açıklıyor. Geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkan son kitabı “Retromania: Pop Culture’s Addiction to Its Own Past” içerisinde bunu ve daha fazlasını bulabilirsiniz. Ben henüz 200 sayfalık bir bölümünü okuyabildim ve daha geniş çaplı bir değerlendirmeyi sonraya bırakıyorum. Fakat Ters Ninja’da Murat Ocakcan hayli yerinde bir inceleme yazısını zaten kaleme almış. Reynolds’ın burada da bahsedilen ‘kervan yolda düzülür’ stili, okuyucuyu bu modern zaman sorgulamasının içerisine çekmekte kesinlikle başarılı oluyor ve keyifli bir okuma vadediyor. Bu kadarını söylemekle yetinip, Ocakcan’ın yazısına gönderelim şimdilik. Tık!



Yazıyı yazarken de inadına Reynolds’ın banka hesaplarını tekrar şekle sokmak adına yaptıkları yeniden bir araya gelme gösterileri nedeniyle ruhunu kaybetmekle suçladığı Pixies’i dinlemekteyim. İmkanım olsa “Doolittle” albümünün yirminci yılını kutladıkları o tura da giderdim sanırım…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *