Gece Kadar

Bu Premier League gününden ne bekliyorum?

Bir süreliğine herhangi bir şeye 10 dakikadan fazla odaklanamayacağımı zor yoldan öğrendiğim bir dönemde, moda deyimle aptal kutusunun karşısında saatler öldürmeme yardımcı olmasını. Bu misyonunu aşıp, gerçekliği unutturabilecek kadar ileri giderse malum Murat Kosova cümlesini hayatıma yön verenler arasına katarım vakit kaybetmeden. Bu yazı da benzer bir amaçla yazılıyor aslında. Ama televizyon biraz daha risksiz seçim. Çağrışımlar için müziğe ihtiyaç duymuyorum gerçi, yine de İngiliz aksanına kendini bırakmak biraz daha kolay.


Neler bekliyorum?
14:05 SporMax/PL TV, Villa Park
Aston Villa – Wolverhampton Wanderers
Günün çok erken maçı. İngilizler ‘brunch üstü aile eğlencesi’ olarak bakıyor olabilirler, benim o saatlerdeki Akatlar deneyimlerimde hep maç saatine şikayet vardı. Gerçi iyi bir yandaş bulabildiyseniz -şu anda vatani görevini yapan Çağrı Turhan’a çok selamlar- sonrasında farklı planlara girip hafta sonundan maksimum verimi alabiliyorsunuz. Yine de yerel saatle 12:05 maçın başlama saati, pek akıl karı değil. Birmingham’ın gece hayatı nasıldır bilmiyorum, ama ileri uçta partilemekten hiç sıkılmayacakmış gibi gözüken bazı arkadaşlar var. Dikkat!
İki takım da sezona iyi birer giriş yaptılar, özellikle Wolves cephesinde sezon öncesine göre Mick McCarthy’nin bayağı kredi topladığını söyleyebiliriz. Liderliği bir günlüğüne de olsa devraldılar, taraftar tabanının çoğu için bir ilkti. Molineux’deki hava, bu maçta gelecek olası bir mağlubiyet sonrasında dahi McCarthy’ye karavanında rahat bir uyku çekmek için izin verecek kadar olumlu. Geçen sezonki Villa Park buluşmasında Wolves bu derbide 31 yıl aradan sonra ilk deplasman galibiyetini almıştı. O günlerde McCarthy’nin ihtiyaç duyduğu bir zaferdi bu. Zaten hala görevde olmasını da böyle ışıltılı galibiyetlere borçlu. Bu sezon düşme korkusu yaşamak istemiyorlarsa, manşet galibiyetlerin yanına günün-diğer-maçında-ise tipi galibiyetleri de eklemek durumundalar. Geçen sene United’ın namağlup unvanını elinden almayı -ilk denemede de çok yaklaştıktan sonra- ikinci denemede başaran bir takımdan bahsediyoruz. Manchester City, Chelsea ve Liverpool’a karşı da birer galibiyet aldılar, ancak Stephen Hunt’ın mükemmel ayak içi olmasa şu anda çok farklı şeyler konuşuyor olurduk. Serdar Ortaç’ın sahnesinden, Çekmeköy’deki kör kavşaklardan falan.


Villa Park ahalisi yerel rakiplerini alt lige kaybetmekten çok şikayetçi olmasa gerek. Öyle ki kulüp, onlar adına bu Schadenfreudenin mimarı olan Alex McLeish’i göreve getirmek için hiç zaman kaybetmedi. Ellerinde kalan en derbiye benzer şey bu maç, ironik olarak McLeish’in de kendini ispat için ilk fırsatı olacak. Şu anda puan durumunda edindikleri dördüncü sıra hiç fena değil. Ancak Mark Hughes sonrası takıma kişiliğini serpmek için anlamsız işler yapan Martin Jol’ün takımı karşısında beraberlik ve savunmanın merkezindeki sakatlıklarla birlikte belki de en yetersiz onbirleri sahaya sürmekte olan Blackburn’e atılan üç golün ayakta alkışlanacak başarılar olmadığı açık. Her ne kadar Wolves da ilk iki haftada aynı takımlarla oynamış olsa da, Molineux insanlarının bu tip şeylere daha aç olması gibi bir fark var arada. “Fazla sivrilmeyeceksin arkadaş.”
Fantezi takımım adına N’Zogbia-Bent-Dunne üçlüsünden gol veya goller, asist veya asistler, hatta işi yüzsüzlüğe vurup 30 puan falan bekliyorum. Matt Jarvis de takımda ama… Kevin Doyle da öyle. Villa ileri hattının yapacakları, o hattın nasıl dizileceğiyle doğrudan ilintili. Forvet arkasındaki rolü en kolay kucaklayabilecek özellikteki isim olarak Gabriel Agbonlahor gözüküyordu esasen. Fakat Blackburn maçında soldan hayli etkili oldu. Bu etkinliğin ne kadarını Michel Salgado’ya borçluydu, emin değilim. Emile Heskey’nin de forvete yancı rolünden ziyade kanatta yaptıklarıyla bir veteran olarak nişini bulduğuna inanıyordum. Blackburn maçındaki sonuçlara fazla anlam yüklememesi, bunların çok sağlıklı veriler olmadığını fark etmesi önemli McLeish adına. Yoksa istim üstündeki Wolves ileri hattı erken bir golle, zor bir öğleden sonra getirebilir.
Kazanan kadroyu yine bozmayacaktır McCarthy. Bu arada en az sahte Mike Dunleavy kadar komik bir sahte hesabı var onun da. Tık! Geçen haftaki maçtan önce ‘kazanan kadroyu değiştirmediğim gibi, uğurlu iç çamaşırımı da değiştirmiyorum’ yazmıştı mesela. Sandalyeden düştüm. Aston Villa cephesinde sağ bek Luke Young, Malezya sermayesinin Loftus Road’a getirdiği ikinci oyuncu olabilir. (Zaten sakatlığı da halen sürüyormuş, yerini muhtemelen hafta içinde gol atan Eric Lichaj doldurur.) İlk maçta sağ bekte Kieron Dyer’ı kullanan bir takım için, yukarı taşıyan bir hamle olacaktır büyük ihtimalle.


14:45 Lig TV, DW Stadium
Wigan Athletic – Queens Park Rangers
Kura Roberto Martinez’e sezonun ilk üç haftasında bütün yeni gelenleri lige buyur etme gibi bir lütufta bulunmuştu. Geçen sezonun prömiyerindeki (TDK onaylı) Blackpool bozgununu düşünecek olursak, kelime seçimine itiraz edilebilir. İlk iki maçtan çıkarılan 2 puan tatmin edici olmaktan uzak. Geçen haftanın kaçırdığım maçlarından biriydi ve tekrarını da yakalayamadım, fakat Swansea deplasmanında beklemediğim kadar tehlikeli bir görüntü çizmişler. Yine de kaçan penaltıyı ve direkten dönen topları düşününce, bununla avunmak pek kolay olmasa gerek. Copa America’dan çok hazır dönmediği söylenen Hugo Rodallega’nın bitiriciliğine acilen ihtiyaç duyuyorlar derken, Antolin Alcaraz’ın sakatlığıyla sarsıldılar ki bu da bir şekilde Copa America’ya bağlanabiliyor. Mauro Boselli tecrübesini de düşününce, Martinez’e alışveriş alışkanlıklarını değiştirmesini öneriyorum.
Loftus Road’da Tony Fernandes, yabancı sermayeyi temsil eden bir West Ham taraftarı olarak belki çok popüler bir figür olamayacak. Ancak Briatore-Ecclestone konsorsiyumuna oranla, takım için daha hayırlı bir Formula 1 ünlüsü olduğu kesin. Neil Warnock da paranın kokusunu almışa benziyor, yeni sahibin peşinden pek ayrılmıyor. Joey Barton kesinlikle yararlı olacaktır ve -hakikaten bazı dönemlerde yıpratıcı olabildiğini bizzat tecrübe ettiğim Twitter akıl sağlığını çok bozmamışsa- sezonun geri kalan iki haftasındaki kaybolmuş görüntüsünden uzaklaşacaktır. Liderliğini kabul etmiş oyuncuların arasında nasıl bir güç olabildiğini geçen sene de gördük. Bu adının dönem dönem büyük altılının olası transfer hedefleri arasında geçmesini anlamama yardımcı olmadıysa bile, QPR gibi göletlerde büyük balık olmak için gereken tüm özelliklere sahip olduğunu söylemeliyiz.
QPR moral olarak hayli yukarıda ve Latics’in karşısına puansız çıkmamayı becerebilmeleri de önemli. Benim bu sezon gönül birliği edeceğim ikinci takım Wigan değil Swansea belki ama, enine çizgileri pek sevmiyorum. Wigan’ın ilk galibiyetinin gelmesini isterim, ama Caldwell-Lopez tandeminden pek emin değilim. En azından QPR cephesinde de Danny Gabbidon geri dönmüş. Titus Bramble takımında gözden düşmüşken, böyle stoperlere ihtiyacımız var…


17:00 SporMax/PL TV, Stamford Bridge
Chelsea – Norwich City
Takımla üç gündür çalışan Juan Mata’nın henüz yeni takım arkadaşlarıyla sahaya çıkabilecek kadar bir tanışıklık yaratamadığından dem vurdu Andre Villas-Boas. Onsuz da kazanabilirler, fakat iç sahada nispeten zayıf bir ekibe karşıyken yeni bir yaratıcı güce hayır demezlerdi. Mikel-Ramires-Lampard üçlüsünü birlikte sahaya sürmek bu eşleşme için fazla muhafazakar gelebilir. Stoke City deplasmanındaki kadro seçimi bana böyle gelmemişti, ancak yarın o üçlü benim için de fazla negatif olur. Fernando Torres’i işin içine katabilmek için, savunmacısının yanından yapacağı koşuları ödüllendirecek riskli pasları verebilme yetisi olmazsa olmaz. Frank Lampard’ın bu işte şu ana kadar Steven Gerrard kadar iyi olmadığını söylemeliyiz, fakat geçen sezon sahip olduğu Torres sanki oyunu bir yavaş moda çekmişiz algısı yaratıyordu. Bu yüzden çok da yüklenmemek gerek Lampard’a. Torres’in sağdan ve soldan Fransız kuvvetlerince desteklenmesi beklenebilir, Salomon Kalou’nun son maçta beklentilerin altında kalıp erken duşla cezalandırılması sonrasında. David Luiz’in de geri dönüş için milli maç arasını kullanması çok yanlış olmaz. Geçen seneki görüntüsü de bir stoper olarak asli görevlerini Alex’ten çok daha güvenli yapmadığını gösteriyordu. Terry-Ivanovic kombinasyonu, Sideshow Bob bazı temel şeyleri öğreninceye kadar en sağlam ikili anlamına gelebilir.
Norwich City’de ise bugüne kadar kaçınılan mağlubiyetin vakti geldi gibi. Yine de ben, yukarıdaki Chelsea tablosunun puan çalınabilir bir takım anlamına geleceğini düşünüyorum. Paul Lambert ilk hafta gelen beraberliğe aldanmayıp, ikinci hafta orta sahasında bir revizyona gitmiş ve iç sahada Stoke City’nin güçlü yanlarını pasifize edecek bir onbir tercih etmişti. Hücum rotasyonunun teknik olarak belki de en kısıtlı parçası olan Chris Martin’i kullanması, görünürde olduğundan çok daha yararlı olmuştu örneğin. İlk maçta oynamayan Anthony Pilkington ve Elliott Bennett’ın kanatlara getirdiği canlılık ve yine siftahı Stoke karşısında yapan Bradley Johnson’ın orta sahadaki sağlam duruşu gelecek adına ümit verici olduğu kadar, Lambert’ın kartlarını ne kadar doğru kullanan bir menajer olduğunu hatırlattı bir kez daha. Carling Cup’ta sahaya çıkan onbirin alternatif kadro olduğunu düşünürsek, Stoke maçına benzer bir diziliş gelebilir. Belki Martin yerine Steve Morison tercihi daha makul olabilir. Ancak asıl soru işaretlerinin ortaya çıktığı mevki savunmanın göbeği. Ritchie De Laet bile güvenilir olmak için en az 2-3 yıla ihtiyaç duyduğunu sık sık gösterirken, yanında -bana biraz Nyron Nosworthy’yi hatırlatan- tek hamleli Leon Barnett’i kullanmak zorunda olmak hiç hoş değil. Zak Whitbread’den sonra sakatlar listesinin en yeni üyesi olan Daniel Ayala iki ay kadar bir süre takımdan uzak kalacak. Yani yapacak bir şey yok…
“Kim koyarsa koysun, Allah razı olsun” diyerek ekran karşısında olacağız ama erken goller kanal değiştirmeyi zorunlu kılabilir.


17:00 Lig TV, Ewood Park
Blackburn Rovers – Everton


QPR’ın geçmişe uzanan tarihinden veya köklü camiasından bihaber değilim. Ama son 10 yılın en istikrarlı sonuçlarını alan birkaç kulübünden birinin hisselerine olan düşük ilgiyi pek anlayamıyorum. Bazen ‘geri kalanın en iyisi’ olmak yeterli olmayabiliyor, bunu büyük bir devamlılıkla yapsanız bile. Bu kadar istikrar vurgusundan sonra, David Moyes’in en azından geçen sezonun son maçında sahaya sürdüğü onbiri bugün de sahaya sürebilecek olmaktan memnun olduğunu tahmin edebiliriz. Ancak orada da sanki Abdullah Avcı-İBB birlikteliğindeki gibi bir doygunluk noktasına varılmış gibi. Mevcut yönetimin Moyes’in vizyonunu sürdürebilmesi için ona yeni şeyler sunmadığı ortada, o da Warnock gibi cukkalı bir sahibi beklemekten fazlasını yapamaz. Taraftar da henüz saha içinde bir başarısızlık dalgasıyla karşı karşıya kalmamış olsa da, gidişattan hayli endişeli.
Ek olarak Beckford-Cahill-Rodwell üçlüsünün muhtelif sebeplerden ötürü yarın sahaya çıkması şüpheli. Evladım Seamus Coleman’ın uzun süreli sakatlığına bu hafta da bunlar eklendi. Tüm bunlara rağmen ilk galibiyetlerini almaları an meselesi. Çünkü karşılarındaki takım o kadar kötü.
Samba-Nelsen ikilisi geri dönüş yapar, Radosav Petrovic de dünyanın en hızlı adaptasyon sağlayan adamı olup ilk günden katkı koyarsa bilemem. Ama Paul Robinson’a gol atmak ne kadar zor olabilir ki? Victor Anichebe’nin bile üstesinden gelebileceği bir iş bence.


17:00, Liberty Stadium
Swansea City – Sunderland


Stadiwm Liberty’yi şöyle ağız tadıyla izleyemedik. Yarın da mümkün olmayacak bu. (Yukarıdaki maça tercih ederdim açıkçası.) Sunderland beklentilerin altında bir giriş yaptı ve derbi mağlubiyetinden sonra birtakım değişiklikler kapıda. Steve Bruce için iftar vakti! Craig Gardner ve David Vaughan gibi iki orta sahayı transfer etmişken, maçlara Cattermole-Colback ikilisiyle başlamaya devam edemezsin. Lee Cattermole da olayını anlayamadığım topçular listesinde güzel bir yer edindi kendine. Neden? Gardner ve Vaughan varken hem de?
Diğer tarafta Danny Graham’in bu seviye için yetersiz olduğunu kabul etmeliyiz belki de… Leroy Lita ve Luke Moore çok özel oyuncular değiller ama iyi birer alternatif olduklarını söyleyebiliriz. Transfer penceresi kapanmadan Kemy Agustien’den daha yetkin bir orta saha bulmaları şart. Belki birkaç şey daha…
Birçok konuda olduğu gibi sporla ilgili tartışmalarda da ultra gelenekçi bir tavır takınmam. Fakat kesin olan bir şey var ki, gelenekleriyle daha da güzel İngiliz futbolu. Bu yüzden iki haftadır göze çarpan, hafta sonunun tümüne yayılmış maç programı çok hoş gelmiyor. İzlenme oranlarını yukarı çeken bir durumdur mutlaka. Abu Dhabi’de sürekli daha fazla canlı maç yayını talep eden bir kesim var ve mavi formalarını sırtlarına geçirip de televizyonun karşısına geçtiklerinde özet görüntü görünce huzursuzlanıyorlar. Bunu anlayışla karşılıyorum. Ancak taksi şoförleri alışkın oldukları üzere, saat 3 olduğunda radyoyu açtıklarında böyle yavan alternatiflerle karşılaşmamalı. Abu Dhabi’deki adam kadar sadık bir müşteri olmasalar da, onları da düşünmeli.
İngiltere’de de hava her zaman güneşli değil yani. Ziggy -aman ligi- oynarken bir şey yok.


19:30 SporMax/PL TV, Anfield Road
Liverpool – Bolton Wanderers
Arsenal deplasmanından gelen üç puan aslında davullarla zurnalarla karşılanacak kadar nadir bir şeydi yakın Liverpool tarihinde. Rakamları çok aklımda tutamıyorum, fakat 10 senenin üzerinde bir süre galibiyet çıkaramamışlardı oradan. Bu galibiyete verilen ağırbaşlı tepkinin birkaç nedeni olabilir.
1- Kenny Dalglish’in hem kulüpteki ağırlığı, hem de yerel futbolun yükselişteki -fakat henüz hiçbir şey kanıtlamamış- yeteneklerine fırlattığı bol sıfırlı çekler sonrasında beklentiyi hiç olmadığı kadar yukarı çekmiş olması. (Bunu geçen sezonun ikinci yarısındaki saha içi sonuçlarla desteklediği de savunulabilir.)
2- Bahse konu büyük transferlerden yazın yapılanların -belki Stewart Downing dışında- beklentileri karşılamaktan uzak olması. Özellikle Jordan Henderson formanın içini doldurmakta çok zorlanıyor ve ‘Steven Gerrard’ın veliahtı’ etiketini taşıması ancak Ali Özsoy yazılarında mümkün olabilirmiş gibi. Sir Alex Ferguson’ın “Sadece kornerleri 10 milyon pound eder” dediği Charlie Adam ise, bu sözü destekleyecek nitelikte duran toplar kullanmasına ve bunlardan birinde Sunderland maçındaki puanı getiren asisti yapmış olmasına rağmen Fergie’nin sözündeki ikinci anlamı düşünmeden edemiyoruz: Duran topları çıkarıp, açık oyunda neler yaptığına baktığımız zaman Adam fena halde sıradan bir orta sahaya dönüşüyor ve Liverpool son dönemde böyle tek yönlü oyunculardan yeterince çekti. Carroll-Suarez de King Kenny’nin oyun anlayışında ideal bir ikili gözükse de, bunu sahaya tam olarak yansıtabilmiş değiller. Elbette buna önce Dalglish’in izin vermesi gerek.
3- Arsenal’ın özel bir gününde olması ve muhtemelen o gün Blackburn tarafından bile zorlanabileceğinin açıkça görülebilmesi. Bahsettiğim coşkudan uzak kutlamadaki en masum ve tehlikesiz sebep bu. Aynı zamanda galibiyetin en çok öne çıkan sebebi de… Eğer Emmanuel Frimpong biraz tecrübeli olabilseydi, Arsenal’ın o kötü görüntüde ve elinde kalan iyi oyunculardan biri de maç içinde sakatlığa kurban gitmişken oyunu yine de 0-0’a bağlayabileceğini tarafsız bakabilen her Liverpool destekçisi gördü. İlk yarıdaki yaratıcılıktan yoksun, Andy Carroll’a şişirilen topların temel hücum stratejisi olduğu oyun kimseyi etkilemedi. Luis Suarez ve Raul Meireles’in oyuna dahli gecikse, belki 10 kişi rakibi alt etmekte bile zorlanabilirdi Liverpool. Gerrard’ın gelişi bu kapalı oyuna mutlaka bir akıcılık getirecektir. Ancak Suarez-Gerrard ikilisinin olmaması, bir anda geçen sezonun ilk yarısında Newcastle’ın oynadığına benzer bir kick-and-rush futbolunun B planı olarak yürürlüğe girmesini kabul edilebilir kılmıyor. Yeni futbol düzeninde demode kalmadığını ve kendini güncellediğini iddia eden Dalglish’in daha fazlasını yapması gerek.
Neden Ahmet Çakar stiline döndüm, bilmiyorum. Loftus Road’dan muzaffer ayrılan Bolton, geçen hafta esasen skorun gösterdiği kadar rekabetçi kalamadığı bir maçı kaybetti. Hayırlı bir mağlubiyet olabilir, zira Owen Coyle’a Gary Cahill’in Arsenal’dan gelen 6 milyon pound ve civarındaki tekliflerle salıverilemeyecek kadar kıymetli bir oyuncu olduğunu hatırlatmak için yeni bir fırsattı. Hatta Edin Dzeko’nun golünde Zat Knight’ın sakarlığını gördükten sonra, savunmaya takviye ihtiyacı duyanın Bolton olduğu bile söylenebilirdi. Her neyse, Tuncay Şanlı güzel takıma gitti yine. Burada iyi performans gösterip, kalıcı bir kontrat kapabilmesini umuyorum. Zira Tony Pulis’le geçen yıllar ona hak etmediği kadar fazla şey kaybettirdi. Ivan Klasnic’in bu form düzeyiyle forvetteki ikiliden biri olarak konumunun sağlam olduğunu düşünüyorum, ancak bu konularda Pulis’le kıyaslanamayacak kadar esnek olan Coyle bir noktada Tuncay’ın yeteneklerini yedek kulübesinde bekletmekteki israfı görüp ona bir yer bulacaktır. Onbirdeki en zayıf halka Chris Eagles gibi gözüküyor. Çok üzülüyorum bu çocuğa…


Bolton’ın Liverpool’a sıkıntı yaratması çok sürpriz olmaz. (Gerçi son yıllardaki eğilime hayli ters bir durum olur, Roy Hodgson döneminde bile puan bırakılmayan bir rakipti Bolton.) Ancak ilk maçtaki skora aldanmadan, Bolton’ın sezona beklentilerimin altında girdiğini söylemeliyim. Muamba-Reo-Coker ikilisi -üçlü gibi oldu böyle de- rijit bir orta saha anlamına gelse de, langırt masasında topun durduğu o sahneleri çok fazla görüyoruz. Özellikle Stuart Holden’ın sakatlıktan dönüşü ve Tuncay’ın katacakları ihtiyaç duyulan darbeyi yaratabilir. Böylece top tekrar harekete geçer ve oyun devam eder.

Bilinç akışı yazılarından biriydi. Buraya kadar gelip tatmin olmamışsanız, kusura bakmayın.

3 thoughts on “Gece Kadar”

  1. Lee Cattermole'e laf yok :) Çocuğun adı çıktı, açma germe hareketi yapsa sarıyı çıkarıyorlar. Ha sert oynuyor, her maç kırmızı görme riski var ama gerçekten iyi oyuncu. Yani bir Fabrice Muamba ekolü değil, sadece destroyer bir oyuncu değil. Çok iyi bir top çalıcı olmasının yanında, ortalama bir pasör, hücumda zaman zaman koşular da yapabilen pek çok özelliği ortalama üstü bir lider. Sunderland onun yokluğunda çok ince kalıyordu orta sahada, bu sene de farklı olacağını düşünmüyorum.

    Bolton'dan da o çizgi savunma-ofsayt taktiğiyle bir şeyler olması bence zor. Zor derken, ligde bekledikleri kadar yükselmeleri zor. Yoksa her zaman tehditkar ve taraftarını eğlendiren bir takım olacaklarına, doğru adımları atacaklarına şüphem yok. O futbolu oynamak için illa ki bloklar arası mesafeyi azaltmaları gerekiyor ve topu sürekli kendilerinde tutup rakibi bunaltmaları bu şekilde oluyor. Ama yine de fazla idealist, hele hele Knight gibi oyuncularla. Geçen sene savunma arkasına koşuları iyi yapan takımlar çok zorladılar; Vela'nın golü en akılları kazınanı. Liverpool alan değişimlerini ligde en iyi yapan takım, Clarke Dalglish'in aklına girip bu maçta Carroll'ı kenarda tutmaya ikna edebilirse Suarez-arkasında 5 orta saha dizilimiyle o orta sahalar ve kanattan koşullar yapacak Downing'in gol bulması çok da zor olmayacaktır. Takımın tarzı için olmazsa olmaz iki oyuncu Davies ve Cahill, onların gidişi sonrası Coyle da daha kendi istediği gibi, farklı bir şeyler yaratabilir. Tabi o zamana kadar hala takımın başında olursa (muhtemelen de olur).

    Son olarak, Zonal Whoever! http://yfrog.com/g01o7nj

  2. cattermole'dan ben de çok ümitliydim, tam olarak altını dolduramadıysa da barton-parker ekolünü devam ettirebilecek düzeyde bi iki yönlü orta saha.. zaten sorunlarının da mental kaynakları olduğunu düşünüyorum -ki bu yukarıdakilerin hikayesine de çok aykırı değil- ve bruce yeterince bebek bakıcılığı yaptı gibi.. ama daha çok genç ve bu sabrın mükafatını da alabilir.. yine de ben vaughan ve gardner'ın işin içine daha fazla girmesini bekliyorum.. gerçi bu ikisi tek başına yeteri kadar direngen bi merkez kuramayacaklardır, baytarmole karışımda bi yer bulabilmeli.. gaza gelmişim biraz, 'reality check' için teşekkürler 😉

    abi denk gelmiştir ya hakikaten, megson zamanında çok kötü top oynuyordu bu takım :)

  3. Bolton'un bu sezon oynadığı bütün maçları 90 dakika izledim. Bu yazı yazılırken henüz oynanmamış Liverpool maçı da dahil. Chris Eagles'ın en zayıf halka olma meselesi biraz canımı sıktı esasen. Bu senin görüşlerine katılmadığım anlamına gelmiyor. Fakat, "deadlineday"in yorgunluğu ve bayramda gelenin gidenin eksik olmadığı bir günün ardından şu yazıyı keyifle okuduğumu farkettim. Üstelik, yandaki yatağa yatmak için çok fazla sebebim var. Mesela sırt ağrılarım. Neyse, konuyu dağıtmayayım. Chris Eagles, bu sezon Bolton orta sahasının en keyif verici maddesi. En nihayetinde, Fergie'nin tedrisatından geçti ve futbol zekası üst düzeyde. Bolton'ın oyununa akıcılık kazandırıyor. Attığı efektif pasların hastasıyım. Eagles'ı daha farklı bir gözle izlemeni "naçizane" tavsiye ediyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *