2011/12 Preview: Love Won’t Be Leaving

Servise vakit kalmadı, yazı beklemez…

Arsenal

Sezon başında en tepede olmayı iyi biliyor Arsene Wenger’in öğrencileri. Aynı avantajla benim ilk yorumumu almaya da hak kazandılar. Wenger bu blogun sıkı bir takipçisi ve normal şartlarda böyle bir durumdan hoşnut kalmazdı. Ancak bu seneye girilirken, herkesin dördüncülük şanslarını sorguladığı bir dönemde ben şu an için City’nin üzerinde görüyorum topçuları. Yine çok iyi transferler yaptıkları söylenemez ve ek ödemelerle 15 milyon pounda ulaşacak bir meblağa Alex Oxlade-Chamberlain’ı transfer etmeleri beni tatmin etmeyen Wenger hamlelerinden biri oldu. Oyuncuyu yalnızca bize karşı oynarken izledim ve tüm gözlerin üzerinde olduğu bir maçta yaptıklarıyla değerlendirmek haksızlık olacaktır. Yine de gördüğüm tavanı Theo Walcott olan bir kumaşı işaret ediyordu. Elinde halihazırda Walcott’ı bulunduran bir takımın, çok daha öncelikli ihtiyaçları varken böyle bir parayı şimdiye kadar yalnızca League One seviyesinde futbol oynamış bir yeni yetmeye bağlamasını pek anlamlandıramıyorum. Ancak bu yeni bir şey değil.
Geçen sezon Sebastien Squillaci ile başlanan maçlar, Arsenal taraftarının olası hafıza sildirme operasyonlarında öncelik sahibidir muhtemelen. L’Arsenal dönemindeki Senderos-Cygan ikililerinin öldürücülüğüne ulaştı tek başına. Diğer Fransız bana göre ilk sezonunda biraz şanssızdı, savunma arkasına sarkan rakiplere en yakın oyuncu olarak gördüğü kırmızı kartlar ve birkaç sakarlık sonrası Laurent Koscielny de tribünlere pek güven vermiyor. Ancak esas sorunun, asker yolu gözler gibi bekledikleri Thomas Vermaelen’in sağlık durumu olması beklenebilir. Belçikalı’dan yeni bir sakatlık haberi aldık ve yerini Gary Cahill gibileriyle doldurmak pek kolay olmaz. Ancak yetenekli ve bir yıllık EPL tecrübesini cebinde taşıyan bir kaleciyle yola çıkıyorlar, Vermaelen kronik bir sakat olarak ıskartaya çıkmadıkça savunmada daha az problem yaşayacaklardır. Hayır, Gael Clichy’yi aramazlar.
Orta sahada artık bir kanser haline gelen Cesc Fabregas’ın durumu gerçekten endişe verici. Ancak bu yazın, bir öncekine göre farkı şu ki kimse ipini o kazığa bağlamaya niyetli değil. Burnu büyük -takımın ihtiyacını duyduğu bir şey bu burnu büyüklük- genç yetenek Jack Wilshere’in artık iddialarını desteklemesi gereken döneme geldik ve seleflerinin aksine bu görevi başarıyla yerine getireceğini düşünüyorum. Ölü sezon boyunca kendisini pazarlamaya çalışan Samir Nasri ile Cesc olayında yaşananları bir kez daha tecrübe etmektense, sakatlık dönüşünde iyi gözüken Aaron Ramsey kullanılabilir. Gervinho’nun gelişi de ileri uçta taktiksel anlamda hayli esneklik kazandıracaktır takıma… Transfer sezonunun geri kalanı çok kritik, fakat safraları atmış bir Arsenal geçen seneki kabusların uzağında bir sezon geçirip tüm otoriteleri ters köşeye yatırabilir. Onların üzerindeki ‘kaybeden’ etiketinin oy birliğiyle onanması çok hoşuma gitmiyor. Bu tip takımlar böyle bir kamuoyu oluşturulunca ekseriyetle bundan güç alırlar ve potansiyellerini gerçek anlamda göstermeye hiç olmadığı kadar yaklaşırlar. Dallas Mavericks’i hepiniz biliyorsunuz… Robin Van Persie sadece seksi bir sol ayaktan ibaret değil ve şu anda Arsenal denince tahtaya yazılan ilk isimler -son yıllarda gözlenenin aksine- gerçekten ‘kazanan’ karakterli elemanlar. Başarısızlığın kanıksanması takımın yokuş aşağı son sürat yuvarlanmasıyla da sonuçlanabilir ve Wenger’in iş güvenliği ilk kez ciddi biçimde tartışmaya açılabilir pek tabi, ama ben böyle öngörmüyorum.
Key Addition: Gervinho (Lille)
Adam Olacak Çocuk: Jack WILSHERE (’92)
Phantasievoll: Wojciech SZCZESNY (6.0)

Arsenal savunması sallanıyor, daha güvenli olacak seçim Wilshere belki de. Fakat bir süreliğine daha fiyatı artmayacak ve wild card hakkınızı kullanırken daha mantıklı bir tercih olabilir o.

Aston Villa
Villa hakkında yakın zamanda geniş çaplı bir fikir jimnastiği yapmıştık, burayı kısa geçmek yerinde olacak. Roberto Martinez seçimiyle yeni bir projeye girişebilirlerdi. Kısa dönemde karşılığını alamadıkları takdirde, kulüp adına karar verenleri yeniden baskı altına sokabilecek bir hareket olurdu ama bu. Daha güvenli bir yol olarak Mark Hughes ile işbirliği yapabilirlerdi, fakat onun yukarıdaki altılı dışında bir kulüpte mutlu hissetmesinin imkansız bir görev olduğunu çoğu kişi biliyordu. Bu tercih halinde de geminin sezonun yarısını görmeden su alması ihtimali göz ardı edilecek boyutta değildi. Onlar da Ada futbolunda muntazaman büyük sahne gören, sıra dışı bir futbol aklı göstermese de spot ışıklarından uzakta gerçek bir pragmatist olarak işinin gerektirdiklerini yerine getiren menajerlerden birine yöneldiler. Risksiz seçim.
Bu Villa’yı nereye kadar taşıyabilir? Yedinci sıra herkesi mutlu edecektir, ancak geçen seneki hayal kırıklığından sonra oraya tırmanma hedefinde bu kadar çabuk yol katedemeyebilirler. Charles N’Zogbia transferiyle akıllı bir iş yaptılar, Albrighton-Bannan ikilisinin beklentiler ölçüsünde geçirecekleri bir sezonla eksikleri çok hissetmeden geçen sezon bitirdikleri yere tutunabileceklerdir. Shay Given çok maç kurtarır, Darren Bent kudretini sorgulatacak bazı goller kaçırsa da 16-18 gol seviyesiyle rahatlıkla flört eder, Zog da takımdaki en seyre değer şey olarak gözümüzün pasını siler. Fakat bir orta sıra takımından fazlasını görmüyorum ve ‘geri kalanların en iyisi’ olarak öne sürülmelerinin de biraz prematüre olduğuna inanıyorum. Orta saha için eldeki rotasyon güvenilir bir ikili için ümit vermiyor, averaj bir savunma dörtlüsü göze çarpıyor ve Paul Doyle’un da dediği gibi: “Banking on Ireland is a bit wiser than banking in Ireland.” Ama arada çok da fazla fark yok ve oyuncularını kaybetmemek için fazlaca taviz veren ılımlı bir menajer olsa da, Stephen Ireland vakası Alex McLeish’in aşabileceğinden fazla sorun barındırıyor gibi.
Key Addition: Charles N’ZOGBIA (Wigan Athletic)
Adam Olacak Çocuk: Fabian DELPH (’89)
Phantasievoll: Charles N’ZOGBIA (7.5)
Hala ucundan da olsa tarih sınırımızın içinde Delph, ben de ısrar etmiş olayım. Ancak bu sene şehrin diğer yakasından Sunderland’a transfer olan Craig Gardner’ın kardeşi de fena çocuğa benzemiyor. Nathan Delfouneso’ya alt yaş milli takımlarındaki basiretsizlikleri nedeniyle biraz acımasız davranıyorum galiba. Bu arada benim kadromdaki tek Villa oyuncusu Richard Dunne şimdilik, ama onu önermiyorum. Zaten Zog’un da yerini yaptım, fiyatının artmamasını dileyerek transfer zamanını bekliyorum.
Blackburn Rovers
Asia Trophy vesilesiyle sezonuna bir ön projeksiyon yaptığımız takımlardandı Blackburn. O günden bu yana birkaç transfer yapmış olmalarını beklerdim, fakat not etmeye değer en önemli gelişme şu: Tık! Tavukçu sahipler bir kulüp yönetmenin gerekliliklerinden bihaber görünürken, oyuncuların etinden yararlanmaktan geri kalmıyorlar. Aslında Steve Kean’in hakkını yemeyelim, takviye duyulan bir bölgeye yapılan Radosav Petrovic transferi de güzel duruyor. Fakat söz konusu Blackburn iken, kadronun yeterlik düzeyinden ziyade yeni sahiplerin samimiyetine ne kadar güvendiğiniz oluyor her türlü tahmini tetikleyen. Ada medyası gördüklerinden pek hoşnut kalmamış olacak ki, otoritelerin önemli kısmının düşme adayları arasında yer alıyor kuzeyin gülleri. Ben biraz daha tedbirli davranıyorum ve bu anlamda yönümü tayin edecek şey Christopher Samba’yı kulüpte tutmak için gösterecekleri direnç olabilir. Fakat onunla da yollar ayrılırsa, kadrosundaki en yetenekli iki oyuncusunu gönderip yerlerini doldurmak için herhangi bir çaba sarf etmeyen bir kulüp hakkında çok da konuşmaya gerek kalmayacak.
Sahipler Beşiktaş yöneticilerinin 17’de 17 ütopyasını bile sollayacak şeyleri ortaya atadursun, göreve getirdikleri Kean menajerlik alanındaki klasını henüz ispat edebilmiş değil. Başkanlara fazla zorluk çıkarmayacak bir ‘bizim çocuk’ kontenjanıyla orada oturduğu hakim düşünce. Onun gibilerine çok kolay gelmeyen bir fırsatla ödüllendirildi, ancak şimdi şans gibi görünen şey başarısızlık durumunda üzerinden hiçbir zaman atamayacağı kötü bir etiket anlamına gelebilir. Bugüne kadar da kick-and-rush kolaycılığına kaçmadan, seyir zevki kaygısı taşıyan bir oyun stili oluşturmak için çabaladı aslında. Samba korunduğu takdirde en azından ilk onbir manasında lig vasatında bir savunma beşlisi görüyoruz, fakat alternatif açısından oldukça fakir Kean’in eli. İlerideyse Nikola Kalinic’in de bozdurulmasıyla, çözümü yine kiralama yönteminde arayacaklar anlaşılan… Gerçi David Goodwillie’nin Hırvat selefinden fazlasını vermesi çok şaşırtıcı olmaz. David Hoilett gerçekten yetenekli bir çocuk, ancak takımda hücum anlamında bir şeyler yaratabilecek oyuncu ararken gözümüze çarpan tek isim olması hoş değil. Onun adına da… Morten Gamst Pedersen erken dönemlerindeki birkaç vaatkar sezonunun kredisiyle takımda uzun süre tutundu, fakat artık cepten yiyor. Bu sene transfer için ellerin cebe gitmemesine bahane olarak öne sürülen isimlerden biri, şubat transferinde kadroya katılan Mauro Formica. Arjantinli bana Matias Delgado’yu hatırlatıyor çokça, o yüzden bir sempatim var. Ancak Delgado’nun da EPL seviyesinde bir kurtarıcı olarak hizmet edemeyeceğini söyleyecek kadar gerçekçi yaklaşabiliyorum. (Gerçi hala halı sahada Delgado formalı adama sert giremiyorum, öyle bir sorunum var.) 91 doğumlu İspanyol Ruben Rochina da Barcelona altyapısının ürünlerinden biri -arkadaş çevrelerinde La Masia derseniz prim yapabilirsiniz- ancak gelişkin fiziğinin yanında hiçbir şeyi bu seviyeye yakışacak kadar iyi yapmadığını gözlemledim şu ana kadar. Orta sahadaki sıkıntıdan, zamanın David Dunn’ın lehine işlemediğinden de bahsetmiştik. Ancak Petrovic sezon içerisindeki gelişimiyle orada bir ferahlama yaratabilir. Son söz olarak, benim tahminlerimde Blackburn’ü son sırada görmeyeceksiniz ancak kolay bir sezon olmayacağını söylemek için alim olmaya gerek yok.
Key Addition: Radosav PETROVIC (Partizan)
Adam Olacak Çocuk: David HOILETT (’90)
Phantasievoll: David HOILETT (6.0)
Ben onu tercih etmedim ama kadronuz gereği ucuz santrfor gerekiyorsa Hoilett başvurulabilecek isimlerden. Savunmada da Samba’nın transfer olacağını umuyorsanız tetiği çekebilirsiniz. Olmazsa bile bu kadar fazla kişi tarafından seçilmişken, bonus puanlara abone olacaktır her Blackburn galibiyetinde. Fantezi oyununun ipliğini pazara çıkarıyoruz! Ama o Blackburn galibiyetleri geciktikçe, ikimize birden yüklenmeyin.
Olmadı ya devamı, git-gel yoruyor.

4 thoughts on “2011/12 Preview: Love Won’t Be Leaving”

  1. O zaman bende böyle yazarsam belki havalı olur.Son of the bitch..

    Şu verdiğiniz lakayıt cevapla bunu fazlasıyla hakettiniz.Evet burası Türkiye,burda Türkçe konuşuluyor.Yazacaksan ya Türkçe yazarsın yada tamamen ingilizce.Blog yazarı olmuşsun ama dili kullanmayı korumayı öğrenememişsin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *