Lokavt


– Filtreli Gauloises, lütfen.
– 1.90, lütfen.
– 1.90 mı? Dün 1.70’ti.
– Zam geldi. Her şeyin fiyatı artıyor.


“Bütün bilgeliğimiz aşağılık önyargılardan oluşur; geleneklerimiz kölelik, sınırlama ve baskıdan ibarettir. Uygar insan köle olarak doğar, yaşar ve ölür; doğduğunda kundağa sarılır, öldüğünde tabuta konur. İnsanlığını korudukça, kurumlarımız tarafından zincire vurulur…”


– Seni marullar arasında düşünemiyorum.
– Neden? Ben de seni makineler ve patron müsveddeleri arasında düşünemiyorum. Kutsal işyerinde. Seni yiyip bitiriyorlar Mathilde. Karımı yutuyorlar. Sonunda hepimiz düşmanlarımızın organlarına dönüşüyoruz, onların bağırsaklarına, taşaklarına… Karınları doyunca da, beni sokağa attıkları gibi seni de fırlatıp atacaklar.


– Siz ne iş yaparsınız?
– Ben kol işçisiyim.

– Nasıl yani?

– Kol emeği veya iş de diyebilirsin. Ben emeğim. O yüzden ücretimi ödeyerek beni çalıştırırsın. Üç aydır işsizim. İki çocuğum, bir de evlat edindiğim üçüncüsü var.
– Sen emeksen, ben neyim sana göre?

– Pek o kadar sermayeye benzemiyorsun.


“Evet, bunlar tarihten parçalar. Bunlara ne isim vereceğiz? Saatler mi? Onyıllar mı? Yüzyıllar mı? Bunların hepsi aynı şeydir ve zaman hiç durmaz. Sucuk patates püresi ile birlikte yenir. Zaman sucuk mudur? Darwin öyle düşünüyordu, gerçi sucuğun bir ucundan doldurulan malzeme öteki ucuna değişmişti. Marx günün birinde kimsenin sucuk yemeyeceğini düşünmüştü. Einstein ve Planck sucuğun derisini çıkarttılar ve sucuğun biçimi bozuldu.”


“O evi dolduracak kadar kalabalık değiliz. Bana bir çocuk vermenin zamanı geldi. Boş mekanlardan hoşlanmam. Karnımın boş olmasından, memelerimin boş olmasından hoşlanmıyorum. Fethedilmek, dolup taşmak istiyorum. Mathieu, dokuz ay sonra böyle kocaman olacağım.”


– Kahve içiyorsun… Hadi gel sana viski ısmarlayayım.
– Hayır, teşekkür ederim.
– Hadi! Artık devrimciler bile viski içiyor.


– Eminim ki zengin hippiler için ucuz turlar düzenliyorsundur. Veya Tanrı’yı arıyorsun.
– Buldum bile.

– Neye benziyor?
– O burada. Tanrı, ayakta sevişirken senin kafatasının tepesindeki nilüfer çiçeğini açtıran o sessiz patlamada. Öyle ki sen tohumunu tutup onun belkemiğinden yukarı her şeyi aşarak buraya yükselmesini sağlıyorsun. Büyük boşluğu yaratan bütün enerjilerin bileşkesi, amacı olmayan düşünce.

– Vay be! Kaba deyimiyle ikiye bölen cinsten sikiş desene!


– Politikayla ilgileniyorsunuz.
– Artık politikayla ilgilenmeye değmez.


Paranı hiç harcamazsan,
Arpan kalır her zaman.
Sakin olur hiç yanmazsan,
Mümkün değil kül olman.
Yalarsan tekme atan çizmeyi,
Hissetmezsin boynundaki ipi;
Sürünürsen yerlerde,
Parçalanmazsın hiç değilse.
Peki niye niye niye,
NEREDEN İNANDIN UÇABİLECEĞİNE?


– Peki rulet?
– Rulet mi? Rulet ölüm demek, zamanın duruşu, şans, Allah Baba’nın küçük bir topun içinde uzun beyaz sakalıyla her şeye hakim olduğu tek yer demek.
– Yani rulette kazanıyor musun?
– Hayır, kaybediyorum. Herkes kumarhaneye kaybetmeye gider. Kimse farkında değildir ama, en derin bilinçaltı istekleri kaybeden kişi olmaktır. Gerçek mutluluk her şeyi kaybetmektir.


– Emniyet kemerini bağlamamışsın.
– Sen de. Üstelik sigara da içiyorsun.
– Sigara içmek yasak mı?
– Hayır. Önümüzdeki yıla kadar değil.
– Peki ondan sonraki yıl?
– Ondan sonraki yıl arabadaki radyoyu dinlemeyeceğiz.
– Peki ondan sonraki yıl?
– Ondan sonraki yıl arabada kimse konuşmayacak.
– Peki ondan sonra ne olacak?
– Kimse hayal kurmayacak. Ondan sonra da savaş çıkacak. Daha doğrusu faşizm gelecek.


– Bay Certoux siz misiniz?
– Hayır, ben pislikler kralıyım. Ama isterseniz sizi Bay Certoux’ya götürebilirim.
– Peki.


“Suyun hissettiği bir şey var mıdır? Peki ya kaynıyorsa?”


– Gene geçmiş özlemi. Odun ocağı! Yaşlı insanlar! Bir dahaki sefer buraya at arabasıyla gelirsin herhalde.
– Senin düşünce biçimindeki yanlışlık devrimi gelecek için düşünmen. Devrim geçmişin intikamıdır. Sen şafağı görüyorsun, bense yaşlı bir ağacı. Eee?


“Hiçbir şey olmayacak o, büyük aşk boşluğu, ikiliğin yok edilişi, tekliğe dönüş. Zamanın hem en yoğun olumlanması, hem de olumsuzlanması anında, varlıkla yokluğun birleşiminde meydana geldi o. İkinin bire dönüşmesi; nilüfer çiçeği ile şimşek, vulvayla fallus, sağ elle sol el…”


– Mathilde haklı. Erkek olacak. Adı da Yunus olacak. Mathilde’in balinaya benzediğini düşünmüşümdür hep.
– Balinaya mı! Teşekkür ederim!
– Ruhen demek istiyorum. Sana müthiş bir kompliman yapıyorum. Kimse balinaları herhangi bir şey için suçlayamaz. Mathilde, Yunus geliyor. Bindiğimiz o güzelim aptallar gemisinden düştü. Denize düşünce de sen onu yuttun, çünkü iyi kalplisin. Yunus’un hayatını kurtardın ve şimdi onu dışarı çıkartacaksın. Onu, Yunus’u!


“Ah büyücü Marguerite, ah filozof Marco, ah hırsız Marie, ah keşiş Marcel, ah eski peygamber Max, ah kaçık Madeleine. Dileklerinizi iple bağlamak istiyorum, dağılmasınlar diye. İşe geri dönüyorum. Sömürüye. İpleri bağlayacağım, isteklerinizin alanı birleşecek, kötülüklerden korunacak. Üşüyorum.”


“Yirminci yüzyılda yaşıyorum Yunus. Benden istenen tek şey, her şeyi sessizce kabullenmem. Üretimini yaptığım şeylere dokunamıyorum. Ben kol işçisiyim, bisikletine atlamış giden bir kol işçisi.”


“Bu sabahın erken saatinde hava çok soğuk. Oysa yatağım ne kadar sıcaktı. Oyun daha bitmedi Yunus. Yürümeyi öğreneceğin zamandan başlayalım. Polis ve askerlerin senin gibi binlerce insana ateş ettiği ana gelelim. İlk okuma dersinden son demokratik karara kadar; önemli olan, tehlike ne olursa olsun teslim olmamak.”


“Senin işlerin yolunda gidecek mi? En iyiler sistematik olarak ortadan kaldırılıyor. Şunu söyleyeceğim: Artık hiç kimse bizim adımıza karar veremeyecek. Belki ilk seferde hiçbir şey olmayacak, onuncu seferde bir komite oluşturulacak, yüzüncüde grev olacak ve yüzbirincide senin için başka bir okuma dersi olacak Yunus. Bisikletime atlayıp işe gittiğim günler kadar. Hayır, daha fazla. Ömrümdeki günlerin sayısı kadar.”

“2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus”, John Berger
ve Alain Tanner
Metis Yayıncılık, Çeviren: Nigar Çapan

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *