Barclays Premier League Artık Başlasın


Barclays Asia Trophy bir süredir yapılan bir turnuva. (Tarihçesini araştıracak kadar ileri gitmeyeceğim, merak etmeyin.) Bu sene de üç Premier League temsilcisi ve ev sahibi Hong Kong’un ulusal şampiyonu Kitchee’nin katılımıyla gerçekleşti. Yarışmacı olmayan turnuvaları izlemek bir noktadan sonra her sağlıklı insana zül gelecektir, ancak bu maçlara bakarak yapılacak birkaç prematüre yorumun da kimseye zararı olmaz sanırım.

Turnuvanın yarı finalinde Chelsea maçını göz ucuyla izlemekle yetinmiştim. İki İngiliz takımını karşı karşıya getiren maçı da, sağolsun Güner Çalış‘ın güncellemeleri vasıtasıyla izlemiş kadar oldum. Bu gidişle yakın zamanda spor gazetelerinin ilk sayfalarında Aston Villa ve Fulham’ı görmeye başlayacağız. O maçta Aston Villa adına manşette genç Barry Bannan’ın, geçtiğimiz sezon Marc Albrighton’ın yaptığına benzer bir patlama yapacağı yönünde verdiği güçlü sinyaller vardı. Alex McLeish’in sisteme zaman kaybetmeden getirdiği yeniliklerse, önümüzdeki sezonun 4-2-3-1 ve 4-3-3 geçişleri üzerinden şekilleneceğini gösteriyor. Sürpriz sayılmaz ve Charles N’Zogbia’nın katılımıyla bugün göründüğünden daha efektif sonuçlar verecektir. Ada futbolunda aktif isimler arasında en çok saygı duyduğum üç menajerden ikisiyle anlaşamadıktan sonra, McLeish’in oynatabileceği sözde efektif futbolun Villa taraftarının ağzında yavan bir tat bırakması olası yine de… Mark Hughes ile görüşmelerini olabildiğince kötü yönettiler -burada Hughes ve temsilcilerinden de yardım aldıklarını unutmamak gerek- ve Roberto Martinez’in gösterdiği çok sık rastlanmayan sadakat sonrası McLeish’e sarılmak durumunda kaldılar. (Martinez konusunda ne düşündüğümü merak ediyorsunuz, biliyorum. Owen Coyle’un Burnley-Bolton geçişi gibi kariyeri için doğru yönde atılmış adım olabilirdi, o Ersun Yanal olmamayı seçti. Her seçiş bir vazgeçiştir falan. Her neyse, “Biz olamıyorsak Wigan olsun” diyeceğiz bu sene de.) Daha kötüsünü de yapabilirlerdi… Geçen sezon moda tabirle iki kulvarda yarışmaya yetmeyecek bir kadroyla bu zor görevin peşinden gitti McLeish. Forvet rotasyonunda üst üste gelen sakatlıklar sonrasında karar verici maçların bazılarına Derbyshire-Phillips gibi ikililerle çıkmak zorunda kaldılar. Tipik bir ikinci sezon sendromu profili çizmiyordu Brum’ın küme düşüşü yani. Günahın normalde olanından azını menajerin hanesine yazdığım özel bir durumdu kendi adıma. Yine de Villa Park sakinleri için yeni bir Martin O’Neill olmayacağını hepimiz biliyoruz.


McLeish’in önemli özelliklerinden biri iyi oyuncu ilişkileri gütmesi. Kariyerinde de onunla birlikte çıkışa geçen birçok oyuncuyu görüyoruz. Hani bir sihirli değnekten bahsedemeyiz, fakat oyuncuların potansiyellerinden makul ölçüde yararlanabildiğini söylemek gerek. Bugün sahaya ilk onbirde sürdüğü Stephen Ireland ise onun sınırlarını aşan bir vaka gibi gözüküyor. 4-2-3-1 düzeninde Gabriel Agbonlahor’u destekleyen üçlü hattın merkezinde görev yaptı ve çevresindeki Delfouneso-Agbonlahor-Albrighton üçlüsünü düşünecek olursak, paslarıyla Chelsea savunmasını tehdit edebilecek tek oyuncuydu. En azından City günlerinde izlediğimiz oyuncu bunu yapabilirdi… Ancak Ireland’ın McLeish’in göreve gelişini yeni bir kişisel milat olarak görmediğini anlamama yetti bugün sahada kaldığı süre. İkinci yarıdaysa bu dörtlüden Gabby dışındakiler değişti ve Darren Bent en uca geçti. Heskey-Agbonlahor-Bannan ile önde oluşan yeni dörtlü daha efektif gözüktü ve hazırlık maçlarında henüz gol yememiş Chelsea kalesini en çok tehdit ettikleri anlar, bu dörtlünün birlikte olduğu o kısa bölüme sığdı.

Emile Heskey’nin kenardan gelip vereceği katkılarla bu seviyedeki son iyi sezonunu geçirmesi mümkün. Fakat bugün Ireland’ın oynadığı bölgede Agbonlahor deneyimi yaratımdan çok israf anlamına gelebilir, bu da 4-3-3’ü daha iyi bir formül haline getirebilir Villa için. Böylece Chelsea’ye karşı olduğu gibi arkalarına yaslanıp, bir maç boyu kendi yarı sahalarında atak savuşturmaktan fazlasını yapabilirler kodaman rakiplerine karşı. McLeish de geçtiğimiz günlerde basına, ligin üç katmanlı bir hal aldığını ve bundan hoşlanmadığını yazmış. Eğilimin farkında olması güzel bir durum, büyük altılıya karşı bu 4-2-3-1 ile çok sallanacağını da görmüştür umarım. Savunmada ise Richard Dunne kötü bir sezonun ardından, bugün zor eşleşmelere rağmen iyi ayakta durdu. Shay Given ise yedek kulübesinde geçirdiği her günün, kalecilik mesleği için büyük bir kayıp olduğunu bir kez daha gösterdi. Sağ bekte Kyle Walker’ın yerini doldurmaları da mümkün olmayacak. Ancak bunun için onları suçlayamazsınız, zira bu çocuğun ligin en iyi sağ beklerinden birine evrilmesini izlemekle geçirebiliriz önümüzdeki 2-3 yılı. Evet, Rafael’in yerine keşke ona sahip olsaydık… Fabian Delph’in gelişimi beklediğimden biraz daha yavaş ilerliyor, yine de en azından Villa’da o bölgeyi kısa zamanda devralacağı konusunda ümitliyim. Fakat er ya da geç gerçekleşir dediğim, tepedekilerden birine transferi yalan olabilir dramatik bir sıçrama yapmazsa…

Yazmadım ama yazmaya gerek de yok sanki. Stewart Downing’den Zog’a geçerek pek de attan inip eşeğe binmiş sayılmazlar, hatta yeni rolleri düşünürsek daha da faydalı bir parça olabilir Fransız. Bunu yaparken 10 milyon pounda yakın bir kar yapmaları hakikaten büyük iş oldu. “Long Live King Kenny!”

Geçen sezon alışılmadık biçimde ligde kalma işini son haftaya bırakan Blackburn Rovers da çok iyi bir görüntü vermedi Hong Kong takımı karşısında. Beklediğimden daha yetenekli yerli oyuncuları vardı Kitchee’nin, kabul etmeliyim. Ancak yakalamaya çalıştıkları İspanya esintisi biraz naçar kalmış. İspanyollar’dan en kariyerlisi Roberto Losada dahi İspanya’da üçüncü küme seviyesinde oynarken transfer edilmiş. Chelsea’nin ilk yarım saatten sonra yalnızca fizik gücüyle fatality çekebildiği takıma, ilk yarıda orta saha hakimiyetini teslim etmeleri Blackburn adına düşündürücü. Günler artık David Dunn’ın lehine işlemiyor ve yavaşlığı takımın sırtında günden güne daha fazla yük anlamına geliyor. Fakat Steven Nzonzi ve -özellikle de- Keith Andrews gibilerinin yanında onun yeteneklerini dışarıda tutmak kolay bir iş değil. Sam Allardyce’ın zaman zaman bu handikaplı orta saha rotasyonuna soktuğu Phil Jones’u ve devre arasında Schalke 04’dan kiraladıkları Jermaine Jones’u kaybettiler ve henüz hiçbir bölgeye gerçek anlamda bir takviye yapabilmiş değiller.

Yeni patronların Jones için ödenen 16.5 milyon poundu yeni eklemelere yönlendirme konusunda çok istekli davranmaması ve kiralıkların defterden silinmesiyle Steve Kean’in elinde şu an için yetersiz bir kadro olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bunun ötesinde Kean’in Big Sam’den devraldığı görevi hak edecek bir kalifikasyon gösterdiğini savunmak da pek kolay değil. Yeni patronların kontratını 2013 sonuna kadar uzatmalarının arkasındaki motivasyonu da kestiremiyorum.


Bugün Ryan Nelsen, Christopher Samba, Paul Robinson ve David Hoilett gibi savunma ve hücum rotasyonundaki kritik oyuncuların eksikliğine rağmen, orta sahadaki dirençsizlikten bahsedebiliyorsak oraya bir ekleme yapılması şart gibi gözüküyor. Hoilett’in yanı sıra -kalırsa- Samba ve Martin Olsson gibi heyecan verici oyuncuları var, fakat ben onları halen McLeish’in bahsettiği katmanlardan üçüncüsüne daha yakın görüyorum. Yeni gelenlerin çok ümitvar gözükmemesi en büyük avantajları, fakat yeni patronlar transfer döneminin geri kalanında -veya devre arasında- kesenin ağzını açmaya yanaşmazsa geçen sezonki puana ulaşmaları sürpriz olur. Kean’in de yalnızca patronların kuklası olmayı kabul etmiş bir ‘içerideki adam’dan fazlası olduğunu göstermesi gerekecek.

Chelsea’ye geçersek… Son iki sezon öncesi dönemde şampiyonluk adayım onlardı, geçen sene işler diledikleri kadar iyi gitmedi. Çekirdekteki kritik birkaç ismin daha fazla devamsızlık yapmaya başlaması ve sahaya çıktıklarında da alıştığımız etki seviyesinden uzak gözükmesi hazırladı bu tabloyu. Yoksa Carlo Ancelotti’nin her zaman yaptıklarından farklı şeyler denediğini falan görmedik. Aston Villa karşısında Mikel-Lampard ikilisi, bu bölgede lig vasatının altında olmayan bir ikiliye önemli derecede üstünlük sağladı. Asya turunun şimdiye kadarki yıldızı Josh McEachran’dan da önemli derecede bir destek aldılar. Fakat Michael Essien’in uzun sürecek sakatlığı sırasında o bölgeye en azından bir rotasyon oyuncusu katmak durumundalar. Arkasından sıklıkla ah çektiğimiz Luka Modric’in işini bitirebilirlerse onlar adına rüya gibi olur. Fakat o transferi -malum sebeplerden- biraz uzaktan takip etmeyi yeğliyorum ve gördüğüm kadarıyla anlaşmaya çok yakın değiller.
Fernando Torres performansı en çok merak edilen adam belki de. Bugün topa ilk dokunuşu, aynı zamanda gol vuruşu oldu. Geçen sezon Chelsea’de hakikaten kötü bir dönem geçirmişti ama ihtiyaç duyduğunda golcü şansını da yanında bulamadığını kabul etmeliyiz. Bugün kaderinin döndüğünü hissetmiş midir, emin değilim. Fakat Nicolas Anelka’nın ilk tam sezonundaki performansının bir benzerini verebileceğini zannetmiyorum yaygın görüşün aksine. 12-14 gol civarında bir şeyler bekliyorum doğrusu. Yine de o bölgede karşılaşacağı rekabetle alakalı olarak değişebilir bu. Bugün Torres-Drogba-Anelka üçlüsünü de aynı anda sahada gördük bir süreliğine, fakat kiradan dönen harika çocuk Daniel Sturridge’in de varlığında orası biraz fazla kalabalık gibi. Zaten birçok harika çocuk gibi Sturridge de sorunlu bir profil çiziyor, bugün de kenara gelirken yeni hocasının kararını çok iyi niyetli mimiklerle karşılamadı.

Andre Villas-Boas’ın Jose Mourinho hikayesini yaşadığı doğru, fakat onun bir karbon kopyası olduğunu söylemek bence biraz ileri gitmek oluyor. Mou’nun dehasına gerçekten sahip olsaydı, Chelsea son iki senedeki gibi bu sene de şampiyonluk tahminimde öne çıkabilirdi. Ancak şu anda kariyer eğrilerinde maksimumlarını geride bırakıp aşağı doğru seyre geçen oyuncularının yerini aynı etkinlikte isimlerle doldurabilmiş gözükmüyorlar. Sturridge’den Javier Hernandez katkısı almaları ya da Modric ölçeğinde takıma seviye atlatabilecek bir oyuncuyu bağlamaları gibi dramatik değişimlerin yaşanmayacağını varsayarsak, Villas-Boas’ın zamanının gelmesi için bir süre daha beklemesi gerekeceğini tahmin ediyorum. Öte yandan -City’nin sıradaki hamlelerine göre tartışmaya açık olarak- tek gerçek rakipleri United da kendi sorunlarıyla baş etmeye çalışıyor ve onlarda da ne sonuç vereceği halen birer bilinmeyen olan bir dizi yenilik var. Bu sene tahmin yapmak pek o kadar kolay değil galiba. Ama Liverpool taraftarı müsterih olabilir. “Same as it ever was. Same as it ever was.”

6 thoughts on “Barclays Premier League Artık Başlasın”

  1. Blackburn'ü 2. kategoriye sokmaya çalışmak, en azından düşünmek fazla zorlama olur. Venky 20 milyon pound civarında bir para koyacağını söylemişti. Phil Jones'la birlikte bu miktar 36-37 milyon pound yapıyor ki kritik bir kaç isim getirmelerine yeterdi bu isim. Hoilett, Olsson, Samba vs. kalitesi yüksek bir kaç isim varken gelebilecek bir kaç adam Blackburn'ü 2. kademeye sokardı ama Venky, Steve Kean'e herhangi bir bütçe ayırmış gibi gözükmüyor. Bence, yükselen QPR'in bile altında kalabilirler.

    Kademe olayına gelirsek bence ilerideki "altılı" bile ikiye bölünmüş durumda. Arsenal, Tottenham ve Liverpool, United, Chelsea ve City ayarında değil. Şimdi ilk 3'ü ve sonrasındaki 4-6 aralığını şimdiden tahmin etmek oldukça kolay. Ancak, içlerinde bir sıralama yapmak hala zor. Villas-Boas ne kadar toy olursa olsun, Chelsea Arsenal, Liverpool ve Tottenham'ın altında kalmaz mesela. Ha keza City veya United. Bana bu pek mümkün gözükmüyor. Kaldı ki kral bir stoper alırsa City, ciddi ciddi en büyük şampiyonluk adayım olabilir. Orta saha ve forvet hatları cidden inanılmaz. Mancini'de ortalama üstü bir menajer bana kalırsa. Yani, şampiyonluk için gereken kaliteye sahip bence.

    Aston Villa konusunda ise sık sık yazdım. Mühim olan ileride veya orta sahada kuracakları kadrodan çok, kalelerini nasıl savunacakları. Berbat bir savunma hatları var ve McLeish inatla oraya hiç bir transfer yapmadı. Bu şekilde de sezonu bitirebileceğini sanmıyorum.

  2. sanırım kategori konusundaki düşüncelerimizin tam olarak aynı sayfada yer almıyor gibi görünmesi, başlangıçta tanımı farklı yapıyor olmamız.. senin blogda yazdığın son yazıyı da okudum, ancak benim mcleish'in açıklamalarına binaen yaptığım katman muhabbeti daha büyük resme dayanıyor.. yani bu sezonki sıralamalarından ziyade, belki 2-3 sezonluk projeksiyonları sonrası ortaya çıkıyor bu.. blackburn'de bahsettiğin gibi venky'nin tutumu çok önemli ve whelan'ın wigan üzerindeki dominasyonuna benzer bi şeyin peşinde sanki.. şu ana kadar da bu yaklaşım, pek kulübün yararına işlemedi.. ancak yine de çabuk karar vermek istemedim.. yeri yeni gelenler ve wigan kadar sağlam değil benim için o katmanda.. o nicelik olarak en az kulübü barındıran katman zaten..

    yukarıya gelirsek, gerek bu sezonki durumları gerekse de ileriye dönük gösterdiği ışıklarla united-chelsea-city üçlüsü biçok açıdan daha güçlü gözüküyor.. fakat dediğim gibi, benim burada katman oluştururken hesaba kattığım şeyler sadece kadro kalitesi veya homojenliği, menajerin yetileri değil.. finansal güçlerini, transfer piyasasındaki ağırlıklarını falan da düşünebiliriz.. hala arsenal ve liverpool, united'ın elinden oyuncu kapabilecek güçte.. ya da tottenham, modric'i chelsea'ye kaptırmamak için gerçek bi direnç gösterebiliyor.. o altılı elit kulübe aşağıdan birilerinin girmesi ise hiç kolay değil, sınırların en belirgin olduğu nokta da burası zaten.. mcleish'in yakındığı da buydu, yukarıda bu kadar fazla güç merkezinin birikmesi çok olağan bi tablo değil.. iyi dönemlerinde serie a'da milan-inter-juve-lazio-roma beşlisi vardı, o günden beri üst düzey liglerde buna benzer bi şey görmüyorum.. bu bahsettiğimiz altılının ilk 6 sırayı kolayca parselleyeceği anlamına gelmiyorsa da, araya girmek çok zor ve bunların birisini ekarte ettiğinde dahi alınacak ödül yeteri kadar büyük değil.. "big four" konjonktürü hakimken, everton, tottenham ve villa gibi takımlar onları tehdit altına alabiliyor ve araya girdiklerinde de CL gibi büyük bi ödül tatmin için yeterli oluyordu.. şimdi bu sezon liverpool veya tottenham ikisi birden tökezlese bile, araya giren takımın CL bileti için birisini daha geçmesi gerekiyor ki bu pek mümkün gözükmüyor.. durumun orta sıra takımları için can sıkıcı bi hal aldığı nokta burası ve para harcamak için motive hissetmeleri çok kolay değil..

    villa konusunda da doğrudur, zaten son 10 yıldaki iyi takımlara baktığımızda uche-högh, bülent-popescu, ronaldo-zago, luciano-tomas tandemlerini görüyoruz.. iki britanyalı ile başarı kolay değil! şaka bi yana, collins-dunne ikilisi üst düzey bi ikili değil ama iş görebilir.. zaten ben villa'nın senin koyduğun 6-10 grubu içinde bitireceğinden pek emin değilim..

  3. Hocam öncelikle not için teşekkürler.

    Villa'nın savunmada olan sıkıntısına gelince… Orada bir sıkıntı varsa, doğru olan bunun oradaki oyunculardan nispeten bağımsız olduğudur. Luke Young geçenlerde bir açıklama yaptı, hocanın bizden istediği 'back to basics' dedi (http://tinyurl.com/3qbq6xt). Olay aslında biraz bu. Takımların savunma performansları tercih ettikleri yöntemden bağımsız ilerlemiyor. Villa 2 sene önce aynı dörtlü (Warnock-Dunne-Collins-Young) ile ligin en az gol yiyen takımlarından biriydi. Kesin olsun, en az yiyen 4. takımıydı. Sonra Houllier hocam geldi ve takımdaki adalı havayı silmeye çalışırken takımın oyun anlayışı da değişti. McLeish Houllier gibi romantik biri değil, önceliği teknik ve uzun vadede güzellik değil; işini iyi yapmak. Bu yüzden o 4lüyü göreve geri çağırdı ve takımın olanakları doğrultusunda bir savunma kurgusu planlayacak. Birmingham'da zamanında bunu iyi yaptı, bununla beraber Birmingham'ın ultra-defansif futbolu kesinlikle çok büyük bir göz yanılmaca. Yani Aston Villa'ya olanaklar doğrultusunda doğru bir hücum kurgulamayı deneyecek elbet.

    Fakat yine dediğime geliyoruz, savunmayı takımın stilinden bağımsız tutmak mümkün değil. Villa geri dörtlüsü iki sene önce olduğu gibi ligin en çok blok yapan dörtlüsüne dönebilir, ancak onların önündeki ikilinin pozisyon alışları çok çok önemli. O dönem orta saha 1+1 bölünüyor ve Petrov savunma önünde koruyucu oluyordu. Bir dönem o görevde mükemelleşip yılın oyuncusu seçildi, ertesinde kaptan yapıldı. O senede de Ayhan Akman'ı oynadı. Ofansif orta saha geldiği Villa'da 30 maça bir gol ortalamasına sahip. Bunu olumsuz anlamda gösterge olarak değil de geçirdiği değişimi göstermek açısından… Houllier onu yeniden biraz daha öne, box-to-box'la görevlendirdi ve şut atma becerisi dışında (Her maç bir karavana şutu vardır, Malbranque'ın kankası) çok da paslanmadığını gördük. Bu sezon öncesi kampında Makoun-Petrov ikilisi kullanıldı. İkisi de defansif özellikli oyuncular olsalar ve Makoun aralarında daha defansif gözükse de (ırkçılığıma bir çare..) yerleşimleri şu an için çok sağlam gözükmüyor. Öncelikle geçmişe bakıp Makoun'un neden kesildiğini anlamak lazım. İlk geldiği günler buralarda kraldı. Passing-range'i harika bir adam, ciddi ciddi orta sahada oyun kurucu oynadı. Fakat sonra Houllier EPL temposuna hazır olmadığını söyledi ve sezon sonuna kadar pek süre vermedi; Petrov-Reo-coker'da sabitlendi. Makoun kesinlikle sanıldığı kadar iyi savunmacı değil. Petrov da Reo-coker da bu ligde topu söküp almada en iyi oyunculardır, yani tackle'da. Petrov o yılın oyuncusu olduğu dönemde bu işleri efsane yapardı. Reo-coker ciğersizdir, kesinlikle o tabirle 'ön-libero' değildir ve sahanın tamamında takip yapıp top çalar. Kamp döneminde Makoun geride, Petrov ileride oynuyor ve Makoun doğru bir koruyucu olamıyor. Ligde doğu orta saha ikilileri hayati önem taşıyor ve takımda gördüğüm tek sorun bu orta saha uyumu, pozisyon alışları. Geçen yılın sonunda çözüm net 4-3-3 olarak bulunmuştu, Petrov, Reo-coker ve Delph; böylece handikap ortadan kalkmıştı. Ben sezon başında 4-3-3 geçişlerinden bahsediyorum fakat net dizilim olarak bunu görmek zaman alabilir, ancak orta saha zaafiyetleri baş gösterirse belki, zorla. Yine geçen sene olduğu gibi. Yoksa, ihtiyaç duyulmazsa Makoun ve Delph rotasyona gireceklerdir vesaire. Ama şu andan bir öngörü yapılırsa Makoun'un gerideki rolünde verimsizleşeceğini, bununla beraber Petrov'un yeniden geriye atılmak istenmeyip olayların bir kısır döngüye gireceğini düşünüyorum.

  4. Hücuma gelince… Villa bir sene içinde ligin en akıcı top oynayan takımlarından birine dönüşmüştü geçen sene. Martinez'i ben de çok severim ama düşülen yanılgı idealist hocadan idealist ve mühendis hocaya evrilmesiyle bu sene oynattığı futbolun da değiştiği gerçeği. Wigan bu sene az gol attı, zaman zaman 5li savunma kullandı (Tottenham maçı), kapandı, rakibi tükenince attığı golle maç kazandı. Bunlar kötü değil, tersine bodoslama güzel futbol oynayacağız deyip yenilince de lanet olsuna zıt, çok da güzel. Orada değişmeyen şey eğitim, zihniyet. Martinez Wigan'ı eğitiyor, önemli olan o. Houllier de Villa'yı eğitiyordu ama Martinez'in tersine takımın oyun stili pek o şekilde esneklikler göstermedi, ancak sezon sonunda. Bunun neticesi üç adet milli takım oyuncusu (Walker, Downing, Young) çıkarmak, satıştan pek çok para kazanmak + ligin en değerli yerli forvetlerinden birine sahip olmak oldu. Young'ın harika ikinci forvet/oyun kuruculuğu, Downing ve Albrighton'la oynandı en idealist dönemde. Yani net uzak forvet tanımına sahip biri yoktu. Agbonlahor'dan yaratılmaya çalışılan oydu, ama tekniği yetmedi. Hala da yetmiyor. Bu sene değişen bu; McLeish Bent'e ikinci olarak net birini görevlendirecek, hatta belki üçüncü. Soldan illa ki forvet gelecek, Delfouneso ve Agbonlahor kullanıldı şu ana kadar. Bu isim takıma katılınca N'Zogbia olacak ve görevi en iyi karşılayabilecek de o. Ben mükemmel bir görevde oynayacağını düşünüyorum ve cıvatalar atmazsa 10 gol/10 asist gibi bir şekilde bitirmesi sürpriz değil. Sağdan olan oyuncuysa oyun kuruyor, bunu en iyi yapabilecekse Bannan ama popülerliği ile ilk zamanlarda tercih Albrighton'dan yana olacaktır. Sonra, şartlar gelişirse Bannan'ın çıkış yaptığı sezon olabilir. Link oyuncusuysa değişkenlik gösterecek, Gabby, Ireland falan olabilir. Benim açılış maçında şu 11i öngörüyorum: Given; Warnock, Dunne, Collins, Young; Zog, Makoun, Petrov, Albrighton; Gabby, Bent. Oyuncuların yapılarına göre dizilim değil ama yapı değişkenlik gösterecektir. Kanatta müthiş verimli oynayan Heskey de var. Mesela B'burn maçında solda Heskey, sağda Bannan varken bunu Bannan'ın orta sahalığıyla 4-3-3'e yorabilirsiniz. Bannan hem ortadan, hem kanattan ortalarıyla servisciydi, Heskey de kanadın savunma görevini yapıp hücumda da duvar oldu, ayağında top tutmadı, rönesans yaşadı. Albrighton, Ireland, Zog bir aradaysa 4-2-3-1 gibi vesaire. Ama Delph gibi bir üçüncü saha girmedikçe dizilimin değişmesi zor, 4-4-1-1 üzerinden yürüyecek.

    Steve Kean geçenlerde röportaj verdi, iki-üç sene içinde Avrupa kupalarını hedefliyormuş. Kadro zayıf, ama Martinez örneğini takip ederek iyi savunup iyi hızlı hücum yapabilirler. Duran toplar zaten her daim büyük tehlike. Böyle olursa ligden düşmeleri zor; ama Samba'nın satılması veya Kean'in fazla idealist davranması, idare edememesi gibi durumları fena halde kaosa sokar.

  5. yazıyı aşan yorumlar, en sevdiğimden.. eyvallah güner..

    chelsea maçını izleyemediğini yazmıştın sanırım, delph-petrov ikilisi önünde bahsettiğin rollerle dizildiler yine.. delfouneso soldan akıyordu -karşısında bosingwa'yı bulması da hayli işine geldi açıkçası- sağdan hazırlama görevi de albrighton'daydı.. ben albrighton'ın geçen seneki çıkışını alkışlamakta da çok çabuk davranmamıştım, bannan'ı yeteri kadar izleyemedim fakat b'burn maçında bayağı iyiymiş sanırım.. fakat chelsea maçının bana gösterdiği, yukarıdaki altılıyla oynarken ya da zor deplasmanlarda bu takımın o 4-2-3-1 ile orta sahayı rakibe çok kolay teslim edebileceğiydi.. dün mikel-lampard-mceachran üçlüsü oyunu dikte etti, ancak ikinci yarıdaki değişiklikler sonrası villa topu görmeye başlayabildi ve o dakikalarda -sanırım- n'zogbia dışında senin ideale yakın gördüğün bannan-gabby-delfouneso önlerinde bent vardı.. fakat chelsea orta sahası da değişiklikler sonrası güç kaybetmişti..

    hücum anlamında olduğu gibi savunma direnci açısından da defektif bi diziliş gibi geldi bana.. zira henüz 15. dakikada dunne 3-4 kez anelka ve sturridge ile bire birde yakalanmıştı.. takımın boyu hayli kısayken gerçekleşmesi de ilginçti bunların.. delph yerine makoun'un gelmesinin de senin söylediklerine paralel olarak işleri düzeltmek için doğru hamle olmayacağı açık.. savunmanın merkezindeki ikiliyi kötü gösteren de olursa öndeki ikili olacak muhtemelen..

    fakat mcleish'in düşündüğü şablon zog'un veya süre aldığında heskey'nin verimini doğrudan optimal düzeye çekebilecek kudrette.. aynı şekilde dediğin kadar iyiyse bannan'a da patlama imkanı sunabilir, fakat gabby ya da ireland'a gidecek pozisyon zayıf halka gibi duruyor.. bana da o yüzden klasiğe yakın bi 4-3-3 makoun'un performansını yukarı çekme potansiyeliyle de daha akılcı geliyor.. zira bahsettiğin gibi ne kadar rijit orta sahalar kurabildiğin EPL'de çoğunlukla belirleyici parametre olabiliyor ve villa'nın petrov-delph/makoun ikilisiyle bunu yapabilmesi pek kolay değil..

  6. Scott Parker'ı alamayan Aston Villa, buraya Joey Barton'ı eklese ve gerçekten dirençli bir orta saha kursa. Mesela, gönlümden geçen Delph-Barton ikilisinin arkasında süpürücü olarak Petrov oynasa. vs vs. Bu işin fantazi kısmıydı. Gerçeğe dönecek olursak;

    Aston Villa'nın ne yapmak istediğini gerçekten çözemiyorum ve Güner'e şu noktada katılıyorum. Petrov ve Reo-Coker top çalma konusunda EPL'nin en iyi oyuncularından ikisi. Kalkıp, Reo-Coker'ı bedava Bolton'a kaptırmanın bir açıklaması yok. Üstelik savunman bu kadar kötüyken. Bir de Makoun gibi savunma yönü Güner'İn de dediği gibi sanılanın aksine zayıfken. Petrov'dan 38 maç üst düzey performans beklemek saçmalık olur. 15 maç çıkarsa çok büyük iş olur McLeish açısından.

    Ben Aston Villa hücumunun bir şekilde oturacağını düşünüyorum. Kaliteli isimler var ve bir zaman sonra doğrular bulunur. Bulunması da çok zor değil. Zor olan bence Aston Villa'nın kalesini koruması. Bu orta saha hattı ve stoperleriyle Villans bir kez daha hayal kırıklığı yaratacak. Yani, Güner takım olanakları doğrultusunda diyorsun da Randy Lerner, Mike Ashley gibi kulübün kasasındaki parayı zimmetine geçirmiyor. Gayet eli açık bir adam. Her yıl kendi cebinden güzel bir miktar ortaya atıyor. Kaldı ki transferden gelen paraya da dokunmuyor.

    Benim delirdiğim nokta da tam burada. Hücumdaki opsiyonların ligin büyük bir çoğunluğuna göre çok çok iyi. Hani, para yok bu 4'lüye muhtaç desem değil. 10-12 milyon pound verip, oraya taş gibi 1 stoper ekleyebilir bu külüp. Bu imkanı varken, yine de Rodallega'ya falan yönelmeleri beni çileden çıkarıyor. Sun'land'le birlikte tepe 6'lıya dahil olması en muhtemel 2 kulüpten biri olan Villans'ın bu şekilde mantık dışı hareketlerde bulunması her futbolseveri çileden çıkarır bence. Kaldı ki tahminimi de daha önce twitterdan yapmıştım, tekrarlayayım; Alex McLeish sezonu Aston Villa'da tamamlayamayacak.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *