Young Folks 2011: Tyler HONEYCUTT

UCLA, So.
6′ 8”, SF
Sylamr, California (1990)

Serinin ikinci yazısına da bir California çocuğunu konuk ediyoruz. Bugün aldığım habere göre UCLA mezunu olmadığım için onları desteklemem caiz değilmiş, bu sayede ne mutlu ki tarafsız olacağımı size temin edebiliyorum.

Tyler Honeycutt yetiştiği bölgenin lisesindeyken dikkatleri üzerine çekip, UCLA-USC arasında -sanki bir yenisine ihtiyaç duyuluyormuş gibi- ufak çaplı bir savaşa yol açmıştı. Karşılarında çok sık görülmeyen bir atletizm vardı. Lateral hız, kanat genişliği ve bire bir savunma için gözlemcilerin çok önemsediği ikinci sıçrama noktalarında gelişkin bir profil çiziyordu. Tüm bunlar kusursuz bir savunma harcına işaret ediyordu. Hücumdaysa daha ziyade bir proje görünümündeydi, ancak bu çocuk hakkında en çok vurgulanan özellik oyunu biliyor olduğuydu. Ve ancak elit bir saha görüşüne sahip oyuncuların yapabileceği asistlerle de bazı gözlemcileri kendine hayran bırakmıştı. Bazıları bu adamda bir point-forward kumaşı görüyordu hatta. Dan Gilbert’ın mahdumuna soracak olsak, bir ‘what’s not to like’ durumu mevzubahisti yani.

Tüm bunları okumak o yaz en önemli iki oyuncusu Jrue Holiday ve Darren Collison’ı NBA’e yollayan takımı takip edenler için ümit vericiydi. Fakat bir stres kırığıyla hayli darbe alan sezonunda Honeycutt, takımda eksik olan yetenek portföyünü yukarı çeken fakat bunu potansiyel düzeyinden öteye pek de taşıyamayan bir oyuncu oldu. Takımın eline baktığı skorerin Michael Roll olduğu bir sezonda belki biraz daha bencil olması gerekiyordu. Fakat bunu yapamamasının ardında karakterinden ziyade, oyununun bazı bölgelerindeki büyük gedikler olduğunu maçları izlediğinizde görebiliyordunuz. Her şeyden önce lisedeyken atletizmi sebebiyle çoğu zaman göz ardı edilmiş top hakimiyeti sorunları, onun üzerinden isolation oynamayı namümkün kılıyordu. Lise seviyesindeki düşük rekabet ortamında ve genelde tam sahaya dönen basketbol yapısında skorunu kolay yoldan bulmakta hiç zorlanmayan Honeycutt, Ben Howland’ın kanat oyuncuları için pek cömert olmayan durağan hücumunun içinde bir işlev gösteremiyordu. Takımdaki en büyük yetenek olarak gösterilirken, en çok şut kullanan ancak altıncı oyuncusu olabiliyordu. Fakat savunma alanına konsantre oldukça, 28 dakikaya sığdırılan 1.5 top çalma ve 1.2 blok gibi katkılarla Howland takımlarının alametifarikası olan savunma aromasını yaratan 1 numaralı oyuncu konumunu alıyordu. İyi savunma yapan her cılız Amerikalı’nın bir gün tadacağı Tayshaun Prince benzetmeleriyle bir rüzgar almıştı, saç stili de ona benziyordu. Fakat gelişimi adına doğru kararla okulda kalmayı tercih etti.


İkinci senesinde bu sefer önce tedavisi en zor olan ve uzun bir rehabilitasyon süreci gerektiren sakatlıkla, omuz sakatlığıyla karşılaştı. Fakat bu ciddi sakatlık nedeniyle sadece 1 maç oturdu. Zamanının kısıtlı olduğunu düşünüyordu ve acı yüzde yüzünü vermesine engel olsa da oynamayı seçti. Elbette bunun sahaya yansıması gecikmedi. İlk 11 maçta 45.9% ile şut, 38.5% ile üçlük kullanarak takdir toplarken, sakatlıktan geri döndükten sonra her iki alanda da belirgin düşüşler yaşadı. Omuz sakatlığı öncesi 14.9 olan sayı ortalaması, ciddi bir de bilek sakatlığı geçirdiği sezonun geri kalanında 11.8’e çekilecekti ve buna bağlı olarak sezonu rookie yılına nispetle 9 birimlik bir kayıp göstererek 40.6% şut yüzdesiyle kapatacaktı. Fakat efektif şut yüzdeleri araştırıldığında, durumun göründüğü kadar kötü olmadığı ortaya çıkıyor. Sorumluluk almaktan kaçındığı ilk sezonunda sayılarını genelde hızlı hücum sonunda ya da ilk günden beri gösterdiği topsuz oyun becerileriyle yakaladığı yakın atışlarla bulurken, bu sene daha fazla jump-shot temelli bir hücum spektrumu çizdi. Faul çizgisinden 60% olan berbat isabet oranını da kabul edilebilir bir düzeye çekmesiyle gerçek şut yüzdesi* yalnızca 3 birimlik bir düşüş gösteriyordu. Aynı zamanda ilk sezonunda toplam 29 üç sayı denemişken, ikinci sezonunda kullandığı maç başına 4.5 üçlükle bunu bir tehdit haline getirmesi de iddiasına yardım ediyordu.

* True Shooting Percentage = (Total points x 50) / [(FGA + (FTA x 0.44)]


İkinci sezonunun sonunda erken profesyonellik kararı alırken, liseli kamplarında gösterdiği o parlak özellikleri hala beraberinde taşıyor Honeycutt. Fakat bir liselide tahammül edebileceğiniz gedikleri de büyük oranda baki ve kolej seviyesinde bile çoğu zaman rahatsız edici olabiliyor. Öncelikle o çok övülen atletizmini sahanın sadece bir yakasında kullanabilmesi, hücumunun ise hem sertlik hem de top hakimiyeti konularındaki zaaflarından içeriyi hiç zorlayamaması nedeniyle pek güvenilir olmayan jumperlardan ibaret olması büyük eksiklik. Fakat neyse ki hiçbir NBA takımı da hücumlarını Honeycutt üzerine kurmak için haber beklemiyor. NBA’de bir catch-and-shoot oyuncusu olarak -mükemmel verim sağlamasa da- iş görebileceği açık. Fakat gözüken o ki, ilk tur sonlarında bir takımdan şans alabilecek ve eğer ligin yukarıları hedefleyen nispeten hazır kadrolarından birine dahil olursa orada ihtiyaç duyduğu sabrı bulamayabilir.

Vücuduna biraz daha kütle kazandırması gerektiğinin altı çok sık çiziliyor ama çok ekstra bir efor sarfetmeden, her NBA oyuncusunun uyguladığı rutinlerle bile yeterli fiziğe ulaşacaktır. Bense aksine savunma adına şu an için en büyük noksanının çalışma salonlarının pek fayda etmeyeceği bir alanda olduğunu düşünüyorum. Birçok kaliteli kolej oyuncusunu, iyi NBA oyuncusu olmaktan alıkoyan ‘konsantre olduğunda iyi savunmacı’ etiketi Honeycutt için de büyük ölçüde geçerli. Maçın bazı anlarında tamamen uyuyabiliyor ve tüm o sahip olduğu savunma yetenekleri atıl kalıyor. İlk sezonunda takım uzun yıllardan sonra NCAA turnuvasına bilet alamama tehlikesi yaşarken bir başka çaylak oyuncu Reeves Nelson’ın tam tersi yönde gitmesi ve kritik maçlarla birlikte sinmeye başlaması da bu karaktere uyuyor. Fakat güçlü bitirişler yapamamasında her iki sezonu da sakatlıklarla geçirmesi ve bunlara rağmen sahada kalmak için ekstra enerji ortaya koyması da önemli faktörler. Üst düzey basketbol kariyerinin başındaki bir genç için sezonun ilerisini tam olarak öngörememesi ve bunun sonucunda bir noktada şalteri kapatmak durumunda kalması çok alışılmadık değil, haksızlık etmeyelim.


Honeycutt konusunda aslında çoğu otoritenin konsesüse vardığı bir nokta gelişkin saha görüşü. Fakat bazıları da geçen sezon 1’in de altına düşmüş feci asist-top kaybı oranını öne sürerek bunu geçersiz kılmaya çalışıyor. Bana kalırsa bu kötü oran geçen seneye kadar dile getirilen point-forward kumaşı muhabbetlerini bitirmeli, fakat saha görüşü konusunda çok fazla şey söylediğine inanmıyorum. Zira UCLA maçlarını izleyenler, bunların çoğunun içeriye penetreler sonrası trafik içinde kaybedilen toplar olduğunu görecektir. Konferansın en fazla blok yapan oyuncusu olması bir yardım savunması ustasıyla karşı karşıya olduğumuzu göstermediği gibi, maç başına 3 top kaybı yapması da üstün saha görüşünü yalanlamak zorunda değil. Sadece Houston’a transferi sonrası sorumlulukları artan ve kontratının hakkını vermek adına hiçbir zaman iyi yapamadığı ve yapamayacağı şeyleri yapmayı deneyen Trevor Ariza’yı gözünüzün önüne getirin. Honeycutt da benzer şekilde hücuma daha fazla dahil olmaya çalışırken, bu geçiş sürecinde şut yüzdesinde düşüşler yaşadı ve top kayıplarıyla birçok hücumu mahvetti. NBA’de bunu yapmak zorunda olmayacak. Ayrıca Lazeric Jones sonrası herhangi bir NBA oyun kurucusu ona Ariza’nın Brooks-Paul geçişi sonrası yaşadığı ferahlamayı yaşatacaktır. Fakat adaptasyonu sağlayamazsa da spot ışıklarını bu kadar yoğun hissettiği bir dönemden sonra, Josh Childress ayarında silik bir kariyerle yetinmek zorunda kalabilir. Takımınızda olursa “İyi işler yapıyor, aferin çocuğa” diyeceğiniz, ama olmazsa da eksikliğini şiddetle hissetmeyeceğiniz bir rotasyon parçası. Bu tanım bile bu sınıfta sizi ilk tura yerleştirmeye yetecektir aslında.

Kimseyi tanımadım ben senden daha güzel: Corey Brewer, Josh Childress, Trevor Ariza
Tepegöz: 15-20

Not: Grafikte Tyler Honeycutt’ın UCLA’deki sophomore sezonuyla, Corey Brewer’ın Florida’daki sophomore sezonu kıyaslanmıştır. (Brewer üçüncü sezonundan sonra erken profesyonel olma kararı aldı. Nereye varmak istediğim anlaşılmıştır sanırım.)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *