Young Folks 2011: Jan VESELY

Partizan
6′ 11”, SF/PF
Moravska Ostrava, Çek Cumhuriyeti (1990)

Yıllardır eski kıtadan bir sürü cılız çocuk, lige menajerlerinin üzerlerine yapıştırdığı “Nowitzki 2.0” yaftasıyla pazarlanmaya çalışıldı. Fakat bir dönem özellikle istatistik kağıdının her yerini doldurduğu oyunuyla tarihin tozlu sayfalarındaki rekorları yeniden gündeme getiren ünik bir yetenek demeti sunan ve bu sayede 2004 yılında All-Star unvanıyla da onurlandırılan Andrei Kirilenko’nun yeni sürümü olma iddiasını çok oyuncudan duymamıştık. Karşımızda böyle bir örnek var ve bazı temel noksanlarını kapattığı takdirde bu iddiasının içini doldurmaması için hiçbir sebep yok.

Bir diğer üst düzey Amerikan ligi NHL’e yetenek ihraç etmekte başarılı bir ülke olan Çek Cumhuriyeti’nin Jiri Zidek ve Jiri Welsch sonrasında NBA için pişirdiği en yeni isim Jan Vesely. Babadan basketbolcu Zidek, lokavt senesinde Avrupa basketboluyla tanışıp Zalgiris ile Avrupa şampiyonluğuna uzandıktan sonra bir daha arkasına bile bakmadı. Welsch ise şansını beş farklı takımda denese de, fazlasıyla tek yönlü bir şutör guard olarak bir noktadan sonra popüler bir capfiller kariyerinden öteye gidemedi ve o da acı vatana kesin dönüş yaptı. Vesely ise tanrı vergisi atletik yetenekleri sayesinde, iki vatandaşının ayak izlerini takip etmek durumunda değil. Vesely buradaki erken kariyerinde bile oyunu her zaman bir Amerikalı gibi oynadı. Savunmada her zaman aktif olan, fiziğine bakınca akıl sır erdiremeyeceğiniz bir lateral çabukluğa sahip, skora belli yollardan giden ancak savunmacıları için zor bir eşleşme olduğu tartışılmayacak bir kısa forvetti. Fakat lige giren Avrupalılar’ın derdi olmaktan çok, kolejden NBA’e geçişteki en yaygın doğal seleksiyon alanlarından biri olarak göze çarpan ballhandling onun ABD macerasının uzamını da büyük oranda etkileyebilir.


Vesely son yıllarda Avrupa’dan çıkan en sıradışı atletlerden biri kesinlikle. Ölçümlerini yaptırmaması bence önemli bir stratejik hata. (Gerçi Draft Combine ile lig finalleri çakıştığı için böyle oldu.) Kanat genişliğinin ya da erişme mesafesinin ne kadar etkileyici olduğu zaten aşikar, ancak bunu resmiyete dökerken de kimseyi hayal kırıklığına uğratacak sonuçlar vermeyecekti eminim ki. Bu acayip atletizminin sağladığı avantajların büyük bir bölümü, onu savunma sahasında bir canavara dönüştüren unsurlar. Vesely de bu yaşta bir oyuncuda her zaman göremeyeceğiniz kadar kendisinin farkında. Bu yüzden savunmada hiçbir zaman motoru soğutmamaya özen gösteriyor. Bu bazen alınan gereksiz faullerle oynama süresini kısıtlayabiliyor, ancak savunmada konsantrasyonunun düşmesine izin verirse onu diğerlerinden ayıran özelliğini öldüreceğini çok iyi biliyor. Bir sezon önce, bu sıkça yaşadığı faul problemleriyle Dusko Vujosevic’i çileden çıkardığı çok fazla maç hatırlıyorum. Dule’yi anlamak çok güç değildi, zira tüm beklentileri aşıp Final-Four yapan o takımda bu genç çocuğun +/- istatistiği sadece Lawrence Roberts’ın gerisinde kalıyordu. Yani Dule başarı için ayağını pedaldan çekmeyen bir Vesely’ye ihtiyaç duyuyordu, ancak bunu yaparken maç sonlarına birkaç faul hakkı bırakması da şarttı. Vesely o sezon bunu yapmakta çok zorlandı, ancak kesinlikle kariyerinin patlama sezonunu geçirmişti. Çeyrek finaldeki kritik Maccabi serisinde 4 maçta kısa forvet pozisyonundan 38 sayı, 19 rebound, 5 top çalma, 3 blok katkısı sağlıyordu. Ancak yukarıda bahsettiğimiz faul problemleri oyununu kısıtlamaya devam ediyordu, 4 maçta aldığı 17 faul ile savunma yoğunluğunu maç sonlarına taşımakta zorlanıyordu.


Geçen sezon o sakar faullerini daha az yapmaya başladı Vesely. Ancak belki ona çok şey katan koçunun da ayrılmasıyla, oyunundaki bazı şeyler eksikti. 10.1 sayı, 3.6 rebound, 1.3 top çalma ve 0.9 blok ile önceki senenin üzerine çıkmayı başarmıştı. Ancak gelişimi beklenen düzeyde miydi? Benim bakış açıma göre bu soruya verilecek yanıt olumsuz… Özellikle transition sonunda yaptığı bitirişler dışında, hala güvenilir bir skor paterni geliştirebilmiş değil. Curtis Jerrells gibi aklı başında bir oyun kurucuya kavuştuğu sezonun ikinci yarısında, bunu yapabilmek için uygun koşullara da sahipti oysa. Şut mekaniği biraz tembel bir görüntüde (TBL benzetmelerine devam: Caner Öner) ve o şutör hissiyatına belki de hiçbir zaman sahip olamayacak. Bununla beraber geride bıraktığımız Euroleague sezonunda tüm atışlarının %60 gibi büyük bir bölümünün yakın mesafeden gelmesi oldukça sorunlu. (ABD’de kimse Vesely hakkında gelişmiş istatistikler ortaya koyamıyor, bu konuda in-the-game.org büyük bir hazine. Tık!) Hızlı tempo oynamayan bir takım tarafından seçilirse savunmada önemli bir faktör olabilir, ancak hücumda ‘bak şu silahını kullanır, oradan ekmek yer’ diyebileceğim tek bir şey gelmiyor aklıma. Zayıf top hakimiyeti, potaya kadar gidip bitirdiği pozisyonları Euroleague seviyesinde dahi sınırlarken NBA’de bu deneysel çalışmaların bol bol top kaybı getireceğini öngörmek çok zor değil.

Video: VESELY vs BOGDANOVIC
Video: The Offspring – Pretty Fly (For A White Guy)

Diğer lotarya adayı Avrupalılar Enes Kanter, Jonas Valanciunas, Bismack Biyombo ve Donatas Motiejunas ile kıyaslandığında Czech Mate’in daha hazır bir parça olduğu ve ilk günden itibaren katkı koyabileceği gibi bir algı var NBA kulislerinde. Buradaki tek dayanak noktaları da Final-Four seviyesine çıkmış bir Euroleague takımında önemli dakikalar alabilmesi. Fakat oyununun NBA basketboluna adapte etmesi gereken yanları, diğerlerinden daha fazla olabilir. Belki sayıca daha fazla değildir ama daha fazla mesai isteyen şeyler olduğu açık. Sözgelimi Enes ve Jonas’ın post hareketleri şimdiden NBA’de de kullanılabilecek düzeyi bulmuş gibi gözüküyor. Biyombo hücum anlamında Vesely’den de sıkıntılı, doğrudur ama bir uzun yedeği olabilmesi için bu alanda bir gelişim sağlaması çok da elzem değil. Eğer savunmada Hoop Summit’te vadettiği oyuncu olmayı başarabilirse, çember altındaki boş pozisyonları bitirebilmesi yani ortalama bir süpürücü işlevi görmesi bile yeterli olabilir. Dünya üzerindeki en elit lig olsa da, finalinde Joel Anthony’nin ilk beş çıkabildiği bir ligden bahsediyoruz en nihayetinde. Fakat 3 numara pozisyonunda oynayıp da “Ben sadece hızlı hücum sonunda bitiririm, ama savunmam çok iyi, yeminle” diyorsan çok fazla kişiyi ikna edemezsin.


Geçen sene sevgili Can İşbakan’a zaman zaman eşlik ettiğim Euroleague TV programında, sıra haftanın en iyi hareketlerine geldiğinde Jeremy Pargo ve James Gist ile birlikte her hafta ağzımızı açık bırakan bir elemandı Veysel. Sahada birkaç dakika bile izleseniz, yeteneğin orada olduğunu kolaylıkla görebiliyorsunuz. Fakat bu her zaman sizi bir NBA veteranı yapmıyor, sayısız örneği var. Saha içinde yüzde yüzünü verme konusunda çok sıkıntı yaşamayan -yine de hücumda topsuz oyunda daha aktif olabilir- bir oyuncu olarak, iş ahlakı konusunda o kadar kesin konuşamıyoruz. Vujosevic’in ayrılmasının ardından, özellikle 2010-11 sezonunun başında net biçimde vites düşüren bir adam. Onun için çok değerli iki sezonu geride bıraktı, ancak bugün baktığımızda 2009 sonbaharındaki Vesely’nin çok üzerinde bir oyuncu görmüyoruz. 21 yaşında bir oyuncunun şimdiden gelişiminde doygunluk noktasına ulaştığını hissettirmesi hiç hoş değil. Oyununda birçok gelişim alanı olmasına rağmen, bu esnekliği kullanabileceğinden emin olamıyorsunuz. NBA TV için görüşleri sorulduğunda David Blatt’i, zamanını hoş sözlerle doldurmaktan alıkoyan şey de buydu. Umarım aldığımız bu izlenim çok sağlıklı değildir de rekabet düzeyi arttığında ve oyununa yeni silahlar eklemesinin şart olduğunu gördüğünde kafa yapısını değiştirir. Yukarıda bahsettiğim gibi farkındalık düzeyi hayli yüksek ve umutlu olabiliriz. O zaman ne duruyorsun. Çek bir Vesely!

Kimseyi tanımadım ben senden daha güzel: Andrei Kirilenko, Nicolas Batum, Omri Casspi
Tepegöz: #6, Washington*

* Ne kadar zayıf bir sınıf olursa olsun ben Top 10 malzemesi görmüyorum, orası ayrı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *