Akıcı Almanca: Jan Jagla Röportajı (sport1.de)


SPORT1: Bay Jagla, sezon öncesinde Gdynia’da çok mutlu olduğunuzu söylemiştiniz. Şimdiyse sezon bitmeden Asseco Prokom’dan ayrılmış bulunuyorsunuz. Neden?
Jan Jagla: Bu her şeyden önce Euroleague’de Son 16’da kendimize yer bulamamızla alakalı. Ve Polonya liginde de sahada en fazla üç yabancı bulundurmaya izin olması, benim işlerimi zorlaştıran bir durumdu. Kulüp bu şartlara adapte olabilmek için birkaç değişiklik yapmak zorundaydı, aynı dönemde ben de birkaç çok cazip teklif aldım. “Bu birkaç değişiklikten biri neden ben olmayayım” diye sordum kendime, öyle de oldu.

S1: Nasıl oldu da sezon başından bu yana yalnızca iki lig maçında sahaya çıkabildiniz?
JJ: Gdynia yerli kadrosunda başarılı bir Leh power forvet -Robert Witka- barındırıyordu. Ben Euroleague’de uzun süreler sahada kaldığım için, coach yerel ligde beni dinlendirmeyi tercih ediyordu. Genelde şöyle söyleyerek: “Kendini Euroleague için sakla. Bu maçı nasılsa sen olmadan da kazanacağız.”

S1: Sen olmadan çıktıkları beş maçın ikisini kazanamadılar ama?
JJ: Evet, kazanamadılar…

S1: Kulüp sizin üzerinizde daha ısrarlı olmadığı için hayal kırıklığına uğradınız mı?
JJ: Hayır, aslında durum bu değil. Açıkça söylemeliyim ki yüksek bir seviyede oynayan mükemmel bir kulüpte çok mutlu bir dönem geçirdim. Beni hayal kırıklığına uğratan tek şey, aksine Euroleague’de sonraki tura kalifiye olamamamızdı. Geçen sezon çeyrek final oynadıktan sonra, gruptan çıkmak kesin olarak hedefimizdi.

S1: Birden fazla tekliften bahsettiniz, Beko BBL’den de sizinle ilgilenenler var mıydı?
JJ: Evet, Bundesliga’dan da birkaç ilgi çekici teklif geldi.

S1: İlgi çekici? 2009’da bu ligi nasıl eleştirdiğinizi düşününce, bakışınızda bir değişim olduğunu söyleyebiliriz heralde. Artık Bundesliga’dan gelen teklifler de ciddiye alınıyor demek?
JJ: Kesinlikle ciddiye alınıyor. Bundesliga gelişimini sürdürüyor. Alman oyuncuların git gide Avrupa basketboluna daha iyi entegre olduğunu ve yöneticiler tarafından da desteklendiğini gözlemliyorum. Örneğin Ulm, Trier gibi takımlar sürekli iyi Alman oyuncuları ssahneye çıkıyor ve ortaya iyi şeyler çıkıyor. Öte yandan o gün söylediklerimi hatırlıyorum ve o sözlerin de arkasındayım. En azından o dönem için doğru şeylerdi. Buna rağmen son iki yıldaki gelişimi görmezden gelemem, BBL artık oyuncular için çok daha cazip bir adres.

S1: Türk Telekom ile anlaşmanız ne zamana dek geçerli?
JJ: Şimdilik yalnızca sezon sonuna kadar.

S1: Uzatmaya yönelik bir opsiyonunuz var mı?
JJ: Hayır, ilk olarak sezonu sonuna kadar götürüp nasıl devam edeceğime bakacağım. Euroleague elbette benim için bir hedef, fakat Bundesliga da öyle. Gelecek sene için somut planlamalara henüz girişmediğimi de itiraf etmeliyim.

S1: Türk Telekom sizden ne bekliyor?
JJ: Takım şimdiye kadar iki kez coach değiştirdi. Sezon başında da burada birkaç problem vardı, fakat bu tablo değişti. Gelen giden oyuncular oldu. Ve takım olarak ilk aşamada play-off oynamayı hedefimiz olarak belirlemeliyiz.

S1: Yeni kulübünüzle uluslararası arenada da devam edemiyorsunuz. Sizi oraya çeken neydi öyleyse?
JJ: Türkiye ligi şu anda Avrupa’nı nen iyi iki ya da üç liginden biri olarak anılıyor. Öte yandan Fenerbahçe, Efes ve Galatasaray gibi takımlara karşı oynamak bir oyuncu için her zaman büyük
birer meydan okuma.


S1: Heiko Schaffartzik’in transferde nasıl bir etkisi oldu?*
JJ: Heiko uzun zamandır tanıdığım iyi bir arkadaşım. Onun orada oynayıp oynamaması benim için karar verici bir etken değildi doğrusu. Yine de takımda eski bir tanıdık olması her zaman adaptasyonu kolaylaştırmak adına iyi bir şeydir.

S1: Transfer öncesinde kendisiyle konuştunuz mu?
JJ: Elbette. Aslında sezon boyunca temas halindeydik ve daha adım Türk Telekom için anılmaya başlamadan da fazlasıyla konuştuk.

S1: Sizin adınızı Ankara ekibinin gündemine getiren ne oldu?
JJ: Yeni başantrenör -Timuçin Meriç- beni buradaki ilk dönemimden de tanıyordu. Onunla o zamanlarda da iyi anlaşırdık. Bireysel olarak da bolca birlikte çalıştığım bir antrenördü. Sezonun ortasında ondan böyle bir teklif alınca detayları konuştuk ve geri dönüşüm için bir yol bulmayı başardık.

S1: FC Bayern çalıştırıcısı Dirk Bauermann da sizi arayanlardan biri miydi?
JJ: Hayır, Dirk Bauermann şu anda ikinci ligde görev yapıyor. Sanırım, müthiş bir futbol geleneğinden gelen kulübünü üst lige taşıdıktan sonra benimle ilgilenmeyi düşünebilir. Şimdiden geleceğe yönelik bu denli büyük planlar içine girdiğini sanmıyorum aynı zamanda.

S1: Önümüzdeki yaz Litvanya’da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’nı da düşünmeye başladınız mı?
JJ: O da benim için henüz uzakta sayılır. Hangi oyuncuların orada olacağıyla ilgili bile net bir şey söyleyemiyorsunuz. Aynı zamanda bildiğiniz gibi federasyon milli takım antrenörünün, aynı anda bir kulüple ilişikte bulunmasını da istemiyor. Bu yüzden yakın zamanda çalıştırıcı konusunda da bazı kararlar alınabilir gibime geliyor. O güne kadar tamamıyla takımıma odaklanmak istiyorum.


S1: Dirk Nowitzki ve Chris Kaman’ın tekrar kadroya dahil olması halinde yeniden yedeğe çekilme ihtimali sizi rahatsız ediyor mu?
JJ: Hayır ben her zaman takım için verebileceği ne varsa masaya koymayı deneyen bir oyuncu oldum. Yaza nasıl bir form durumuyla gireceğimi de şu anda ancak tahmin edebilirim. Bu konular hakkında henüz uzun uzadıya düşünmedim açıkçası.

S1: Planlarınızı Ankara’daki takımınızda ilk beşte çıkacağınzı üzerine mi kuruyorsunuz?
JJ: Türkiye’de de yabancılar konusunda belli sınırlamalar var. Orada da 12 kişilik kadroda yalnızca beş yabancıya izin var ve sahada her an iki Türk bulunmak zorunda. Ama ben ilk günden itibaren takımın önemli bir parçası olacağıma ve maçlara da ilk beş çıkacağıma inanıyorum.

* Heiko’nun haberlerini en son Ankara’nın renkli(!) gece hayatından alıyorduk İsmail Özkısaoğlu vasıtasıyla. Fakat takımla yollarını ayırıp ülkesine geri döndü. ALBA Berlin forması giyecek. Türkiye’de kız düşüremeden ayrılıyor olması bizi de üzdü ama…

Bunu neden çevirdiğimi bilmiyorum. En son bu zahmete geçen sene Jürgen Klopp röportajı için girmiştim. Ve her satırına değmişti. Bu yukarıdaki ise pek bir şey söylemiyor. Sanırım yapabildiğimi kendime göstermek içindi. Bir de dün yine Elias Harris’i izledim… Kapıları tutun, Alman basketbolu geliyor!

Michael Spandern sormuş soruları. Michael, du bist mein Lokomotiv!

2 thoughts on “Akıcı Almanca: Jan Jagla Röportajı (sport1.de)”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *