Nike Hoop Summit 2010 – Next!


Nike Hoop Summit, bize birkaç yıl içinde NBA’de görme ihtimalimiz olan oyuncuların birer ilk izlenimini veren güzel bir organizasyon. Aynı amaca haiz çok fazla prestijli organizasyon bulunmuyor zaten, uluslararası oyunculara da yer vermesi ve daha rekabetçi bir kimlik taşıması ile benzer nitelikte olan McDonald’s All-American Game’e ağır bastığını söyleyebiliriz. Oyuncuların kolej seçimlerini yapıp, profesyonel dünyaya bir adım daha yaklaştığı bir dönemde düzenlenen organizasyonda Amerikan liselerinin en elit 10 oyuncusu ile dünyanın dört bir yanından getirilmiş aynı kalitedeki 10 oyuncu bir araya getiriliyor. (En azından benim konsepti algılama biçimim bu.) Böylelikle civardaki seyirciyi ve medyanın ilgili gözlerini salona çekecek bir “Amerika Dünyaya Karşı” oyunu sergileniyor. Bir nevi ‘ben tek siz hepiniz’ muhabbeti ki bu oltaya düşen çok fazla kişi olduğunu gözlemliyoruz…

Bu seneki kadrolara baktığımda özellikle Dünya Karması benim için hayal kırıklığı yaratır nitelikteydi. Geçen seneki nispeten güçlü takımla karşılaştırıldığında bu hayal kırıklığı daha büyük boyutlara ulaşıyordu. Doğrusu Enes Kanter, Dejan Musli ve Mael Lebrun dışında daha önce izleyebildiğim herhangi bir oyuncu yoktu. Kadrodaki iki Kanadalı Cory Joseph ve Tristan Thompson’ın ve Real Madrid’in haklarını elinde bulundurduğu Karadağlı Nikola Mirotic’in de isimlerine aşinaydım. Jonas Valanciunas, Tomas Satoransky, Toni Prostran ve Branislav Dekic gibi oyuncular burada görmek istediğim isimlerden ilk aklıma gelenleriydi. Fakat bu oyuncuların bir kısmının ulusal liglerinde önemli görevler aldığı da hesaba katıldığında, organizasyon için belirlenen tarihin onlar için ideal olmaktan çok uzak olduğunu görmekte pek zorlanmıyoruz. Burada oyuncularına izin vermekten çekinen coachları suçlu bulmak da pek adil gelmiyor. ACB’de halen Unicaja Malaga, DKV Joventut, Gran Canaria ve Bizkaia Bilbao gibi takımların üzerinde bulunan ve play-off öncesi ritm bulmaya çalışan Cajasol’de kilit oyunculardan biri olan Earl Calloway’i dinlendirme görevini üstlenmiş ve bunu bugüne kadar hakkıyla yerine getirmiş Satoransky’den vazgeçmek çok kolay değil Joan Plaza için. Ya da yıllar sonra Final-Four başarısı gösteren Partizan’da, kader günü kapıdayken Dekic gibi rotasyon parçası olmuş bir uzunu Amerika’ya göndermek ister miydiniz, onu düşünün. Tarih Avrupalı oyuncular için de fena sayılmaz, fakat en azından bunu hafta içine çekerek daha fazla prospect getirilebilir deniz aşırı ülkelerden.

Bunu yapmayınca ortaya çıkan tablo, esasen Amerikan liselerinde yetişen oyuncuların eğitimini başka bir ekolden gelme oyuncularınkiyle karşılaştırma amacı taşıyan organizasyonun bahse konu amacına pek hizmet edemiyor. Ve amacını inkar etmeye başlayarak dünya karmasına kendi örgün eğitimlerinin bir parçası olan okullarda basketbolu öğrenen elemanları da davet etmeye başlıyorlar. Hırvatistan’da bir spor efsanesi olan ve kariyerinin bitiminde Amerika’ya yerleşen Ivica Dukan’ın oğlu Duje Dukan farklı bir ekolün ürünü değil aslında. Aynı şekilde adlarını andığım Kanadalı ikili için de benzer bir durum söz konusu. Bir başka liseli Enes’in kariyer başlangıcı daha istisnai bilindiği üzere. Okyanusya kıtasından gelen iki ismin yukarıda bahsettiğim öncelikli amaca ne ölçüde hizmet edeceği de tartışma konusudur…

Chicago Bulls organizasyonunda Avrupalı oyuncular için scouting görevini yürüten Dukan’ın oğlunun yetişmesi hakkındaki şu cümlelerini okuduktan sonra bu maçta dünya karması adına oynaması oldukça ironik geliyor…

Q: Are you comfortable working in the United States and in Europe?

Dukan: Yes, I am comfortable about it. I have no problems working here and over there, but down the road the problem could involve my family. My boy is pretty much an American boy now. He was six months old when he got here. It would be hard for me to leave here. Also for my wife and I, we have a lot of friends and people that we love are over there. It is kind of difficult. As a father, you are trying to do what is best for your children, so that is what are going to do.

Amerikan kadrosuna bakıldığında ise geçen hafta McDonald’s All-American Game’de boy gösteren ve ülkenin en parlak gençleri arasında yer alan oyuncular daha tarafsız bir eleme sonucunda burada oynama şansı buldular. Geçen haftaki maçta MVP ödülünü paylaşan iki oyuncu Harrison Barnes ve Jared Sullinger 2011 draftinde ilk beş sıradan gitmesi beklenen oyuncular. (Bu ikili arasına girebilecek belki tek uluslararası isim Valanciunas’ın burada olmaması büyük şanssızlık…) Kadrolara bakıldığında 6′ 10” ve üstü beş oyuncu bulunduran -bunlardan Yeni Zelandalı dışındakilerin hepsi çok önemli oyuncular- dünya karmasının pota altında bir hakimiyet kurabileceği düşünülüyordu. Fakat belli bölümlerde Musli-Mirotic-Enes-Thompson dörtlüsünden üçü aynı anda sahada tutulmasına rağmen bu durum, avantaja çevrilemedi. Her ne kadar Amerikalılar aynı dili bile konuşmayan uzak diyarlardan gelme bu oyuncuların, kendi takımlarına karşı bir birlikte oynama avantajı taşıdıklarına dair paranoyak bir inanç geliştirmiş olsalar da böyle bir durum mevzubahis değil. Yemedik… Alt yaş kategorilerinde Musli-Enes eşleşmeleri olmuştur birkaç kez, fakat kariyerini basketbol üzerine kuran Amerikalı çocukların NBA yolundaki olası rakipleri hakkında bilgi sahibi olmaması da düşünülemez. Bir Çinli’nin top getirdiği ve pota altında bir Türk’e top indirdiği, onun da köşedeki Avustralyalı’ya şut pozisyonu hazırladığı bir takımın birlikte oynama yetisinin beş Amerikalı’ya göre daha gelişmiş olduğunu söylemek de abesle iştigal olur.


Daha dinamik bir uzun rotasyonuyla başlayarak muhtemelen maçın hızlı tempoya girmesi halinde oluşacak erken hasarı azaltmaya çalışan Avustralyalı coachtan kesik yiyen Enes oldu maçın başında. Ancak 4 dakika sonra sahaya girdiğinde herkesten daha aç olan Enes, orta mesafeden gönderdiği şutla yumuşak bileğini ele güne gösterdikten sonra etkileyici post-up numaralarıyla birkaç kolay basket daha bularak çeyreği 6 sayıyla bitirdi. İkinci çeyrekte de ilk çeyrektekine yakın süreler aldı ve reboundlarda biraz sallansa da rakip pota altında kolayca sağladığı hakimiyet ile beğeni topladı. Savunma tarafındaysa -prestijli rivals.com sitesine göre- sınıfının üçüncü en iyi ismi olarak gösterilen Sullinger’ın etkili oyununa rağmen, faturayı ona çıkarmak kolaycılık olurdu. Zira rotasyon gereği yalnızca 3-4 dakika gibi bir süre aynı anda sahada olan ikili, dünya karmasının bu dakikalarda uyguladığı alan savunması nedeniyle pek de karşı karşıya gelemedi. Aynı rivals.com listesinde ikinci sırada yer alan fakat bana o listenin tepesindeki elemandan çok daha fazla ümit veren Barnes ilk yarıda Amerika lehine açılan 12 sayılık farkın diğer mimarıydı. Sullinger, Ohio State’te Evan “Villain” Turner’ın yokluğunu doldurmaya çalışacak. Barnes’ın yeni görevi ise bu sene NIT turnuvasında oynamak zorunda kalan North Carolina’yı tekrar başarıya götürmek. Bu maçtaki partnerleri Reggie Bullock ve Kendall Marshall ile Tar Heels’ı yine korkulan seviyeye getirecektir. Jenerasyonunun 10 numarası olarak gördüğümüz Bullock, özellikle kendi şutunu yaratabilme konusundaki yeteneği ve çıkardığı düzgün şutu, iyi savunması, atletizmiyle Roy Wiliams’ın altında 10 numara bir topçuya dönüşebilir. Marshall’ı bilemem…


Enes’in libidosunun tavan yaptığı dönemse üçüncü çeyreğin ortalarına denk geliyor. Devre başında kısalarından sürpriz katkılar alan, hatta benim ileride adından çok sık bahsetmeyeceğimizden emin olduğum Çinli guard Sui Ran’ın sınırlı yeteneklerinden iyi yararlanan dünya karması iyi bir koşu yaparak rakibine yaklaşmayı bildi. John Hollinger’ın maç sırasında ‘çok hızlı bir oyuncu, tıpkı Jose Juan Barea gibi ama çok daha yeteneksizi’ şeklinde değerlendirdiği oyuncu için biz genelde Ender Arslan benzetmesini kullanıyoruz çekinmeden. Aslında daha iyi bir guardla Enes… Gerçi daha ne yapacak, susuyorum. Oyuna girdiği gibi içeriyi domine etmeye başladı Enes ve maça inanmaya başladığı her hareketinden belliydi. Takımda daha önce karşılaşmadığı bazı oyuncular vardı -hatta kısaların büyük kısmı bu kategoriye girer muhtemelen- ki bu dakikalarda onların da güvenini tamamen kazanıp daha fazla top almaya başladı. Bir ara Amerikan takımına karşı tek başına yakaladığı seriyle rakibe molayı da aldırdı ve çeyrek sonunda 10/14 isabetle 25 sayı ve 10 rebounda ulaştı. Bu dakikalarda yayın ekibi ekrana 1998 yılındaki maçtan Dirk Nowitzki’nin 33 sayılık performansını getirdi, potansiyelin farkına varmışlardı.

Son çeyrekte ise maç Amerikan kısalarının bir Türk deviyle düellosu haline geldi. Referans aldığım rivals.com listesinin tepesindeki oyun kurucu Brandon Knight’ın ‘maçın boku’ ödülünü hak etmek için yeterli olacak kadar sinmesi dünya karmasının işine geldi ve uzunca süre oyunu tuttular. Ancak maçın sonunda belirleyici hücumlar geldiğinde sahada Musli-Mirotic-Enes üçlüsünü aynı anda tutmayı tercih ettiler ve Amerikalılar’ın topa hükmedebilen kısaları oyunu da kontrolleri altına almayı bildi. Onlarla boy ölçüşebilecek tek kısaları olan Joseph yeterli olmayacak gibiydi. Nitekim Barnes’dan gelen bir NBA üçlüğünü, diğer pota altında Karadağlı’nın kötü tercihi takip edince hançeri saplayan yetenekli ve sempatik combo guard Kyrie Irving oldu. Neden sempatik olduğunu merak edenler şuradaki videoyu izlesin. Duke ile anlaşan Irving’in, çevresini sarmış UNC adaylarına karşı nasıl direndiğini görmek eğlenceli olabilir…


Uzun lafın kısası, Enes için çok güzel bir geceydi. Savunması dışında pek bir soru işareti bıraktığını sanmıyorum, fiziğiyle NBA seviyesinde bu denli fark yaratamayacağı gerçeği de illüzyonları ve anlamsız beklentileri engelleyecektir. Salt Nowitzki’nin rekorunu kırdığı için, bu adamın da NBA üzerinde aynı etkiyi yaratabileceğini iddia edecek birileri tabi ki olacaktır. Ama insanoğlu böyle örnekleri fazla kaale almamayı da öğrenmiştir, ümit ediyorum. Kentucky’de Knight’ın guard olduğu bir takımda oynayacağı için biraz mutsuzum -daha iyi bir eleman olduğunu umuyordum- ama en azından oynayabileceği için mutluyum. Washington’ın NCAA üzerindeki söz hakkının Kentucky lobisiyle kıyas kabul etmeyeceği ortada. John Calipari genelde iyi oyunculara şans vermesiyle tanınır, onun seçtiği bir oyuncu kariyeri boyunca ‘olağan şüpheli’ olarak beklentileri üzerine toplayacaktır. Bu iyi bir şey de olabilir, kötü bir şey de… Enes gibi mental kararlılığı ve özgüveni üst düzeyde olan isimler için genelde ilki gerçekleşir ve hikaye mutlu sonla biter.

(Yazmamışız, 34 sayı ve 13 rebound ile bitirdi maçı aslan parçası. Rekor artık onun.)

14 thoughts on “Nike Hoop Summit 2010 – Next!”

  1. niye olum adam geçmiş işte nowitzki'yi, o'nun gibi olabilir ki, ne kadar ayrıntılı düşünüyosun sen öyle :laz:

    enes'in bizde oynadığı süre boyunca dikkatimi çeken iki özelliği vardı :

    birincisi şut ritmi biraz bozuktu ki dün okuduğum kadarıyla bu işi halletmiş gibi gözüküyor. pek tabii tek bir maçla yargılayamayız ama öyle gözüküyor sadece.

    bir de fazla post up hareketi yapmaya çalışıyordu, yani pota altı oynayalar bilir ; potadan sırtınız uzaksa böyle saçmalamacalara girmeniz olasıdır ve siz yine de yapıp, bir şekilde bitirebileceğinizi zannedersiniz ama olmaz hatta potanın yanına çarpar falan.. enes bunları yapıyordu, gözümle gördüm. benim merak ettiğim nokta buydu aslında ama senin yazdığına bakılırsa gayet iyi sırtı dönük oynamış.

    ayrıca ''villain'' neymiş hası dururken ?

  2. yazı çok güzel olmuş eline sağlık ama sırf boyu daha uzun diye Valanciunas'ı bu kadar abartmamak lazım. Zaten enes de kendini pivot değil uzun forvet olarak yetiştirmeye başlamış. Bu kadar yetenekli ve hırslı bir gençten nba yıldızı olmasını beklememek hata olur diye düşünüyorum.

  3. @eren:
    hoca, şut mekaniği ve bi uzunda görünce inanamadığın kadife bileği her zaman oyununda ön plana çıkan bi özellikti.. geçen sene sakatlanana kadar tanjevic'ten bulduğu kısıtlı fırsatta bunu göstermişti aslında fakat sadece maçlarda izlediysen sağlıklı veri olabilecek nicelikte değildi o dakikalar..

    'post-up' demişsin, onda da şöyle bi handikapı oldu enes'in.. yaşıtları arasında -hatta bi jenerasyon yukarıda da- 'size' olarak pek rakip bulamadı kendisine ve arka bahçede çocuklarıyla oynarmış havasında kolayca gidebildi çembere.. fakat euroleague'de vasat bi uzun dahi yeterli kütleye sahip olduğu müddetçe onun 'post-up' oyununu bozabilirdi.. te-be-le için de geçerli bu.. işlerin bu seviyede eskisi kadar kolay olmadığını, acı yoldan tecrübe etmesi gerekti.. denemeden bilemezsin.. zaten o yüzden hemen nowitzki seviyesine koymayalım diyorum..

    @darksg:
    valanciunas'ın boyu daha uzun değil, ama kanat genişliği gerçekten etkileyici fakat ben valanciunas'ı ne enes'in üzerine koydum, ne de boyuyla ilgili herhangi bi şey söyledim..

    koordinasyonu, atletizmi, vücuduna rağmen topla çok rahat olması gibi özellikleriyle NBA için daha önemli bi 'prospect' olarak addedilmesi çok absürd değil valanciunas'ın.. fakat limitlerin daha yukarıda olması çok fazla anlam ifade etmiyor, oyuncu yanlış seçimler yaptığı takdirde.. sana paralel olarak, bugüne kadar hiçbi zaman yeteneğine sırtını çevirmeyen ve genelde doğru seçimler yapan enes'in NBA'de elit oyuncular arasına girmesi beni de şaşırtmaz.. ama nowitzki farklı bi seviye, onu kastettim son paragrafta..

    rakip takımda 'size' olarak karşısında durabilecek birisinin olmaması onun suçu değil pek tabi, yine de not edilmeli.. UCLA ile anlaşan josh smith falan olsaydı mesela, onun da kafasına kafasına vurabilirdi ve pek bi şüpheye yer bırakmazdı..

  4. çok özenli bi yazı olmamış, söz dizimi hataları da var bolca uykusuzluk kaynaklı.. yeni kontrol edebildim..

    sözlükten falan ziyarete gelip anketteki hidayet oylarını patlatan herkesten özür..

  5. Draftta ilk beşten seçilip sonra hiç birşey olmayan oyuncuları saysak 2 gün sürer. Bende zaten enes mutlaka nowitzki gibi olur demedim. Bundan 10 sene once nowitzki'nin buralara gelebileceğini nba de 20000 sayıyı gecen ilk avrupalı olabileceğini de kimse bilemezdi. Nereye gelebilecegine yine enes karar verecek. Ama cok hırslı bir cocuk, benim düsüncem mutlaka yıldız olacagı yönünde.

    valanciunas la ilgili olarak da boyu 1 sene once 2.10 du ve wingspan dedikleri kanat genişliği cok uzundu onun icin daha da uzamıstır diye düsündüm. Yalnız u18türkiye litvanya macında cok cabuk faul problemine girmisti. Koordinasyonu bana iyi gelmemisti.

    Eğer enes kentır:)) faul yapmayayım diye savunmada el bile göstermemeye devam ederse yazık olur ona da. Ayrıca box out yapmayı kimse öğretmemiş galiba nasıl olsa hepsini alıyor diye.

    Son olarak bana göre enes 2 santim daha uzarsa cok büyük yıldız olacak.

  6. Savunma durumu elbette onun ilerde kariyerini etkiler. Ama şu maçta kısa sürede ortaya koyduğu skor gücünü üniversitede düzenli olarak sergilerse draftta iyi bir sıradan seçilir. NBA'de ne yapacağı konusu ise bence oradaki azmanlarla mücadeleye vereceği tepkiye bağlı. Eğer pes etmez (ki bana pek pes edecek bir yapısı yok gibi geldi) ise ileride çok önemli bir kariyer sahibi olacaktır NBA'de

  7. Valanciunas'ın abartıldığını sanmayın. Litvanya 1. liginde gayet veteran oyuncular gibi sırıtmadan oynabilicek seviyede şuan. Fizik olarak Pau Gasol'e benzer bir oyuncu. Bana göre Enes ne kadar potansiyelliyse o da ona yakın potansiyelde. Fiziğini geliştirirse NBA'de yıldız olabilecek bir kumaşı olan bir oyuncu. Bu fizikle giderse zaten kemiklerini eline verirler. Valanciunas'ın ilk defa A takımla çıktığı maçtaki performansı ile ilgili bir video bırakayım bir de gitmeden:

    http://www.youtube.com/watch?v=VyoPcHuVDJo

  8. cem açıkcası hiç çıplak gözle izlemedim enes'i, şut mekaniği de iyi olmakla beraber, çok iyi gibi değildi. ya kendini çok geliştirdi, ya da benim izlediğim iki, üç maçlık dönem içerisinde böyle bir bozukluk oldu. zaten orada hep kendini sayın tanjevic'e gösterme çabası içerisindeydi. bu kadar kısa sürede yargılamak yanlış olur.

    yazı iyi, söz öbeklerine falan çok takılmadım. gece yarısı, uykuluyken okudum.

    ''her türlü gideri var''.

  9. Enes bana David Lee'yi hatırlatıyor. Muhtemelen bundan 5 sene sonra kendisini 15 sayı, 10 ribaund ortalamalarıyla NBA'de takip edeceğiz ama süperstar olma ihtimali zor gözüküyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *