Apu Nahasapeemapetilon Vol. 3


1987 yılında Seattle’da gerçekleştirilen All-Star haftasonu, önceleri yalnızca bir Doğu-Batı maçından ibaret olan organizasyona yeni bir boyut katmak amacıyla düşünülmüş üç sayı yarışmalarından ikincisini de barındırıyordu. Fotoğrafta gayet iyi bir kadro var açıkçası, belki de bu yarışma tarihinin en iyisi… Fakat bunu söylememde şu gerçeğin de esaslı bir rol oynadığını düşünüyorum ki fotoğraftaki isimlerin neredeyse tamamı aktif olarak basketbol dünyasında üst düzey görevleri yerine getiriyor. Bir yere varmaya çalışıyorsam namerdim, ancak bir smaç yarışmasına bakacak olursanız böyle bir manzara ile karşılaşmazsınız örneğin.

Sol baştan saymaya başlayalım. Boston Celtics formasıyla Larry Bird’ü görüyoruz ilk olarak. Onu tanımak için benim asistime ihtiyaç duyduysanız bu blogda işiniz yok, kusura bakmayın. Bu oyunun gördüğü en ihtişamlı kariyerlerden birini geride bıraktıktan sonra o kariyeri hediye ettiği takımda özel bir asistanlık görevine soyundu. Bunu 1992-1997 yılları arasında yerine getirdikten sonra, doğduğu şehrin takımı Pacers’tan gelen coachluk teklifini kabul etti. Her zaman bir kazanan olacağını ilk yılındaki 58-24’lük dereceyle kanıtlayıp NBA tarihinde hem MVP, hem de yılın coachu olma onurlarını yaşayan tek isim olarak bir başarıya daha imza attı. 1997-98 sezonundaki bu derece Pacers tarihinin o güne dek gördüğü en iyi dereceydi ve Michael Jordan önünde yedinci maça sürüklenen bir konferans finaliyle süslendi. Merkez bölgesini 1999 ve 2000 yıllarında birinci sırada bitirdikten sonra, NBA finallerindeki yerini alarak coachluk kariyerine şimdilik son verdi. Bir kez daha dönme ihtimalini de pek yüksek görmüyorum. 2003 yılında ise aynı takımda basketbol operasyonlarının başkanlığına getirildi ve 2008 yılında genel menajerlik koltuğuna David Morway oturmuş olsa da -klişe tabirle- kulüpte Bird’ün haberi olmadan kuş uçmuyor.

Onun yanında Dallas Mavericks formasıyla gördüğümüz üstün Alman teknolojisi ise Detlef Schrempf. Kendisi şu an ne yapıyor, pek haberimiz yok açıkçası. Tek bildiğim birkaç hayır amaçlı kuruluşun başında olduğu. Bir de oğlunun UCLA’de pek de gelecek vadetmeyen bir topçu olduğunu biliyorum ki anlaşılan Detlef Amca da Almanya’ya dönmektense Pasifik sahillerinde gününü gün etmeyi tercih etmiş. Basketbolla pek alakası yok, fakat güzel grup Band of Horses’ın oyuncunun adını taşıyan mükemmel bir şarkısı var… O bile yeter.

Hemen yanlarında bulunan Seattle -iç çekme- Supersonics formalı Dale Ellis turnuvayı 1989 yılında kazandığına göre sağlam şutörmüş, fakat ben adını ilk kez duyuyorum dürüst olmak gerekirse. Ki genelde gerekir…

Yanlarındaki Danny Ainge’i de büyük çoğunluğunuz tanıyacaktır. Şanlı Celtics tarihinden iki şampiyonlukla payına düşeni alan Ainge, NBA öncesinde başarıyla sürdürdüğü beyzbol kariyeriyle bu topraklardan Can Bartu’yu da anımsatır bana zaman zaman. 1996 yılında soyunduğu Suns baş antrenörlüğü görevinden ailesiyle daha fazla zaman geçirmek için ayrılan Ainge, basketbol camiasından yine de kopamadı ve 2003 senesinde yukarıdaki fotoğrafta formasını taşıdığı takımın basketbol operasyonlarının başına geçti. Antoine Walker ve Jim O’Brien konusunda aldığı kararlarla çok popüler bir figür olarak başlamadığı kariyerinde rahmetli Red Auerbach’tan aldığı desteğin hakkını vererek takıma yıllar sonra bir şampiyonluk hediye etti. Kevin Garnett ve Ray Allen’ı aynı gecede takıma katan Ainge’in bu başarının mimarı olduğunu kimse yadsımadı ve yılın genel menajerini seçerken jüri pek zorlanmadı.

Milwaukee Bucks formasıyla gördüğümüz Craig Hodges üç sayı yarışmalarından önce adı sıkça geçen bir abimiz zaten, orada görmeyi fazla yadırgamadık. Bu yarışmayı üst üste üç kez kazanma başarısını gösteren ikinci oyuncu olmuştu Hodges, ilk ismi yukarıda anmıştık… Kendisi popüler bir söylenceye göre Chicago Bulls ile şampiyonluk kazandıktan sonra takımca yapılan Beyaz Saray ziyaretinde sağlam bir giderle selamlamış dönemin başkanı George H. W. Bush’u ki onu görünce hep bu özelliği gelir aklıma. Aynı zamanda takım arkadaşı Michael Jordan’ı kitleleri peşinden sürükleyebilecek bir figür haline gelmişken bunu iyi sebepler için kullanmadığı ve olabildiğince apolitik olmayı seçtiği için de yargılamıştır birçok kez. Bir aktivist olarak gösterdiği profil nedeniyle Bulls’dan ayrıldıktan sonra tek bir teklif bile almamıştır. 1994-1996 yılları arasında Chicago State’i çalıştırmış, ancak elde ettiği 8-51’lik derece sonrası kovulmaktan kurtulamamış yazana göre… Şu anda ise eski hocası Phil Jackson’ın altında oyuncuların hücumları ile ilgilenen asistan konumunda ve bu görevde beşinci yılını bitirmek üzere… Bu katıksız şutörün ne kadar iyi iş yaptığının kanıtı ise Trevor Ariza’dır benim gözümde.


Celtics ile başladık Lakers ile devam ediyoruz, Byron Scott ve Michael Cooper sıradaki isimler… 1998 yılında Sacramento Kings’de tamamen dış şuta spesifize olmuş bir biçimde asistanlık göreviyle iştigal eden Scott, takımın dış şut yüzdesindeki artış düşünülerek başarılı sayıldı bu ilk görevinde. 2000 yılında başarısız bir Nets ile head coach olarak kariyerini başlatmış, işlerin yolunda gitmesiyle ikinci sezonunda NBA finaline kadar çıktı. Burada genel menajerin başarılarının da ekmeğini yedi bolca. Rod Thorn önce Eddie Griffin’e dönüşecek draft hakkı karşılığında Richard Jefferson’ı, ardından da draft gecesinin hemen ardından Stephon Marbury karşılığında Jason Kidd’i şehre getiriyordu. Acayip işler. Hatta Todd MacCulloch eklemesi bile önemlidir… 52 galibiyetlik franchise rekoru ile gelen Atlantik birinciliğine rağmen finalde süpürge çıkıyordu. Zayıf konferansta Martin-Jefferson ikilisinin gelişimiyle final başarısını tekrarlayan ama bu sefer Spurs’e boyun eğen takımda kötü başlanan ilk sezon sonrası Scott’la yolların ayrılması da gelen başarılara rağmen ne kadar sınırlı kredi kazanabildiğinin bir göstergesidir heralde… Hornets’da da beklentiler düşükken idare eden, Chris Paul’un ergin bir kurbağa haline gelip ligi salladığı dönemlerde de aslında olması gerektiği şekilde takımı konferans yarı finaline çıkaran Byron Hoca burada da başarısız günlere geri dönüldüğü gibi işine veda etmek zorunda bırakıldı yakın geçmişte. Esasen kısa bir kariyere sığdırılmış çok fazla başarı var, ancak bu başarılar hiçbir zaman coachun hanesine yazılmıyorsa burada bir problem vardır. Lakers için adı sıkça geçmesine rağmen içim pek sinmiyor kendisine, kayıtlara geçsin istedim…

Michael Cooper da acayip bir eleman, yıllarca savunmasıyla konuşulan adam bir anda kadın basketbolu tutkunu oldu çıktı. Önce Jerry West’in özel asistanıydı. Daha sonra Magic Johnson ve Del Harris’in altında assistant coach olarak 1994-1997 arasında görev yaptı. Ardından bir anda Los Angeles Sparks ile WNBA’de yakaladık kendisini. Şampiyonluklar falan da kazandı, fakat kime ne… Jeff Bzdelik’in yardımcısı olarak girdiği Nuggets’da sağlam yere dükkan açmanın karşılığını aldı, Bzdelik sezonun yarısı tamamlanmadan kovulunca interim olarak görevi ele aldı. Takım acayip kötü değildi aslında, fakat Scott kadar şanslı değildi ve yerini kısa süre sonra George Karl’a bırakmak durumunda kaldı. Bir ihtimal, Karl’ın yaptıklarını yapabilirdi bu yetenekli kadroyla… Fakat Coop’u şu anda bir kadın kolej takımını çalıştırırken buluyoruz, “kadın kolej takımı” acayip oldu ama sanırım anlatabildim. Bir de “bayan” dememeye yemin etmiştim sanırım. Arada Sparks’a başarısız bir geri dönüşü ve D-League macerası da olmuştu. Bir türlü olduramadın be dayıoğlu!

Portland Trail Blazers formasıyla gördüğünüz Kiki Vandeweghe de önemli herifti. Larry Brown’ın çalıştırdığı UCLA takımının önemli bir parçasıydı ve ününü NBA seviyesine de taşıyabilen kolej yıldızlarından oldu… Denver formasıyla oynarken iki kez All-Star olma onurunu yaşayan, jab step denen olayı -belki bir başka Nugget Carmelo Anthony lige gelene kadar- en iyi kullanan isim olan bu adam da birçok üst düzey rolde çıktı karşımıza… Kendisi de Alman asıllı olan Vandeweghe, ilk olarak Dirk Nowitzki’nin gelişiminden sorumlu asistan olarak Mavericks’te çalıştı. 2001 yazında kariyerinin en iyi yıllarını geçirdiği takım için genel menajerlik görevine soyundu ve üç yıl sonunda çok da başarılı olmayan bir dönemin ardından yeni bir kontrat alamadı. Nikoloz Tskitishvili’yi lotaryadan seçen adam olarak hafızalara kazındığı bu dönemde, Marcus Camby’yi alışı ya da Darko Milicic sürprizi sonrasında no-brainer olarak gelen Melo seçimi de onu kurtaramadı. Coop ile Kiki de birlikte çalışmış bu arada, şimdi fark ettim de. İlginç bir not mu? Daha ziyade zorlama… “Coop ile Kiki” deyince kaç kişi The OC günlerine geri döndü? Bir kişi bile dönebildiyse bizim için mutluluktur… Kovulduktan sonraki sezonu birçokları gibi ESPN analisti olarak geçirmeyi tercih eden Kiki, 2007 yılının son gününde bir şekilde Nets’e kapağı attı ve o günden bu yana da muhtelif görevler yürütüyor. En son baktığımda head coach olmuştu hatta, bu azimle her şeyi yapabilir… Benim içinse sonsuza dek Nikoloz adında bir Gürcü’yü lotarya seçimi yapmış adam olarak kalmaya devam edecek. Çok fazla Ali Umut Yorulmaz okuduğumdan olabilir.

Bu kadar konuştuktan sonra Bird-Schrempf finalinin görüntülerini de koyalım. Aslında ilk turda yalnızca 13 isabet bulabilmiş ve 30 saniyelik ekstra tur sonucunda yarı finale çıkabilmiş Bird. Fakat finalde çocuğu koymuş aşağıda görüldüğü üzere.

Not: All hail Wikipedia!

Sansürsensin:
1) http://www.youtube.com/watch?v=aiOoZ6iFAbk
2) http://www.youtube.com/watch?v=89je8ubFmxA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *