Kurbanov Kurban Oldu… Başka Neler Oldu?


Turnuvanın ilk iki günü geride kaldı, güzel de maçlar oluyor. Ancak yayıncılık konusunda söylemeden geçemeyeceğim birkaç şey var. Öncelikle Doğan Hakyemez. Baba trafiğe takılıp maça yetişemiyor, yetiştiğinde izlemediği bölümleri kapsayan yorumlar yapıyor. Çok şey söylüyor, ama aslında hiçbir şey söylemiyor. Yakın geçmişte milli takım menajerliği görevini “yürüttüğünü” dolayısıyla rakiplerimizin kadro yapıları hakkında birkaç elle tutulur şey söyleyebilecek kapasitede olduğunu düşünüyoruz. Hamann-Greene-Benzing-Jagla-Femerling şeklindeki ideale çok yakın Almanya beşini görünce “Murat, biliyorsun şu anda sahadaki oyuncular yedek beş, hatta yedeğin yedeği” deyince spiker gibi biz de dehşete kapılıyoruz. Bir sessizlik oluyor, ekranda da aynısı var. Nikita Kurbanov üçlük atıyor: “Kurban oldu!” Bir kez daha atıyor: “Kurbanov kurban oldu!” Israrlı da yani. Neyse ki yılların yayıncısı Murat Kosova, Dodo’nun topuna girmiyor ve seviyeyi korumaya çalışıyor. Yunanistan-Makedonya maçında “İtalya kötü değil mi bu aralar” diye soran da o. Bu sözün bir öncesi sonrası falan da yok. Bir anda akla geliyor ve ağızdan dışarı çıkıyor işte. Refleks olarak yorumcuya acıyorsun bir an, bize kim acıyacak? Molalarda reklama girildiğinden falan da bihaber. Konuşmaya devam ediyor öylece, tabi o anda giren reklamdan şikayetçi değiliz. Bence bir televizyon stüdyosunda olduğundan da bihaber olabilir, zira daha çok kahveyi andırıyor ortam o konuşmaya başladığında. İzleyiciye karşı herhangi bir sorumluluk duygusu? Kırıntısı bile yok… Batuğ Evcimen de izmariti çok güzel yere bastırmış izleyicinin çilesini anlatırken. Tık!

Murat Murathanoğlu’nun hakem muhabbetinden İnan bahsetmiş, katılmamak mümkün değil. Ya da mümkün mü? Murathanoğlu’nun anlattığı Utah maçlarında sesi kısarım, onun dışında yorumcunun sözünü kesmediği zamanlarda iyi bir spikerdir Türkiye standartlarında. Zaten basketbolu tanıdığımız, sevdiğimiz dönemlerden kalma büyükçe de bir kredisi var. Polonya’daki diğer spiker seçimine de pek girmeyeyim, sinirleniyorum. Kosova’nın hemen turnuva öncesinde kızı dünyaya gelmiş, bu sebeple orada değil muhtemelen. Tebrik ederiz, karara da saygı duyarız en fazla. Fakat orada olup da maç yorumlamayan ve 5-10 dakikalık kısa bölümler dışında bizi basketbol bilgisinden ve sevgisinden mahrum bırakan bir Kaan Kural var. İspanya’daki turnuvada da durum buydu, anlam verememiştim, konunun nedenini de pek araştırmadım. Şimdi yine anlam veremiyorum. Kimse de bir şey söylemiyor. Spiker mevzuuna geri dönersek de Osman Sakallıoğlu Polonya’da ama ülke sınırları içerisinde orada bulunmayı daha fazla hak eden NTV spikerleri var ve WNBA maçı falan anlatıyorlar. Ya da Türkiye maçına paralel maçı… Belki bu çarpıklıkların her birinin mantıklı bir nedeni var, fakat izleyiciye izah edilmediği müddetçe bunların da çok bir anlamı yok. Zaten Hakyemez tercihinin nasıl bir izahı olabilir ki? Tabi bunları bir kenara koyarsak, yayınlanan maç sayısı ve bu maçların seçimiyle NTV her şeye rağmen bu ülke standartlarının çok üstünde yayıncılık yaptığını gösteriyor yine. 2010’daki şampiyonayı FOX’un falan aldığını düşünüyorum da… Gider, neyse parası verip kombine alırız herhalde turnuva sonuna kadar.


Güzel şeyler de oluyor. İbrahim Kutluay’ın imajı mesela. Bizimkilerin oyunu da öyle. Bogdan Tanjevic’in meşhur rotasyonu iki gündür o kadar rahatsız etmiyor kimseyi, ona da bir şeyler olmuş sanki. Oğuz Savaş’a da bir şeyler olmuş. Dönem dönem “Tamam, Oğuz geldi artık, bu sene onun senesi olacak” dediğim çok oldu kendi adıma. Bu turnuvaya yaptığı başlangıç da o havayı veriyor. Bakalım, bu sefer oluyor galiba. Ömer Aşık’ın oyununda bazı basit detaylar var düzeltmesi gereken, savunma bilgisi de çok yeterli değil halen. Yine de dominant bir uzun, ülke basketbolu için önemli. Hele antidotu Semih Erden’i gördükçe o önemi daha iyi kavrıyorsun. Sinan-Bekir ikilisi Ömer Onan’ın da olmadığı dönemde hızır gibi yetişti. Bekir Yarangüme’nin bu seviyede katkı vermemesi için bir sebep yoktu zaten, biraz geç keşfedildi gibi. Ön inceleme muhabbetinde de değindim ama sahaya bakınca hatırlayıp çıldırmamak elde değil. Ben son seneye kadar basketbolcu olabileceğinden de şüpheliydim, fakat geçen sezonki oyunu sonrasında Cevher Özer’in kadro için ne kadar ideal bir ekleme olacağını görüp de hayıflanmamak mümkün değil. Yoksa mümkün mü? Her gün Beşiktaş Cola Turka’nın hazırlık maçından düşen istatistikler de yardımcı olmuyor. Barış Hersek için değer mi? İnanıp arkasında duracaksanız, beş yıl sonra yine milli forma ile izleyeceksek sonuna kadar değer. Hakan Demirel olacaksa, Cenk Akyol olacaksa bizim eleştirilerimiz haklı olur, muhtemelen de olacak…

Polonya maçı mühim. Bir galibiyeti cebimize koyduk, ikincisini de çok geçmeden alıp çeyrek final için o büyük adımı atmak gerek. Çapraz karıştı… Yarın İspanya potansiyelini gösterip de Slovenya’yı yenecek olursa, birer galibiyetle gelecek her takım. Potansiyelini gösterip Slovenya’yı yenmiş bir İspanya da çok büyük tehlikedir. Hangisini isteyeceğimizi şaşırdık. Ama gerçekleşmesi zor gözükse de, İspanya basketbol oynamaya hiç başlamasa en güzeli olacak gibi turnuvanın selameti açısından. Pek de niyetleri olmadığını Büyük Britanya maçının gidişatı kanıtlıyor. Sergio Scariolo bu takımı çeyrek finale götüremezse, elinde belge niyetine ne varsa alır evine gönderirler. Karısı falan bile boşayabilir. Takımda yeni bir coach olması ve takımla uzun süredir çalışmıyor olması bir noktaya kadar mazerettir tabi. Ama bir noktaya kadar. Özellikle Sırbistan önünde çok çirkin bir şey koydular sahaya. Roller hiçbir şekilde belirlenmişe benzemiyor, takım da kamuoyundaki genel görüşten biraz fazla etkilenmiş gibi. Marc Gasol topu aldığında, “Ben bu adamı çemberin içine sokarım” havasında ilerliyor potaya doğru. Diğerleri de iki dribbling üzerinden geriye kaçarak sallarken çok rahat. Ama göründüğü gibi kolay olmuyor, takım oyunu içerisinde doğru zamanlamayla gelmeyince girmiyor o şutlar. Ya da karşındaki isimsiz uzunlar büyük zorluk çıkarabiliyorlar sana. Biz de bu turnuvalara fazlasıyla şişirilmiş takımlarla gittik, bizim de başımıza geldi. 2005’te kendi evinde Sırbistan aynı şeyi yaşayıp madara oldu… İnsanoğlunun, hayatı “Bu bizim de başımıza gelir mi” diye sormadan yaşaması da enteresan. Ricky Rubio güzel çocuk ama Jose Calderon’un bu takımda sayıyla, asistle açıklanmayacak bir misyonu da varmış sanırım. Belki kendisi de farkında değildir oynarken, ama takım buna ihtiyaç duyuyor. İşler sahada iyi gitmezken neden iyi gitmediğini düşünen, pas dağıtımını bu doğrultuda yapan, uzun lafın kısası takıma basbayağı liderlik eden bir oyun kurucuya ihtiyaç duyuluyor. Rubio’nun çok sık rastlanmayan NBA yetenekleri bu anlamda bir cevap olmuyor takımın ihtiyacına. Belki de zamanla olabilecek bir şey Rubio için bu. Raul Lopez bunu yapabilen bir adam hiç olmadı, belki Carlos Cabezas. Toplam 13 dakika oynamış ilk iki günde, ona daha fazla süre verilmeli…


Bir diğer hayal kırıklığı Litvanya herhalde. Arka alanın kötü olduğu zaten bilinen bir şeydi, fakat o zamana dek izlemediğimiz İspanya’yı tam kadroya gayet yakınken 22 sayı farkla yenince bunun üstesinden gelebildiklerini düşünmüştük. Takke düştü, Scariolo’nun keli göründü… Varşova’da İspanya’nın yaşadığı acz, aynı anda Wroclaw’da Litvanya’nın yaptıklarını anlamamızı kolaylaştırıyordu aslında. Mantas Kalnietis için ortamın müsait olduğunu söylemiştim Litvanya’dan bahsederken, guard rotasyonunda ondan iyisi göze çarpmıyordu. Ramunas Butautas, basbayağı bizim Ali Ton seviyesinde bir oyun kurucuyla başladı. Giedrius Gustas’tan daha kötü bir Litvanyalı guard hayal edemiyordum, Butautas hayal gücüme yardımcı oldu sağolsun.

Yunanistan fena geliyor, takım kimyasını oturtabildikleri takdirde çok fazla şey vadettiklerini söylemiştim. Papaloukas-Diamantidis ikilisinin yokluğu avantaj gibi görünmeye başladı hatta. Vasileios Spanoulis rahatlamış, uzunlar guardları aramadan potaya bakma özgürlüğünü kazanmış, çok güzel takım olmuş Yunanistan. Alıştığımız seviyede bir Yunan savunması yok, fakat hiç görmediğimiz akıcılıktaki Yunan hücumu buna gereksinim de duymuyor pek. Fransa ve Slovenya’yı izlemedik ama ilk iki günün ortaya çıkardığı favori Yunanistan sanki. Gerçi böyle takımların sonunu getirebilmesi pek sık rastlanan bir durum değildir. Çapraz gruptan onları zorlayan birilerinin gelmesi çok mümkün gözükmüyor. Rusya bugün vasatı aşamadı yine. Faulleri atabilseler kazanacaklardı belki de, ama bir Almanya maçı kazanmış olacaklardı hepitopu. Fazlası değil… Fransa’yı bir kez izlemeden, sadece skorlara bakarak yorumlamak yanlış olur. Ben hala ümitliyim. Kaspars Kambala da fena dönmüş hakikaten, sevindim… Letonya halkı Valters-Biedrins ikilisine bel bağlarken yine Kambala’ya kaldığını görünce aynı ölçüde sevinmemiştir tabi.

9 thoughts on “Kurbanov Kurban Oldu… Başka Neler Oldu?”

  1. Sadece bizim maçları izleyebildiğimden rakipler hakkında işkembei kübradan sallamayayım ama İspanya kendi bulamazsa ki o yönde sinyaller var şampiyonada yine süpriz bir takım altına ulaşabilir.

    Gelelim Dodo'ya zamanında hem milli takım menejerliği yapıp hem gazetede yazı yazmasını geçtim yanılmıyorsam İsveçteki turnuva dönüşü Ender'den başlayarak tüm oyuncuların sırlarını ve hatalarını ifşa ederek güzel bir sıvama yapmıştı.

    Ben sırf o açıklamarın arıdından bile kendisini basketbol salonlarına sokmamak gerektiğini düşünürken bu gün yine o engin!!! bilgisi ile yetkili olmasada yorumcu olarak karşımıza çıkabiliyor.

    Maçın anlatımına gelirsek MM maç erken koptuğu için hakeme daha az sardıysada yine bir adım attılar ama faul olmalılar arada fark ediliyor. Hayır bu rakibide hakemide yendik mantığındaki yorumların nedenini çözemiyorum.

    İşin ilginci bu hastalık sadece MM'de değil MK'da 2006'dan beri bir Eddie Rush takıntısı var. Maç izlerken takımla coşmam için spikerin olayları eksejere etmesine ihtiyacım yokki sen maçı düzgünce anlat o andaki tempoya uygun bir ses tonu ile olanı biteni sun ben zaten çoşarım o anda ne gerek var hakem golümüzü yedi ananne moduna.

    Bu uzun ve yer yer gereksiz kısımdan sonra maça geleyim diyorum ama bu maç için ne yazılırki. Sokaktan adam toplanılsa aynı peformansı ortaya koyacak bir Bulgaristan ile oynadık. Fakat oyun disiplininden kopmamız ve işi uzatmadan erken bitirip asları dinlendirebilmemiz bakımından çok faydalı bir maç oldu. Polonya maçınıda final havasına sokmaktan kurtarmasıda cabası oldu.

    Kim iyi oynadı dersek bir ara içine Jasikevicius kaçtığından şüphelendiğim Ender beni şaşırtmaya devam etti. Onun haricinde takımın liderleri yine gerekeni yaptılar 2. çeyrekte fişi çektiler.

    Gelelim kötülere Semih ile Barış bariz bi şekilde ben bu takımın oyuncusu değilim diye bağırıyorlar. Bu adamlar yerine Kaya ve Cevher kadroda olsa özellikle ilerleyen turlarda çok daha tehlikeli bir takım olurduk.

    Barış hadi bu seviyenin adamı değil diyelim ama Semih biraz kafasını kullanabilse fiziksel özellikleriyle bile faydası olabilecek bir adam. Fakat o şu anda 3 dakikada 5 faul alarak kendisini fazla sahada tutmayarak faydalı olmayı tercih ediyor.

    Umarım Polonya maçında Lampe yada Gortat şunun suratına filan top atarlarda bir ihtimal kendine gelir yoksa 5 faulu çok daha kısa sürede yaptırırlar gibime geliyor 😀

    Birde bu Hedolu 3g reklamları yayından kaldırılsın diye reklam kampanyası yapmak lazım.

  2. Kosova: x'te bu sezon telekom basket'e transfer oldu.
    Hakyemez: Telekom deyince bende bizim Telekom sandım, heyecanlandım bir an.

    Yaaa yok böyle birşey yaaa..! (Konuşmalar bire bir değil, hatırladığım kadarıyla Almanya-Rusya maçından)

  3. @dr. ahmet arif:

    haklısınız, ana sebebi kazlauskas'ın varlığıdır tabi.. sadece bu yeni görünümde çok büyük dezavantaj gibi görülen etmenlerin bile avantaja dönüşebildiğini kastetmek istemiştim.. bi yunan takımını litvanyalı'ya emanet edince hiç beklemediğiniz şeylerle karşılaşabiliyorsunuz..

    @cartman:

    yorumlar için teşekkürler.. hedo dansı bana sempatik geliyor ama, itiraf ediyorum heheh..

    @beercholic:

    daha neler neler..

    @shabani:

    fotoğrafta bi hierro havası da var, yine de üç boyutlu görmek lazım gibi..

    işte bu yüzden kesemiyorum sakalı..

    @kaderim:

    açılımdandır..

  4. Mrs. Garrison: "I just don't trust anything that bleeds for five days and doesn't die."

    Dr. Meçet: "Bağlaçları ayrı yazmayı bilmeden neyi eleştirip neyi eleştiremeyeceğimiz konusunda tavsiyeler veren hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum. Huyum kurusun."

    ne murathanoğlu'ymuş bilader.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *