Anket Durumları #5


Zayıf gruptaki galibiyetler cidden bu kadar göz boyadı mı, yoksa biz mi her gördüğümüz galibiyetten sonra şampiyonluk nidalarına başlamaya çok meraklıyız anlamadım ama anketlerden birisi doğru olmaktan çok uzak bir sonuç verdi. Belki de insanların olmasını düşündükleri değil, olmasını istedikleri şeye yönelik oy kullanmasından ileri geliyordur bu durum.

Geçerliliği turnuva öncesi ve grup maçları sürecini kapsayan ilk anketimizde Türkiye’nin ideal sıralaması olan 5-8 basamaklarında yoğunlaştığını görüyoruz oyların. Grafiğe dökecek olursak da güzel bir eğri vardı ortada. Grup maçları iyi gidince “şampiyon” seçeneğine gerçeküstü oylar gelmeye başladı ama bunları kategori dışı tutabiliriz belki. Ergonomi dersinde de yaptığımız bir olaydır, standartlar belirlenirken en uçtaki yüzde beşerlik iki dilim görmezden gelinir ve bu ekstrem durumlardan arındırılmış yüzde doksan hesaba katılır. O yüzde beşteki ekstrem insanları attığımızda anlaşılır bir anket oldu ilk anketimiz.


İkinci anketse tarafımdan bilinçli olarak daha uzun vadeye taşınmış bir anketti. Yoğun fikstürde ilk üç gün içinde diğer takımları izlemek kolay iş değildi. Bu sebeple de diğer favoriler hakkında daha net bir fikir oluşması için ikinci tur gruplarını da kapsayacak bir sürece yaydım o anketi. Ama henüz turnuvaya başladığı viteste devam eden İspanya’ya karşı alınan galibiyetle birlikte ilginç şeylerden bahsedilir oldu. Turnuva başında normal karşılanabilecek bir derece de şişirilen beklentiler sonucunda hayal kırıklığı olarak lanse edilmeye başlandı.

Ben 12 Dev Adam için oyumu 9-12 şıkkı için kullanmıştım. Ama beklenenin üzerinde bir savunma direnci koydular sahaya… Kısa süre önce Ankara’daki görüntüden bu kadar çabuk sıyrılabilmiş olmalarını takdir ediyorum, fakat ne yazık ki her Türk takımı gibi psikolojisi gelen tepkilere göre değişiklik gösteren bir takım oldu onlar da. Kitleler tarafından yerin dibine sokulduklarında kim olduklarını göstermek için bilenen, fakat birkaç iyi skor sonrasında da hemen işin tadını çıkarmaya başlayan bir takım. Turnuva takımı diyemiyoruz böylelerine. Bizim takıma çok benzettiğim Slovenya da aynı şeyi yaşadı kısmen. Sırplar karşısında favorim değillerdi kesinlikle. Ama ikinci gruptan lider çıkmalarına rağmen aldıkları dördüncülük kimseyi tatmin etmemiştir herhalde. Üçüncülük maçında kime kaybettiler? Bir başka turnuva takımı Yunanistan’a…


Harun Erdenay’ın turnuva sonrası açıklamalarından birine denk geldim. Özetle şunları söylüyor: “Bizim için turnuva Yunanistan maçından sonra bitmişti. Zaten Dünya Şampiyonası için ev sahibi biletimiz varken klasman maçlarının bizim takımımız için bir anlamı kalmamıştı.” Üç sene önce altıncılık üzerinden kahramanlık hikayeleri yazan bir oluşumun parçası olarak bu konuşmalar samimi olmaktan çok uzak açıkçası. Dün Kaan Kural, batug.com forumlarında güzel bir şey yazdı. Herkes takip etmiyor orayı, Erdenay’ın yukarıdaki açıklamaları üzerine güzel gidecektir paylaşırsak:

“Maçtan sonra Kelly McCarty “Koç Blatt’e bana bu şansı verdiği için çok teşekkür ederim. Kaç kişi çocuklarına, arkadaşlarına ‘Ben Eurobasket 2009’da oynadım. Şöyle maç kazandık, şöyle kaybettik’ diye anlatabilir ki? Kaç kişiye gelir böyle bir şans” dedi.

Bu adam siyah bir Amerikalı. Rus Milli Takımı’nda oynadığı için minnettar.

Bizimkilerin ne yaptıkları işe, ne giydikleri forma vasıtasıyla temsil ettikleri şeylere aynı derecede saygısı yok. Konsantre olmak için illa maddi bir neden mi lazım? Maalesef bizimkilere lazım işte. Manevi değer bilmeyen, onlara değer vermeyen, onlara saygısı olmayan takımlar yarattık.

Pek çok nedenden kızıyorum Tanjevic’e ama en en en çok bu nedenden. Milli Takım’ı bir ödül, orada oynamayı bir onur olmaktan çıkardı. Prensleri var. Kadro zaten belli. Kadroya kimin seçileceği belli olunca bizim insanımıza sanki görevmiş hatta angaryaymış gibi geliyor. O formayı giymek için büyük bir mücadele vermeyince değerini de bilmiyorlar, anlamını da. Zaten giydikleri forma o. Hatta o hale gelmiş ki bazılarına zul geliyor bu maçları oynamak. Mehmet Okur çıkıp “Ben bu yapıda oynayamam” diyebiliyor.

İddia ediyorum FIBA maçtan önce “İsterseniz bu maçı oynamayın” dese bizimkiler istisnasız kabul ederdi.”

Evet, muhtemelen ederlerdi. Erdenay da farklı bir şey söylemiyor…

Diğer ankette de İspanya’ya oy veren 17 kişiden biriyim. Yüzde yirmiye denk geliyor bu oy sayısı. Aslında İspanya’nın ne kadar büyük bir favori olduğunu göstermekten uzak bir nicelik. Her üç oydan biri ise devlere gitmiş. Benim gümüş için aday gösterdiğim Fransa çöldeki Bedevi olarak, turnuvanın ağır favorisi ama aynı zamanda karşı grubun dördüncüsü İspanya ile çeyrek final oynadı. Tek mağlubiyetle beşinci olabilen bir garip takım… Öne çıkan iki “dark horse” adayım vardı. Bunlardan Hırvatistan genel olarak kötü geçirdikleri bir turnuvada Dünya Şampiyonası biletini cebe atmayı başardı. Yine de bu altıncılık ideal sıraları gibi gözükse de oyun olarak bir hayal kırıklığından fazlası olamadılar. Diğer adayım Sırbistan ise Dusan Ivkovic yönetiminde ön incelemede de değindiğim o “kolej havası” görünümünü tam anlamıyla sergiledi. Tek endişe duyduğum nokta takım içinde bir adım öne atabilecek oyuncu sıkıntısıydı, fakat Milos Teodosic o işin üstesinden gelebileceğini gösterdi çeyrek ve yarı finallerdeki büyük performanslarıyla. Bahis oynasam zengin olabileceğim bir turnuvaydı herhalde…


Haftasonu fazlasıyla yoğun geçti. (İhsan Bayülken program yapsa ya: Fazlasıyla Basketbol!) Dersler başlamadan kalan şu son bir haftayı rejenerasyon idmanlarına ayırma arzusundayım. Ama turnuvaya genel bir bakış atmak için arada sırada uğrarım buraya yine. Zaten Avrupa basketbolu için yeni şeyler söyleyen, yıllar sonra hatırlanacak bir turnuva falan değildi. Oldukça tahmin edilir bir turnuva olarak akıllarda kalacak.

Kanye West adam olsa Toni Collette’ten de alırdı mikrofonu. Ama olmadığını biliyoruz… Jimmy Fallon’ın güldürdüğü gece olarak tarihe geçecektir 61. Emmy Ödülleri. Ama yine en klas espriyi en kısıtlı sürede Conan O’Brien patlattı. Helal olsun!

Bayram falan…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *