All-Eurobasket Teams

Çeyrek final maçları öncesinde not düşmüşüm bu beşleri, son iki günde gördüğümüz performanslarıyla bazı oyuncuların yerlerinde oynamalar yapılabilir. Mesela dün takımı elenirken teslim bayrağını ilk çeken isim olan Tony Parker ile bugün takım skorda kilitlenince kontrolü devralan Vasileios Spanoulis’in yerlerini değiştirebiliriz kolayca.


Tony PARKER (Fransa):
Parker turnuva boyunca takımını omuzlarına aldı ve birçok maç son topa kalsa da takımının mağlubiyetine hiçbirinde izin vermedi. Ronny Turiaf, Boris Diaw gibi önemli yardımcıları vardı, rol oyuncuları da standartların üstündeydi elbette. Fakat Fransa hakkındaki tüm iyimserliğime rağmen, 6-0 yapabilecek bir takım olarak görmedim onları. Parker bunu yapmalarını sağladı. Ama son yazıda da bahsettiğim gibi turnuvanın en büyük sürprizi -yani İspanya’nın kötü başlangıcı- onların başını yaktı ve belki de bir erken finali kaybettiler. Hidayet Türkoğlu gibi bir satıştan bahsedemesek de çok çabuk pes etti Parker çeyrek finalde. Önce Ricky Rubio’nun baskılı savunmasıyla birkaç top kaybı yaptı, hakemlerden yıldız düdüğü talepleri de geri çevrilince ikinci yarıda oyundan koptu tam anlamıyla. 32 dakikada 1/8 şut isabeti nedir? Soktuğunun 1 olması kadar, attığının 8 olması da tüyler ürpertici. Son çeyrekte sadece sahada gezinip, hakemlere gülümsüyordu zaten. Yine de ben bu beşleri çeyrek final öncesi dizmiş olduğumdan yeri garanti. Son maç öncesindeki 18.0 sayı, 4.3 rebound, 3.7 asist ortalamaları bile çok şey anlatıyor.

Milos TEODOSIC (Sırbistan):
Teodosic’in rakamlarına pek bakmadım, oyununu bir kez izlemeniz zaten bunu gereksiz kılmaya yetiyor. Sırbistan o kenara gittiği zaman bir anda bocalıyor, beyni alınmış kurbağa gibi bir oraya bir buraya koşuyor topla birlikte. Turnuva öncesi bu 3T teknolojisine vurgu yapmıştım, öne çıkmasını beklediğim adam Uros Tripkovic idi daha çok. Tripkovic çok iyi şut soktu, bu anlamda istikrarı tutturabilen de tek dış oyuncu oldu, ona da yerimiz var ileride. Ancak Teodosic saha içi liderliğini öyle güzel kotardı ki. Bu 1.95 boyundaki, pozisyonu için oldukça da kalıplı adamdan oyun kurucu yaratılabileceğinden şüphe duyanlar vardı Sırbistan ve Yunanistan’da. Olympiakos formasıyla önemli maçların kritik anlarında hatalar da yaptı. Ama bu turnuvada büyüklüğünü gösteriyor hakikaten. Bir FIBA turnuvasında 5.9 asist ortalaması yakalamak… Bize karşı o düşük tempoda 8 asist, hemen ardından da Litvanya maçında 12 asist yapması… Teodosic sahadaki davranışlarıyla pek belli etmese de şu anda alev alev yanıyor. Ve Slovenya’nın da korkması gereken birinci isim o olacak yarı finalde.

Ersan İLYASOVA (Türkiye):
Ersan da en kötü gününü en kritik maça denk getirenlerden. Gerçi Slovenya maçının da bizim için çeyrek final kadar kritik olduğunu düşünenlerdendim. Ama orada da ikinci yarıda hiç işin içine giremedi, ya da oyun kurucularımız girmesini sağlamak için yeteri kadar çaba göstermediler. Yine de Ersan’ın Barcelona ile gösterdiği gelişimi takip etmeyenler, onu 2007 yazında bırakanlar için büyük bir sürpriz olmuştur. Türkiye’nin sahada skor liderliğini yapan adam oldu turnuva boyunca. Bu yüzden yanlış seçimleri olsa da, bunlara tolerans gösterebilmeliyiz. Takımı kötü anlarında sırtında taşırken iyi de, bir topta içeriyi fazla zorladı diye mi kötü? Eleştirilecek biri aranıyorsa 15 numaraya çevrilebilir oklar, tabi sakatlık durumundan da emin olmak lazım. Sakatsa ve buna rağmen birinci derecede önemli olmayan, Slovenya maçıyla telafi edilebilecek Sırbistan maçında 38 dakika sahada tutulmuşsa okların nereye çevrileceği belli.


Pau GASOL (İspanya):
Baba Pau ve milli takımdaki ağırlığıyla ilgili az bilinen gerçeklerden bazıları:

– 5 faul alan oyuncu önce Baba Pau’ya dönerdi, “Çıkayım mı” diye sorardı. O “Evet” deyince çıkardı.

– Kaybedilen Sırbistan maçından sonra soyunma odasında “Adam gibi oynamazsanız dönüş biletlerinizi yırtarım, İspanya’ya yürüyerek dönersiniz” dedi.

– Bir maçta taraftarın onu ıslıklamasından sonra “Bu formayı bana taraftar giydirdi, şimdi onlar isteyince de çıkarırım” dedi.

– 2007’de İspanya’da oynanan maçta Portekiz karşısında skor 46-21 İspanya lehine gitmekteydi. Devre biterken ataklar ardı ardına devam ederken Portekiz kaptanının yakasına yapışan Baba Pau dedi ki: “Arkadaşlarına söyle maça biraz asılsınlar. O kadar insan güzel bir maç izlemeye gelmişler sizler dökülüyorsunuz, bir an evvel kendinize çeki düzen verin.”

– Oyun sıkışınca iki kişiyi sağına soluna alıp, kollarını onlara takar ve rakip pota altına bu sayede hiçbir müdahaleye maruz kalmadan girerdi.

Tamam sonuncusu biraz abartı olmuş olabilir, ama yine de bu takımda Pau’nun yeri ayrı. Takasıyla NBA’deki dengeleri değiştirebilen bir adamın yeteneklerinden bahsetmenin çok da anlamı yok. Ama onun faul çizgisinden 1/8 ile, saha içinden de 4/10 ile attığı bir Sırbistan maçında takımın görüntüsüyle sıradan bir Gasol performansı izlediğimizdeki görüntüsü kesinlikle aynı değil. Fransa’ya karşı 28 sayısı, eski takım arkadaşı Ronny Turiaf’e hiçbir zaman sahip olamayacağı pota altı hareketleriyle nazire yapması, absürd bir pozisyondaki ters smacı, küfür tadındaki 3 bloğuyla galibiyeti ne kadar kolay gösterdiğini izleyenler bilir. Polonya maçında kankası Juan Carlos Navarro ile de aynı telden çalmaya başlamıştı ki yarı finaldeki diğer takımlar için korkutucu bir görüntü…

Timofey MOZGOV (Rusya)
Mozgov biraz iddialı bir seçim gibi görünebilir. Aşağıda adını anacağım Marcin Gortat, Erazem Lorbek, Ömer Aşık gibi adamları da ilk beşin içine alabilirdim. Gortat’ın durumu biraz farklı, takımını çeyrek finale taşıyabilse her şeye rağmen alırdım onu. Ama Mozgov’un, Rusya çaresizce genç adamlarından birinin ileri adım atmasını beklerken gösterdiği performans çok önemliydi. Faul problemi sebebiyle kısıtlı süre sahada kalabildiği ilk iki maçta, bir Nedim Dal klonu olan yedek uzun Dmitri Sokolov ile kendisini en kötüsüne alıştıran David Blatt de Mozgov’un sonraki maçlardaki müthiş geri dönüşü sonrasında ne yapacağını bilememiştir muhtemelen. Sokolov ilk iki gün 21 dakika sahada kaldıktan sonra, beş maçta toplam 9 dakika oynadı mesela. Yapılacak güzel şeylerden biri buydu. Diğeri de bu adamın sahada olabildiğince fazla kalması için Tanrı’ya yakarış… Mario Kasun’u bitiren ve Hırvat pota altını oyan oydu. Mozgov yani… Atletik Fransız uzunlarını 5 blokla selamlayan da oydu. 86 doğumlu ve bu turnuvanın bizim çocuk Aşık ile birlikte vitrine çıkardığı iki genç uzundan biri. O da iyi faul atamıyor ama arada sırada atıyor.

Jaka LAKOVIC (Slovenya) – Vasileios SPANOULIS (Yunanistan) – Novica VELICKOVIC (Sırbistan) – Erazem LORBEK (Slovenya) – Marcin GORTAT (Polonya)

İkinci beşte maç başına 3.4 üçlük isabetiyle yaklaşık 15 sayıya ulaşan, hala güvenilir olmamakla birlikte bu turnuvada oyun kuruculuk anlamında da bazı gelişmeler gösteren Sloven Lakovic var mesela. Alman Ernst gibi evet…

SG için pek zorlanmadık ama turnuva sonunda bir kez daha gözden geçirince ilk beşi hak ettiğine kani olacağız muhtemelen. Diamantidis-Papaloukas ikilisinin yokluğunda bir ekolü devam ettirdiğini gösterdi, son dakikalarda yaptığımız seçimleri gördükçe keşke bir Yunan guard devşirsek diyorum kendi kendime. Kerem-Ender ikilisi turnuvayı kötü oynamadı. Ama Ender Arslan bu, her şeyi doğru yapıyor olsaydı Ender Arslan olmazdı. Saçmalama hakkını her zaman cebinde taşıyan bir adam. Standartlarının üstünde oynadığı bir turnuvada bunu en kritik anda yapması da yadırganamaz. Karma! Kerem Tunçeri bu turnuvada yine çok olgun bir görüntü çizdi, fakat o top çalma hastalığı. Hayır, iyi yapabildiğin bir şey de değil. Rakip hücumda adam eksiltemediği müddetçe hiçbir şey yapamazken, senin kendi kendini eksiltmen bu tecrübeye yakışıyor mu Tunçeri?


Velickovic Euroleague’de çılgın attığı sezonun üzerine burada da gayet iyi. Ama biraz fazla dışa bağımlı bir power forvet kendisi, kariyeri için dikkat etmesi gereken bir detay. İçeride de birkaç numarası var, yok değil ama geliştirebilir bunları. Real Madrid formasını giyecek bu sezon, o zaman belli olur ak koyun kara koyun.

Lorbek de çok olgun top oynuyor. Avrupa’da izlerken de gelişimi hissedebiliyorduk, fakat burada tamamen güvenilir bir adam olduğuna ikna olduk. Eskiden bazen çok kötü günler geçirebiliyordu, ama bugün Avrupa basketbolunda bir Tim Duncan sanki kendisi. Öyle bir havası var. En kötü günü bize karşıydı işte, orada da başkaları devreye girdi. İhsan Bayülken çok kızdı…

Gortat birinci skor opsiyonu olduğu takımda, her ne kadar kondisyonu iyi gözükse de insanlık dışı süreler aldı. Bir oyun kurucu için bile fazlaydı bu süreler. 34.5 dakikalık bir ortalaması var ki erken kopan maçları da oldu Polonya’nın. Ama ülkesine armağan ettiği Litvanya galibiyeti bile yeterli olacaktır. Turnuvayı double-double ortalamalarıyla kapattı ve kontratının karşılığını verebileceğini gösterdi yeni takımına.

Heiko SCHAFFARTZIK (Almanya) – Uros TRIPKOVIC (Sırbistan) – Kelly McCARTY (Rusya) – Ronny TURIAF (Fransa) – Ömer AŞIK (Türkiye)

Üçüncü beşte Murat Kosova kadar güçlü hislerimiz olmasa da Schaffartzik’i beğendik biz de. Herifin iyi attığını Ankara’da da görmüştük, ama yüreği çok büyük çıktı. Büyük bir yürek düzgün bir bilekle buluşunca da tadından yenmiyor. Almanlar’ın gençleri mi farkı yarattı, Dirk Bauermann mı emin değilim. Ama daha fazla saygıyı hak ettiklerini gösterdiler, sadece Dirk Nowitzki değilmiş.


Uros Tripkovic büyük şutör. Her seviyede sokabildiğini gösterdi, bizim maçta da faul problemine girip sempati topladı. Bu genç Sırplar Slovenya’yı yenebilir. Tripkovic ve Teodosic de başrolü oynar böyle bir durumda.

Rusya’nın Amerikalı olarak McCarty seçimi biraz zorlama gibi gözüküyordu. J.R. Holden’ın yerine birisini almaları lazımdı ve en azından olayın biraz içinde olması isteniyordu yeni adamın. Yıllardır Rusya’da basketbol oynayan birine gittiler ve bulabildikleri McCarty idi. Dışarıdan görünen bu. Fakat bu turnuvada McCarty’nin gösterdiği, ileride Holden takıma geri dönecekse ekstra bir şeyler yapmasını gerektirebilir. Black Russian her daim lezzetli. Küçük Beyoğlu hatunları da “Onu şu an yapamıyoruz, White Russian verelim” demeye devam etsin.

Söz büyük yüreklerden açılmışken adını anmadan geçemeyeceğimiz bir isim daha var. O kalp ameliyatı sırasında doktorlar sıradışı bir şey mi yapmış bilmiyorum ama ortaya bir canavar çıkmış. 8.0 sayı ve 6.6 rebound çok etkileyici gelmemiş olabilir ama sahada yarattığı enerji istatistiklerle açıklanamayacak bir olgu. Bu arada Lakers taraftarı için de şok edicidir böyle üst düzey bir turnuvada Turiaf’i rebound sıralamasında yedinci görmek.

Ömer bu turnuvada net bir şekilde seviye atladı. Bu geçişi daha önce yapıp, normal sezonda da gösterebilirdi bizlere… Ancak o uzun sakatlık sürecinden sonra toparlanması yaz aylarını bulmuş anlaşılan. Topu potaya çok yakında alması gerekmiyor artık bitirebilmesi için, panyayı çok akıllı bir şekilde kullanıyor, çemberin altına -en azından eskisi kadar- penetre etmiyor ve gözümüzün önünde büyüyor. Çalışmayı bu kadar seven, öğrenmeye bazı dinozor beyinli takım arkadaşlarının aksine bu kadar açık bir adam oyunundaki defektleri bir an önce ortadan kaldıracaktır. Çalışmaya serbest atışlardan başlayacağı da kesin. Ben inanıyorum…

Honorable Mentions:
Marko BANIC (Hırvatistan), Ioannis BOUROUSIS (Yunanistan), Sergey MONYA (Rusya), Kerem TUNÇERİ (Türkiye), Michal IGNERSKI (Polonya)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *