Texas Strikes Back


Geçen sezonki eve hapseden, epik finalden sonra bu sene tenisçilerin seyirciyi tatmin etme konusunda işleri daha zordu şüphesiz. Final öncesi de, Pete Sampras bıraktıktan sonraki ilk aşkı Andy Roddick olan bir tenissever olarak ben bile Roddick’ten 1 setten fazlasını beklemiyordum. Ama bu sene kendisini bu maça kadar hiç izlememiş olduğumu da bir kenara iliştirelim… Geçtiğimiz 2-3 senelik periyotta böyle bir Roddick görmeyi hayal dahi edemiyordum açıkçası. Zaten edebilsem yeni arayışlara girmeye yeltenmezdim. Yarı finalde o arayışlarımın sonucundaki isim olan Britanyalı Andy Murray’yi geçmişti A-Rod. Bu bile takdire şayandı aslında. Eski parıltılı günlerini arayan bir 1 numara olarak, Wimbledon seyircisinin üzerine titrediği Murray’yi finalden etmek ve yerel seyirciye bir Tim Henman nostaljisi yaşatmak çok tarifsiz bir his olmalı. Aynı Murray henüz 19 yaşındayken, üçüncü turda 3 numaralı seribaşı olan Roddick’i yenmiş ve adını ilk kez büyük kitlelere duyurmayı başarmıştı. Belki onun da intikamıydı biraz bu yarı final zaferi. Sonuçta o yarı final maçını ve bu sezonki yeni Roddick sürümünü sadece yazılanlardan takip eden biri için Roger Federer’in mutlak zaferini öngörmek çok zor değildi. Hatta daha iyi bir alternatifim olsa kanalı açmayacaktım da, ama Tour de France Caner Eler’e rağmen baymayı başardı bir noktadan sonra…


Tabi ki Federer’in günü bugün… Onun da maç sonu konuşmalarında belirttiği gibi, bu durum çok adil gözükmüyor. O yüzden ikinciye de aynı ilgiyi gösterebilmek lazım en azından bu yazı içinde… Hayır, Federer-Hater olmamın veya Sampras’ın rekorunun tarih olmasına üzülmemin bu durumla bir ilgisi yok. Sadece benim için bugünün esas olayı Roddick’in tenisini başka bir boyuta taşıdığını tüm dünyaya ilan etmesidir. Sağlıklı bir Rafael Nadal’ın olduğu bir tabloda finalde yer bulması bu turnuvadaki kadar kolay olmayacaktır kuşkusuz, fakat bugünden itibaren en azından 2-3 sene kadar bir süre için her zaman arkada fırsat kollayanlardan biri olacaktır Roddick. Del Potro-Murray ikilisinin hemen yanına onun da ismini iliştirmek yanlış olmaz. Burada Larry Stefanski’nin bir canavar yarattığını da söyleyebiliriz, ancak Roddick’in de kariyerinin olgunluk sürecine geçiş yapmış olduğu artık çok net. Aslında Jimmy Connors’ın antrenörlüğünde de oyununa yeni silahlar eklemişti ve bir süreden beri lanse edildiği gibi “sadece servis atan ve tekniği sıkıntılı” oyuncu değildi artık. Servis vole oyununu geliştirmişti, genel olarak da forehandiyle daha başarılı vuruşlar yapmaya başlamıştı Connors ile. Ancak Roddick deyince benim aklıma ilk olarak, destekleyeni için de işkenceye dönüşen backhandi gelir. Bugüne kadar Roddick’in buna verebildiği cevap en fazla backhand slicelar ile rakibinin ilgisini tekrar forehandine çekme çabası olarak hayat bulabiliyordu. Yani görebileceğiniz en edilgen oyun stili… Tabi ki turda böyle sorunlu backhand sahibi başka oyuncular da vardı, ama Roddick öldürücü servisleriyle adını genç yaşta o kadar yukarılara yazdırmıştı ki böyle bir oyuncu olarak oyununuzun bir kısmı çok iyiyse, diğer kısımları da çok fazla yerin dibine sokulacaktır. Burada yapmanız gereken Nadal’ın çim üzerindeki gelişimi gibi herkesçe görülüp takdir edilecek somut adımlar atmaktı. Roddick, hayatına Stefanski girene kadar bunu yapamamıştı. O yüzden alkışların büyük bir kısmını Stefanski’nin alması da normal karşılanabilir. Eğer nisan ayında evlendiği Brooklyn Decker ile evde backhand çalışmıyorlarsa… İçimdeki Erman Toroğlu, çık aradan!


“She didn’t know much about tennis – she thought I was playing really great. Anyway, she thought I looked cute in shorts.

Brook has been a calming influence and someone that I can confide in and not have to put on a super-brave front to. And you know, she makes the players’ box better-looking.”

Neyse ne diyorduk, bugün öyle backhand winnerlar yaptı ki Roddick. Final maçı öncesi yaptığı tüm özgüven dolu açıklamaları nötrleyen bir soğuk duş etkisi yarattı rakibinin üzerinde bu yeni oyun… Tanıdığını sandığı bir adamı kortta çok farklı bir şekilde buldu Federer bugün. Tıpkı geçen sezon Nadal karşısında yaşadıklarını yaşadı. İkinci seti bitiren tie-breakte 6-2 geriden gelemese, her ne kadar son yıllarda mental olarak güçlendiğini kabul etsem de Fedex için son yıllarda eşi benzeri pek görülmemiş 3-0’lık bir yenilgi anlamına gelecekti bence bu. Tabi hiçbir zaman bilemeyiz bunu… Roddick’in ilk kez bir rüyaya bu kadar yaklaştığını hissettiği andı skoru 6-2 yapan sayısı. Artık sadık bir Federer seyircisine rastlayabildiğimiz Wimbledon’da bile kimseden o yüreklendirici “Roger!” nidası gelmedi. Ama Federer karşındaysa bir anlık bir rahatlamaya bile yer yok. Roddick bunu ilk kez tecrübe etti sanıyorum, zira daha önceki buluşmalarının hiçbirinde bu denli rakip olamadı Federer’e… Öyle bir kırılma anıydı o tie-break, büyük ihtimalle Roddick’in bugünkü rüyasına da konu olabilir. Ben konuyu Brooklyn’e bağlamadan yeni paragrafa geçelim.


Geçen sene, kupanın karanlıkta verildiği acayip bir Wimbledon finali izlemiştik. Oyun kalitesinin bunun üstünde olduğunu da kolaylıkla söyleyebiliriz. Her iki raket de limitlerinin üzerine çıkmıştı net biçimde, tenisçiler de buna ayak uydurdu. O gün iki adam tenis oynamadı, başka bir şeydi sanki… Bugünkünde biraz daha fazla rölanti vardı. Roddick maçın uzayacağını fark etti ve Fedex’ten gelen servislerden tutunamayacağını düşündüklerine raket bile uzatmadı. 30 oyunluk final seti de bu rölantinin sonucuydu biraz. Tabi geçen seneki finalde bir taraf olmadığım için, bu seneki benim için daha yoğundu. Ama “epik” kelimesini bu sene için de kullanırsak, geçen senekine ayıp olabilir. Bugün seyirciler arasındaki Russell Crowe’u asıl geçen sene görmek lazımdı, gerçek gladyatörleri izlerken…


Federer’den hiç bahsetmedik. Belki de çok daha kusursuz maçlarını izlediğim için, burada uzun uzun Federer’in kazanmak için, maça tutunmak için neler yaptığını anlatacak motivasyonum yok. Ama ilk set sonrası yaşadığı şaşkınlığı üzerinden bir şekilde atabildi ve o kritik tie-breake sırtını duvarda hissetmesine rağmen ortak olmayı başardı. Bir şampiyondan bahsediyoruz, spor dünyasının son 10 yıllık süreçte gördüğü en dominant şampiyonlardan birinden… Federer’i sevmeyebilirim ama ismini Michael Schumacher, Lance Armstrong, Valentino Rossi gibi ikonlarla birlikte anmak lazım… 15. Grand Slam şampiyonluğunu aldı ve böyle bir maç sonunda almak onun için de güzel olmuştur. En sağlam performanslarından birini gösterememiş olabilir, ama en büyük sinir savaşlarından birini yaşadı. Bunu yaşarken, onu izleyenler arasında rekoruna meydan okuduğu idolü Sampras’ın bulunduğunu bilmek konsantrasyonunu kötü etkileyebilirdi. Buna da izin vermedi… Tabi rakamlara fazla güvenmemek, en azından bir kıyasa giderken mutlak belirleyici addetmemek lazım. Sampras’ın döneminde kazanılan başarılarla, bu dönemde kazanılanları bire bir karşılaştırmak pek doğru olmasa gerek. Özellikle gençlik dönemindeki başarıları sırasında bir rakipsizlikten bahsetmek çok yanlış olmaz… Gerçekten de Roddick’in o ham halinin bile zirveye tırmanması için yeterli olduğu yıllardı. Lleyton Hewitt’in Wimbledon kazanmayı hak edecek bir tenisçi olup olmadığını da sorgulamak lazım. Zaman zaman piyasaya sürülen balon challengerlardan da hiçbiri Federer ile aşık atabilecek düzeyde değildi. Ta ki bir İspanyol’un adını duyurmaya başladığı o günlere kadar. Nadal-Federer rekabeti gerçekten izlemeye değer spor olaylarından biri ve bir noktada Agassi-Sampras seviyesine de ulaşacaktır. Bu yıl da tüm tenisseverler için bir kayıp gibi görünüyordu aslında bu bağlamda. Roland Garros’da Nadal’ın erken elenmesinde de formsuzluktan çok sakatlık faktörünün etkin olduğu biliniyordu. Ama bu sezonu Nadal’ın sakatlığıyla tatsızlaşan bir sezon olarak hafızalarımızdan silmek yerine, bu maçı ve hikayesini hatırlamak güzel olacak. Bunun için önce Roddick’e, sonra da Federer’e teşekkür etmek gerek… Yüreklerine sağlık!


Rakamlarla Final:
Bunu da hep istemişimdir…

0: Grand Slam karşılaşmalarında Roddick’in Federer karşısında aldığı galibiyet sayısı
9: Final öncesinde Roddick’e yatırılan 1 para karşılığında bahis sitelerinin vereceği para
107: Federer’in maç boyu yaptığı winner (Cahit Yavuz bu rakamı güzel yorumladı. Çoğu maçta bu kadar sayı alamıyorsun.)
50: Ivo Karlovic’in Wimbledon rekorundan 1 ace uzaklıkta olsa da, bir Grand Slam finali için çok etkileyici olan İsviçreli’nin ace adedi
762: Sampras’ın kariyeri boyunca elde ettiği galibiyet sayısı
31: Sampras’ın 14. Grand Slam şampiyonluğunu yakaladığındaki yaşı

6 Temmuz 2008 – Destansı Bir Şey

Bu arada ilginç biçimde ESPN’in anketinde bu senenin finali 2008’in önünde gidiyor ankette. Hatta yüzde 61 gibi bir kısmını almış oyların. Hemen blog olarak misilleme yapıyoruz. Anket sağ tarafta…

4 thoughts on “Texas Strikes Back”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *