Futbolun Eski Tadı Yok

Ölen bir dostun ardından yazmak beni hep rahatsız eder. Pişmanlık, suçluluk duyarım. “Neden yaşarken daha fazla birlikte olamadım ki” diye yazıklanırım. Ayrıca, yazılan yazıyı herkes okur ama artık sonsuz huzur evrenine göçmüş dost okuyamaz. Nafile…
Vedat Okyar bir deplasman otelinde, bir stat kapısında, bir tribün sırasında karşınıza çıkan bir yaşama meleğiydi. Paraya, mevkiye, otoriteye değil hayata düşkündü. Hayatı sevdi, yaşamaktan zevk aldı. Her yüzüne baktığı insana da yaşama zevki verdi.
Biz yalıtılmış, sakınılmış, zevklere ve akıldışılıklara kapatılmış hayatlarımızda ister 1000 yıl yaşayalım, yine de Vedat Okyar’ın ömrünü geçemeyiz. Takvim yılına vursak onun hayattan aldığı ömrü kimse geçemez. “Her ölüm erken ölümdür” derler ya, Vedat Okyar 200 yaşında bu dünyadan ayrılsaydı yine de erken gitmiş olacaktı.

* * *

Sevdiğiniz, hayatı paylaştığınız birinin ölümü sizin de hayatınızdan bir parça götürüyor. Vedat Kaptan’ın ölümü benim 14 yaşımla 22 yaşım arasındaki Beşiktaşlılığımı alıp götürdü sonsuza… Ben şimdi kime anlatacağım, o şampiyonluk görmediğimiz yıllarda tribünlerden Vedat Okyar ve arkadaşlarına sevgiyle baktığımızı… En çalkantılı günlerimizde aklımızın onlarda kaldığını… Kâh radyoda yarım yamalak dinlenmiş bir maçta, kâh bir kahvenin önünden geçerken sorulmuş “Takım ne yaptı bugün” sorusunda, o siyah beyaz formalı mağrur gençlerle kader birliği yaptığımı… Ben kiminle paylaşacağım 1975 Kupa Finali’nin bana nasıl bir asır gibi geldiğini…
Vedat Okyar iyi değil, eşsiz bir futbolcuydu. Arkasında adı yazılı olmasa da ‘4’ numaralı formaya büyük itibar ve zarafet kazandırdı. ‘Oyunu arkadan kurmak’ onunla başlamıştır. O kalkık omuzlarıyla topu alır, çimleri yoluk zeminde kıvrak hareketlerle topa dans ettirir ve biz tribünde coşardık.
Futboldan zevk alarak, bu oyunu severek oynardı. Biz de futbolu sevmeyi onun gibi aşk adamlarından öğrendik. Topla arasına, transfer hesapları, sözleşme hükümleri, prim talepleri falan girmedi. “Babam zaten yöneticiydi, hiç para konuşmadım ben kulüple” derdi.
Kullandığı 43 penaltıdan 42’sini gole çevirmiş. Hafızam beni yanıltmıyorsa kaçırdığı tek penaltı da ünlü 1975 Kupa finaline, Beşiktaş’ın 15 yılda kazandığı tek kupanın finaline denk gelmişti. Vedat Okyar’ın o maçtaki sevincini unutamam. O kupayı kazanmasalardı yine de tribünlerin sevgilileri olacaktı o takım. ‘Güzel takım’dı onlar. Sonra kazanılmış her şampiyonlukta benim aklıma onlar geldi. O kupaları onlara yolladım.
Vedat Okyar gibi futbolcular bu oyunu hep mahalle arkadaşlarıyla bir araya gelmiş de eğlencesine maç yapıyormuş gibi oynadılar. Bir yandan da giydikleri formanın değerini, tarihini bilirlerdi, sayarlardı. Zevk aldılar, zevk verdiler…

* * *

Bugün futbolda milyarlarca dolar dönüyor. Futbolcular isim ve numaralarıyla birlikte her sezon başka takıma gidip başka formaları öpüyor. Nerede olduğu, nasıl bir şeye benzediği bilinmeyen takımlara bahisler oynanıyor. Bütün bunlara rağmen iki takım sahaya çıktığında yüreğimiz pırpır edebiliyorsa hâlâ, Vedat Okyar gibi insanlar sayesinde bu.
Belki futbola olan katıksız sevgisinden futbolculuğu bırakınca teknik adamlık yapmadı Vedat Okyar. Otorite, iktidar ona göre değildi. Yazarlığı da futbolculuğu gibi kıvrak ve zarifti. Eleştirdiği futbolcuya bile sevecen yaklaşırdı. Seyrettiği oyundan zevk almaya baktı. Hayattan zevk almaya baktığı gibi. O zevki okuruna da aşıladı.
Kendi içinde, paranın, gücün, iktidar kaygısının zedeleyemediği bir özgürlük alanı yarattı Vedat Kaptan. Hem de bırakın bir canlıyı, bir çakıl taşını bile incitmeden. Şimdi, son model arabalarıyla idmana gelip yine son model evlerine kapanan, maç izlemeyip reklam sözleşmelerine dalan, içki sigara gibi kötü alışkanlıkları olmayan robot futbolculara bakıyorum… Yine günümüz medyasında olanca tatminsizliğini satırlarına akıtan, futbolcu ve teknik adam yiyerek yaşayan yazarlara bakıyorum… Vedat Okyar bir ermiş gibi duruyor onların yanında.

* * *

Sabri Dino, Yusuf Tunaoğlu, Güven Önüt, Vedat Okyar… Ve ‘karşı kıyıdan’ Metin Oktay… Ve adını sayamadığım diğerleri… Ben futbolu şampiyonluklarla, kupalarla değil bu adamlarla sevdim. Beşiktaş’ı onlardan öğrendim.
Şimdi onlar güzel atlara binip gittiler.
Futbolun eski tadı kalmadı.

İbrahim ALTINSAY
Radikal, 22 Temmuz 2009

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *