Türkiye’nin Eurovision Tarihi

Bir Eurovision dönemine daha girmiş bulunuyoruz.
Her sene mayısın ikinci haftası televizyonda Eurovision tarihimiz incelenir. Artık bunu kısmen de olsa yazıya döküp her an ulaşılabilir bir kaynağa aktarmanın vakti geldi. Eurovision tarihimizin bazı kilometretaşlarından bahsetmeye çalışacağım. Arada kaçırdığım birçok şey olacaktır, o döneme canlı tanıklık edemeyişime veriniz.

Bu yazıyı, bir bölümü okuduktan sonra altında onunla ilgili şarkıyı izleyebileceğiniz şekilde yazdım.

1975: İlk Deneyimler

1973’te TRT’nin Eurovision Şarkı Yarışması’nı yayınlamaya başlamasının ardından, 1975 yılında İsveç Stockholm’de ilk katılımımızı gerçekleştirdik. Şarkı hepimize tanıdık ama ilk Eurovision şarkımız olduğunu herkes bilmez: Semiha Yankı – Seninle Bir Dakika.

Daha o ilk yılımızda Eurovision’un, müzikten çok politika işi olduğu ortaya çıkacaktı. Yunanistan yarışmadan çekilmiş, nedeni olarak da Türkiye’nin katılımını göstermişti. Semiha Yankı 19. oldu. Ancak şarkı ülkemizde gayet de sevilecek, bugünümüze unutulmadan gelecekti.

1980: Aman Petrol Canım Petrol 

1980 yılına gelindiğinde, Ajda Pekkan “Petrol” şarkısıyla dünyanın seksenlerde alacağı halin haberini önceden vermişti. Bu kez Hollanda’nın Den Haag kentinde düzenlenen yarışmada yine kayda değer bir derece elde edilememiş olsa da, şarkı kimsenin dilinden düşmeyecekti. O dönem katılan Fas’tan alınan 12 puan ilk 12 puanımız olacaktı. Ayrıca Türkiye-Fas ikilisi birinci İrlanda’ya hiç puan vermeyecekti. Ajda Pekkan’ın estetik ameliyatlarıyla gündeme gelmek dışında pek bir vasfını bilmeyen yeni jenerasyon, bu videoyla ona karşı belki biraz saygı kazanacaktır. Hakikaten zamanının güzel kadınıymıs. Sesi de güzelmis. İzleyelim…

1985: TURKEY – TWELVE POINTS

Fas’tan alınan 12 puanla 5 yıl idare ederken, MFÖ’nün “Diday Diday Day” şarkısıyla katıldığımız 1985 Eurovision’da İsviçre jürisinden alınan 12 puan, bir Avrupa ülkesinden aldığımız ilk 12 puan oldu. Ancak şarkı Türkiye’de kalıcılığını koruyamadı. MFÖ grubu 1988 yılında geri dönmek üzere Eurovision macerasını noktaladı. Grubun sonraki dönemlerde nasıl bir başarı grafiği çizdiği hepimizin malumu. İlk olarak Mazhar-Fuat-Özkan adını kullanan grubun, bu yarışmada adının kısaltılmasıyla MFÖ adını aldığı söylenir.

 


1986: Ve İlk 10’dayız

1986 yılı Eurovision tarihimizin başka bir köşe taşı olacaktı. Klips ve Onlar grubunun seslendirdiği “Halley” şarkısıyla elde edilen dokuzunculuk o güne kadar elde ettiğimiz en başarılı sonuç olacaktı. Hatta öyle ki, 1997 yılına kadar da böyle kalacaktı.

Fikrimce en iyi Eurovision şarkılarımızdan birisi bu parça. Projenin içinde kimler olduğuna bakınca bu başarının tesadüf olmadığı da ortaya çıkıyor. Melih Kibar’ın bestelediği, sözlerini İlhan İrem’in yazdığı şarkıda Klips ve Onlar grubuna vokalde Candan Erçetin eşlik ediyor. Türkiye elemelerine grup, esas vokali Seden Kutlubay ile katılsa da Eurovision’a Candan Erçetin ile birlikte gitti. Seden Kutlubay özel nedenlerle Eurovision’a gitmedi. Doğruluğunu teyit edememekle birlikte sınavlarını ve erkek arkadaşını bahane ettiği söylenir.

Seden Kutlubay’ın kim olduğuna gelince…

Bugünkü adı (yani evlendikten sonra) Seden Gürel. Doksanları yaşayanlar iyi tanırlar. (“Seni lapacı, seni yıkamacı yağlamacı” desem?)

Burada sadece 23 yaşında olan, kafa bantlı, kıvırcık saçlı Candan Erçetin adlı hanım kızımız yıllar sonra sandalyeye ters oturacak, otobüsün içinde “Dünyada ölümden başkası yalan” diyecek, Türk popunun unutulmazları arasına girecekti.


1988: Yine Yeniden MFÖ

1988 yılında İrlanda’da yapılan Eurovision ile ilgili ilk gözüme çarpan ayrıntı kullanılan sahne. Daha önceki yıllarda sabah programlarını andıran sahneler, bu sefer yerini bilim kurgu filmlerini anımsatan ışıklandırmalı bir sahneye bırakıyor. Hızla gelişen teknoloji Eurovision’un da görüntüsünü hızla değiştirmiş, bir bakıma bügünkü halinin temelini atmış. İzleyenler bilirler, Eurovision sahneleri bügün tam bir ışık şovudur. Bu dipnotu verdikten sonra Türkiye’nin ne yaptığına bakalım.

Yukarıda da belirttiğim gibi MFÖ 1988 yılında ikinci bir Eurovision macerasına atılacaktı. Bu sefer daha oturaklı olduğunu düsündüğüm “Sufi” adlı parça ile 15. sırayı elde ettik. MFÖ ileride üçüncü kez katılmayı da denemiş, ancak elemeleri geçememişti. Yani Eurovision sahnesi MFÖ’nün sevdiği bir sahneydi.

1988 yılıyla ilgili bir başka ayrıntı da, Yunanistan’a verdiğimiz 3 puanla, politik düzlemde hoşlanmadığımız ülkelere karşılıksız puan verme klişemizin başlangıcı olmasıdır. En azından politik nedenlerle birilerine asla puan vermeme durumumuz yok. Eee, ne demiş MFÖ: “İnsan insanı sevmez mi Sufi?”

1990: Gözlerinin Hapsindeyim
Eurovision jürisi ne anlar ki müzikten. İşte başarısızlıkla dönmemize rağmen, pop müziğimizde unutulmaz bir parça daha kazandığımız bir yıl daha. Yugoslavya’nın Zagreb kentinde yapılan 1990 Eurovision Şarkı Yarışması’na Kayahan’ın “Gözlerinin Hapsindeyim” şarkısıyla katıldık. Şarkı da, Kayahan da sonraki yıllarda kalıcı olmayı başardı.
1990 yılı Türkiye’nin olaya biraz alakasız kaldığı bir yıl oldu diyebiliriz. Malumunuz o dönemlerde Berlin Duvarı yeni yıkılmıştı ve Doğu Avrupa’da bütün düzen yıkılıp yeniden kurulmakta idi. Şarkılar da çoğunlukla Avrupa’nin içinde bulunduğu değişimi anlatıyordu. Kayahan’ın son derece romantik “Gözlerinin Hapsindeyim” şarkısı ile katılmamız, Türkiye’nin siyasi olarak Avrupa’daki karışık ve değişken düzenden uzak kalmayı başarmasının bir ürünüdür fikrimce. Eğer bizde de herkes ana dili gibi Rusça konuşabiliyor olsaydı, “Gözlerinin Hapsindeyim” tarzı bir şarkıyla katılacağımızı sanmıyorum.

1991: Doksanların Yeni Popçuları

1991 yılı da Eurovision tarihimiz açısından dikkat çekici olarak nitelendirilebilir. İzel-Reyhan Karaca-Can Uğurluer üçlüsünün seslendirdiği, bir reklam cıngılını anımsattığını düşündüğüm “İki Dakika” adlı parça ile Roma’da 12. olduk. O güne kadar alınan en iyi ikinci derecemiz oldu.
Bu gencecik üçlüden ikisi ileride oldukça popüler olacaktı. Zaten aynı yılın sonunda İzel-Çelik-Ercan üçlüsü kuruldu. Hem İzel, hem de Reyhan Karaca listelerin 1 numarasına çıkabilen popçular oldular. Can Uğurluer ise müzikle uğraşmaya devam etmedi.

1991 yılından sonra bir süre Eurovision’da ne elde edilen başarı olarak, ne de şarkı ve sanatçının Türkiye’deki kalıcılığı açısından çok kayda değer bir katılım gösteremedik. Ta ki 1996’ya kadar…


1996 – 1997: Şebnem Paker – En Başarılı Türkçe Şarkı

1996 ile 1997 yıllarını birlikte incelememin nedeni çok basit. Bu iki yılda ülkemizi art arda Şebnem Paker temsil etti.

Şebnem Paker 1977 doğumlu. Yani 1996 yılında biz Eurovision’a 19 yaşında gencecik bir kız ile katıldık. Oslo kentinde düzenlenen yarışmada Şebnem Paker “Beşinci Mevsim” adlı parçayı seslendirdi. 12. oldu. Şarkı da, yorum da oldukça başarılı. Hatta en çok sevdiğim Eurovision şarkılarından birisidir “Beşinci Mevsim”. Fakat Eurovision konseptine çok uyduğu söylenemez.

TRT, alınan 12. sıraya aldırmadan bir sonraki sene tekrar Şebnem Paker’e görev verdi. (TRT’nin o zamanlar ‘bu sene de şu starı zengin edelim’ tarzı bir anlayışı yoktu.) Şebnem Paker bir yandan ilk Eurovision’dan sonra kayıt yaptırdığı Marmara Üniversitesi Müzik Eğitimi Şan Bölümü 1. sınıfa devam ediyor, bir yandan da tekrar Eurovision’a hazırlanıyordu. Arada burnundan estetik ameliyatı oldu. Bu sefer 20 yaşında, sahnede güzelliğiyle büyüleyen bir genç kız olarak temsil etti bizi Dublin’de. Grup Etnik’in çalıp Şebnem Paker’in seslendirdiği “Dinle” parçası ile üçüncü olduk. Ve Türk halkının uzun yıllara dayanan Eurovision’dan soğumuşluğu bir derece olsun geçti. Alınan bu üçüncülük, o güne kadar alınan en iyi dereceydi tabi ki. 2003 yılına kadar da böyle kaldı. Şu anda ise şimdiye kadar aldığımız en iyi ikinci derece olarak kayıtlarda. Kimseyi kötülemiyorum fakat, özellikle 2003’ten sonra onca paralar harcanarak, tüm ülkenin desteğiyle dahi elde edilemeyen bir dereceyi 20 yaşındaki genç bir kız, bu tip destekler olmaksızın aldı. Hem de Türkçe bir parçayla. Tabi o zamanlar jüri vardı, 2000’li yıllarda televoting sisteminde olduğu gibi tüm Doğu ülkeleri birbirlerini bu derece beslemiyordu… Fakat yine de Şebnem Paker’in özverisini hiçbir milyon dolarlık prodüksiyona değişmem. Ayrıca Şebnem Paker’in üçüncülüğü, şimdiye dek Türkçe bir parçayla alınan en iyi derece. Sanatçı daha sonra bestenin telif hakkı konusunda hukuki sorunlar yaşamış, Eurovision’dan sonra şarkıyı değiştirilmiş sözlerle seslendirmek zorunda kalmıştı.




2003: İlk Birincilik
 
1997’de elde edilen başarıya rağmen, 1998-2002 arası kayda değer herhangi bir katılım gerçekleştiremedik. Türk halkı hala Eurovision’a bir inanç duymuyordu. Ancak Sertab Erener gibi kalitesinden kimsenin şüphe etmediği bir isim bir şeyleri değiştirebilirdi. Nitekim değiştirdi de… Demir Demirkan’ın bestelediği “Everyway That I Can” ile Riga’da şimdiye kadarki tek birinciliğimizi almış olduk. 1975’ten 2003’e sadece iki kere ilk 10 arasına girdiğimiz düşünülürse, Sertab Erener’in bu başarısı tarihe çekilen bir set, yepyeni bir başlangıç niteliğinde.

2003 yılı Eurovision’da teleoylama uygulamasının zorunlu hale getirildiği ilk yıl olmuştu. Sertab Erener puanlamada Rusya’nın t.A.T.u. ve Belçika’nın Urban Trad gruplarıyla başa baş gitti ve sonunda kazandı. t.A.T.u.’yu yarışmadan önce esas favori olarak göstermek çok da yanlış olmazdı heralde. Birincilikte Sertab Erener’in sahne performansının ve dans şovunun payı büyük. Belçika temsilcisinin uydurma bir dilde yazılan bir şarkıyla katılması da hafızalarımıza kazındı.

Kazanılan başarı, sonraki yıllarda ülkemizde Eurovision’un büyük beklentilerle izlenmesini sağladı. Sertab Erener’e başarıyı getiren şarkının İngilizce olması da, yine yıllarca sürüp günümüze kadar gelen bir tartışmayı da beraberinde getirdi: İngilizce mi Türkçe mi?

 

2004: Eurovision Türkiye’de

2003 yılında kazanılan birincilikle Eurovision’u düzenleme işi 2004’te Türkiye’ye düştü. Abdi İpekçi’de sorunsuz, güzel bir Eurovision gecesi düzenlemeyi başardık. Meltem Cumbul ve Korhan Abay’ı sahnede Eurovision’u sunarken izleyen herkes, bundan 1-2 yıl önce kimsenin Türkiye için Eurovision’da hayal edemeyeceği yerlere gelmiş olmanın mutluluğunu yaşamıştır. Ukrayna temsilcisi Ruslana’nın “Wild Dances” ile kazandığı yarışmada, temsilcimiz Athena grubu “For Real” ile dördüncü oldu. Kendi evimizde tekrar birinci olmayı beklemek hayalperestlik olurdu tabi. Ancak alınan sonuç 2003’teki kadar olmasa da hepimizi mutlu etti. Ve yine İngilizce bir şarkı ile katılmış olduk. Yabancı dil artık tabu olmaktan çıkmış, hatta alışkanlık haline gelmişti.

2004’te gördüğümüz bir gerçek de, Athena gibi daha çok gençliğe hitap eden gruplar, Eurovision ortamında yıpranmıyor değil.

 

2005 – 2006: Yanlış Kararlar – Yanlış İnsanlar

Bu iki yıldan uzun uzun bahsedip neredeyse sonuna geldiğim yazımın dinamizmini bozmak istemiyorum. 2005’te Gülseren’in seslendirdiği “Rimi Rimi Ley” ve 2006’da Sibel Tüzün’ün seslendirdiği “Süperstar” şarkıları başarı getirmediği gibi, zaten Türkiye’de de kimsenin içine sinmemişti. 2005’te sahnede resmen Türk işi horon tepen Yunan temsilcisi Helena Paparizou, 2006’da ise rock müziğin Eurovision’daki ilk zaferi olarak Fin Lordi grubu kazandı.

2007: Shake It Up Shekerim

Son iki yılda alınan başarısızlıklardan sonra tekrar pahalı bir prodüksiyon yoluna gidildi ve Kenan Doğulu’ya görev verildi. Shake It Up Shekerim şarkısıyla tekrar İngilizce modamıza geri dönmüş olduk. Şarkı eğlenceliydi fakat yeterli miydi, bundan herkesin şüphesi vardı. Alınan dördüncülük şarkıdan çok, Kenan Doğulu’nun başarısıydı diyebiliriz. Ayrıca ilk 10 içerisinde olup da Ortodoks Hıristiyan olmayan tek ülke Türkiye idi. Yani teleoylamanın suyu çıkmıştı.

2008: Deli

Mor ve Ötesi grubunun “Deli” parçasıyla katılarak yedinci olduk. Athena’dan sonra Mor ve Ötesi ‘nde de Eurovision’un gençlerin dinlediği müzik grupları üzerindeki yıpratıcı etkisini gördük. Her şeye rağmen, Mor ve Ötesi’nin aldığı sonuç, şimdiye kadar Türkçe bir şarkı ile elde edilen en iyi ikinci derece oldu.

2009: Düm Tek Tek
İlk olarak yeni yıla Hadise ile girdik, ardından TRT tarafından aşırı erotik bulunduğu için yasaklanan tanıtım klibi çıktı. Sonrasında Hadise, Eurovision’da çok alışkın olmadığımız bir şekilde, iki üç şarkılık bir Avrupa turnesine çıktı. Hem de hip-hop kliplerinde dahi göremeyeceğiniz lükslukte bir otobüsle. Hiçbir masraftan kaçınılmadı mı desem, para boldu da n’apılacağı bilinemedi mi desem bilemiyorum. Sonuç olarak, 2008’de müzisyeninden dansçısına, kafilesinde tek bir dişi sinek dahi götürmeden yedinci olma başarısını gösteren Türkiye, bu sene Yunanistan modeline uyup bir Barbie kızla katıldı. Şarkı İngilizce’ydi, Türk müzik kulağına çok aykırı değildi. Özellikle Süper Lig stadlarında devre aralarının standart şarkısı olması, ikinci bir Shake It Up Shekerim krizi yaşamayacağımızın garantisini veriyordu. Mayıs ayı geldiğinde ise Hadise hastalanacak, bu durum sahne performansına dahi yansıyacaktı. Yine de 4. olmayı başardı ve Hadise Eurovision macerasından popülaritesini artırarak, daha duygusal bir deyimle alnının akıyla çıkmayı başardı.

Bu seneye dair başka bir önemli ayrıntı da, oylama sisteminin %50 jüri oyu ve %50 teleoylama şekline getirilmesiydi. 

2010: Manga

Yine bir rock grubuyla katıldığımız Oslo’daki finallerde aldığımız ikincilik, Eurovision tarihimizin en iyi ikinci sonucu olacaktı. Yine de nedendir bilinmez, bu sonuç çok fazla ses getirmedi. Manga’nın en büyük şanssızlığı, Eurovision’a normalde dalga geçilme kontenjanından katılan Almanya’nın bu sefer büyük bir kampanya yapmış olmasıydı. Uzun yıllar hüsrana uğrayan Almanya bu sefer Eurovision’u kazanacak, Manga’nın “We Could Be The Same” şarkısı aldığı başarıya rağmen çok fazla hatırlada kalmayacaktı.

2011:Yüksek Sadakat 

Sonuç oldukça netti: yarı finali geçemedik.

11 thoughts on “Türkiye’nin Eurovision Tarihi”

  1. imla düzeltmeleri icin tesekkürler.

    en sonunda istedigim cinsten kalici bir eser verebildim eurovision hakkinda 😀

    bu seneye gelince,
    2009 preview gibi bir vasfim yok maalesef.
    dilerim review yapailirim

  2. 1988 yılıyla ilgili bir başka ayrıntı da, Yunanistan’a verdiğimiz 3 puanla, politik düzlemde hoşlanmadığımız ülkelere karşılıksız puan verme klişemizin başlangıcı olmasıdır. En azından politik nedenlerle birilerine asla puan vermeme durumumuz yok. Eee, ne demiş MFÖ: “İnsan insanı sevmez mi Sufi?”

  3. açıkçası bir çırpıda okunan çok akıcı bir yazı olmuş. sonunada bu sene yapabileceğimiz hakkında bir yorumda eklenebilirdi bence.

    bence bu sene ne yaparız dersek dans eden güzel kız formülü genelde ilk beşe soktuğundan ilk beşe gireriz diyorum

  4. Kesinlikle haklisiniz,

    bu sene Eurovision dönemine girmeden, bu yaziyi gelistirmeyi planliyorum. Cetin Alp'in Opera'si ve Seyyal Taner'in Sarkim Sevgi Üstüne'si gibi 0 puanlik hikayeleri de yaziya ekleyecegim.

    Selamlar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *