This Is Sparta!


Michigan State’in sezon içinde birkaç maçına denk gelmiştim, açıkçası bana hiç de bu nisan ayında Detroit’te görebileceğimiz bir takım izlenimi vermemişti. Hatırlıyorum Kalin Lucas’ta bir NBA kumaşı görmüştüm, Delvon Roe’nun oyunun her alanına verdiği katkı hoşuma gitmişti ama prospect denebilecek de çok fazla isim görmemiştim. Roe Efes Pilsen’e gelse ne güzel olur falan demiştim mesela… Ama günden güne oyunlarını geliştirdiler, her maçta benchten farklı bir isim ortaya çıkardılar -ki bu turnuvanın tek maç üzerinden oynanan serilere dayalı formatında çok kritik bir karakteristik- ve sonunda da Final-Four organizasyonunun evlerinde yapılacak olmasının da motivasyonuyla seribaşı Louisville’i 52 sayıda tutacak bir konuma geldiler. Elite Eight öncesi de takımın en büyük yeteneklerinden biri olarak gösterilen Raymar Morgan’dan çeşitli sakatlıklar sebebiyle yararlanamadılar. Ancak sürekli üst düzeyde tuttukları savunma konsantrasyonuna ek olarak, kenardan gelen sürpriz katkılar hücumda da maç kazandıracak skora götürdü Spartans’ı… Tabi coachingin belki de en ön planda olduğu seviye olan kolej basketbolunda Tom Izzo’nun dehasından bahsetmemek olmaz. Takım maç kazandıkça da, rotasyonda yeri olan olmayan tüm oyuncular kendilerini biraz daha işin içinde hissetmeye başladılar, kenardan gelen istikrarlı enerjiye bu durumun da katkısı olmuştur şüphesiz…


Dün gece Connecticut önünde çok az kişinin favorisiydi MSU… Ama açıkçası bu noktaya geldikten sonra Ford Field’daki atmosfer de hesaba katıldığında benim maç için favorimdi Spartans… Jim Calhoun maç öncesi iyi bir deplasman takımı olduklarını, Louisville’de 20000 kişi önünde de istedikleri oyunu oynayabildiklerini, bugün de bunun farklı olması için bir sebep görmediğini belirtmiş. Ama oyunun kırılma anlarında UConn oyuncularının baskıyı hissettiklerini ve doğru seçimleri yapmakta zorlandıklarını gözlemledik açıkçası.


Maçtan önce MSU konusunda en büyük çekincem pota altı savunmasında yaşayabilecekleri olası zorluktu. Izzo’nun takımının reboundlarda çok büyük bir dezavantajı olduğunu düşünmüyordum ama Final-Four yolunda hem savunmadaki, hem de hücumdaki oyunuyla kilit isim olmuş Goran Suton’un Hasheem Thabeet’i durdurmak için yeterli olacağını düşünmüyordum. Izzo ise daha çok A. J. Price ismini zikrediyordu maç öncesinde. Maç boyunca da sıkı bir savunma uyguladı UConn guardına. Price maç boyunca hücum ritminin dışında, zorlama şutlar denedi ve draft için ilk tur şansını da oldukça zora soktu bana kalırsa. Tabi burada aslan payını konferansının en iyi savunma oyuncusu onuruna da sahip senior Travis Walton’a vermek lazım.


Takımın uzun zamandır yararlanamadığı, geri döndüğü Louisville karşılaşmasında da yokları oynayan Morgan’dan çok sağlam bir katkı geldi. Maçın başında direkt ağırlığını koymuş Raymar… Ben yurda biraz geç döndüm, TV odasında da “Disko Kralı” dönüyordu, oraları izleyemedim o yüzden. Maç boyunca da biraya devam ettiğimden mi, Treffpunkt’taki leblebiden mi bilmiyorum bir çakırkeyf hava da sözkonusuydu bünyede. Leblebi, bir de beyaz. Normalde eve sokmam, ama orada yiyorsun. Yağız’ın dediği gibi… Sonunda geçen hafta yurda dönmüş Erhan ile de görüştük, blog konusunda fikir teatisinde bulunduk, yola tam gaz devam kararı aldık. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: Eurovisionseverler ekran başına!


Evet Morgan… Kenardan gelen istikrarlı katkı dün gece de vardı. Louisville karşısındaki oyunundan uzak olan Chris Allen’ın eksikliğini Durrell Summers doldurdu. Korie Lucious birkaç kritik şut soktu, Draymond Green de sahada kaldığı süre içerisinde Jeff Adrien karşısında iyi durdu. Geniş rotasyon bu maçta da bir faktördü, o geniş rotasyona eklenen Morgan da maçı Spartans’a getirebilecek bir isimdi kuşkusuz. Hafta boyunca Raymar’ın çalışmalarda iyi gözüktüğünden, mental olarak sıkıntılı günleri kendi başına atlatma eğiliminde olduğundan dem vuran Izzo’nun bu akıl oyunları da sonuç verdi sanıyorum. Helal olsun bir kez daha!


MSU’nun bu bahsettiğim artılarına rağmen, en çok zorlanacağını düşündüğüm noktaya gelirsek… Açıkçası Hırvat bir babanın ve Sırp bir annenin çocuğu olarak Saraybosna’da doğmuş bir garip beyaz uzun, Connecticut’ın tüm planlarını alt üst etti. Louisville karşısında dünyaları soktuğu ilk yarı performansını bile gölgede bırakacak bir maç çıkardı Suton. Tabi ki Thabeet kısalar tarafından yeterince beslenemedi, ancak pota altını resmen tek başına savunan bu adamın rolü kesinlikle küçümsenecek düzeyde değil.


Yazıyı iki oturumda yazdığımdan mütevellit sonunu biraz bağlayamamış olabilirim. Araya da Endonezya kültürü ve tarihi hakkında ortalama bilgisi olan bir izleyici için üç bilinmeyenli denklem haline gelmiş bir film girince zorlandım ister istemez. Işık sizinle olsun, çok zor biliyorum ama Spartans şampiyon olsun… Ha bir de Wayne Ellington bizim olsun!

Bir de yukarıya fotoğrafını da koydum ama, şu da yazıya güzel meze olur…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *