Akşam Pazarı


Geçtiğimiz haftalarda blog aleminin Manchester City ile ilgili yazılmış en uzun sezon öncesi değerlendirmesini yazmıştım belki de. Demiştim ama kendi kendime de o zaman, gereksiz uzun diye. Bugün itibarı ile de resmen çöpe gidiyor o yazı. Biz Martin Petrov, Stephen Ireland, Elano falan derken aynı bölgede oynayabilecek Shaun Wright-Phillips ve Robinho gibi iki önemli marka geldi Manchester Şehir Stadyumu(!)’na… Wright-Phillips kulübe çok da yabancı sayılmaz, zaten yerini yadırgamadığını ilk haftadan gösterdi ve üretime başladı. Aslında City beklediğim kadar sancılı başlamadı sezona. Son yazımın üstüne Valeri Bojinov’un müzmin sakatlığının nüksettiği haberi gelmesine rağmen… Sözü gelmişken acıyorum bu adama. GOAL okuyanlar çok daha yakından tanır Bulgar oyuncuyu. Kristian Borell sağolsun, Lecce’deki tüm gençler gibi Bojinov da elimize doğdu. Borell fazlaca abartırdı tabi, sonuçta bu şahıs Cristian Ledesma’dan bahsederken de Diego Armando Maradona’yı dinliyor gibi hissedersiniz. Ama Fiorentina’ya transferiyle birlikte hayatımıza daha fazla girmiş ve günden güne Borell’in övgülerini hak etmiştir fazlasıyla. Yazık oldu gerçekten, bilmiyorum kariyeri toparlanabilir mi artık… Darius Vassell’in de sakatlanmasıyla bundan önceki yazıda çok da ümitle bahsetmediğim yeniyetmelerle çıktı birkaç maça Mark Hughes. Olmadı tabi, olması da beklenemezdi.


Takım UEFA Kupası’nda da güven vermedi, ancak penaltılarla geçebildi Midtjylland’ı. Ama asıl sıkıntı Thaksin Shinawatra merkezli belirsizlikte yatıyordu. Thaksin’in kulüpteki geleceği halen belirsiz sanıyorum, ama Arabistan’dan gelen yardımla transferin son demlerinde kulübün elinin çok güçlendiği ortadaydı. Hughes’un çok sevmeyeceği bir metodla piyasadaki her büyük isme saldırdılar. Dimitar Berbatov’a 30 milyon £ verileceği konuşuldu önce, bu teklif Dimi’den ret yedi anlaşılan. Zaten Berbatov sürekli değiniyordu daha büyük bir kulübe gitme vakti geldiğine. Manchester City’nin Tottenham Hotspur’den büyük olduğunu söylemek birçok kişiden tepki alır sanırım. Sözünün arkasında durdu ve Old Trafford semalarını tercih etti. Aslında Abu Dhabi şirketi daha önce devreye girse fiyatı çok sansasyonel boyutlara da ulaşabilirdi, işin içine United’dan yana kuyruk acısı olan Real Madrid’in de dahil olduğunu da düşünelim… Dimi 30.75 milyon pounda imza attı, alternatifi Robinho’ya City 32.5 milyon pounda imza attırırken. Robinho’nun imzası da Ada’nın yeni transfer rekoru oldu böylelikle.


Robinho biraz ‘futbol soytarısı’ dediğimiz sınıfa girer aslında. Ama böylelerine de ihtiyaç vardır kanımca. Evet, hala… Real Madrid’de, önyargı gözlüklerini kuşananlar çok fark etmemiş olsalar da, iyi dönemleri de oldu. Kanat bölgesine hapsedildiği dönemde yaşadığı sıkıntıları da düşünürsek daha efektif kullanılırsa Real performansını aşmasını beklemek çok da saçma olmaz sanırım. Tabi İngiltere’nin en pahalı oyuncusu olmayı hak ediyor mu diye sorarsanız güler geçerim ancak. Yine de o, Arap amcaların tasarrufudur. Ben Jo’yu destekleyici bir rol alacağını, bu misyonun da nispeten hakkını vereceğini düşünenlerdenim. Kanatlar da Petrov-Elano-Ireland-SWH gibi oha derecesinde bir dörtlüye emanet. O bölgede istediği kadar yapsın rotasyonu Mark Baba… Sağ beke gelen adamımız Pablo Zabaleta’dan da bahsetmemek olmaz, Hollanda’dan beri bekliyoruz. İşte o sonraki adımı atma zamanı onun için. Ben Nedum Onuoha’yı da tutuyordum gerçi ama Vedran Corluka’nın yerini alabilecek en doğru isimlerden biriyle imzaladı Man Citeh. Tıpkı Corluka gibi gidip dönmediği zamanlar da olacaktır gerçi, neyse hiç gidememekten iyidir. Öyle olmasa Tal Ben Haim’i koyarsın zaten…


Bu arada Espanyol’un da sağ bekteki boşluğu, son yıllarda Anfield’da yedek kulübesinden kombine almaktan ileri gidememiş Steve Finnan ile doldurma amacında olduğunu söyleyelim. Ters yönde bir transfer yapmış Albert Riera’nın halefi ise Sporting Lisbon’dan hatırlayabileceğiniz Nene. Riera ve Zabaleta’dan gelen paranın harcandığı asıl adam ise Anderlecht’te savunmanın göbeğini Roland Juhasz ile paylaşan, onu bile iyi gösterebilen Nicolas Pareja. Çiçeği burnunda olimpiyat şampiyonundan beklenti had safhada. Sanırım bu beklentilere de cevap verebilecek. Albert Riera’yı ise bekleyip görmek lazım, UEFA Kupası Finali’nde Sevilla’ya karşı oynadığı futbolun tadı hala damağımızda. Bu arada hastası olduğumuz Mark Hughes’un Robinho transferi sonrası açıklamalarıyla bitirelim. O parayı ona verseler şampiyonluğa oynayan bir takım kurardı belki ama nankörlük etmenin anlamı yok diye düşünmüş olsa gerek, Robinho’dan da umutlu…



“If you can add the quality of the likes of Robinho then immediately the whole team has a lift, a positive lift. He is an exceptional talent and opposition teams are going to fear him.”

If we’re going to get to the places we want to get to we are going to have to compete against outstanding teams. We have to attract world-class players and that is what we have done.”

“It’s a huge statement of intent. A lot of credit has got to go to Dr. Thaksin for being able to bring the Abu Dhabi company to the table and this huge investment that is going to go forward. They wanted to present something to the people of Manchester and they have been able to do that.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *