Mark Hughes İmzası


Yeni sezonda Galatasaray Cafe Crown’ı bekleyen sıkıntılara değinirken, antrenörün takımına kendi oyun karakterini dikte etmesinin öneminden de dem vurmuştum. Oyunun adının futbol veya basketbol olmasının pek bir önemi yok aslında, bunu başarabilen bir adamdan ve takımından söz edeceğim bu yazıda: Mark Hughes. Kendisi bir Manchester United efsanesi olur, özellikle takımın müzesindeki FA Cup sayısına bayağı bir etkisi olmuştur. Futbola aşık bu adam, 39 yaşına kadar da yer buldu Premier League’de. Son durağı Blackburn Rovers’ta, ilk menajerlik deneyimini de yaşadı kulüp bazında. Başarılı da bir deneyim. Galler Milli Takımı ile olan macerası da başarılı bir maceradır aslında. Uzun yıllar adını duyamadığımız ülke onun yönetiminde Euro 2004 için baraj maçı oynama hakkı kazanmıştı, hiçbir iz bırakamayan Rusya’dansa onları Portekiz’de görmeyi tercih ederdim ben.


Son olarak da Manchester City’ye imza attı bu yaz Hughes. Beni de çok mutlu etmedi tabi bu imza, bir United taraftarı olarak. Hughes’un menajerliğine de çok saygı duyarım. Tugay Kerimoğlu, David Bentley, Brad Friedel. Hepsini sevmişimdir, ama geçen yıl Blackburn’ün başarılı olmasını bu kadar şiddetli biçimde arzu ettiysem bunun nedeni Mark Hughes’tur muhtemelen. Blackburn’de işler daha kolaydı tabi, şu anda sırtında daha büyük bir yük taşıyor. Taylandlı kulüp başkanı Thaksin Shinawatra’nın varlığında para, City için sorun olmaktan çok uzak. Ama o para doğru değerlendirilmediğinde pek bir anlam ifade etmiyor, bunu Sven-Göran Eriksson gösterdi bize geçen sezon. City taraftarı Luiz Felipe Scolari’yi takımın başında görmek istiyordu aslında. Fakat Big Phil bir başka maviyi seçti. Ancak Hughes ismi de genel olarak olumlu karşılandı, zira en çok saygı duyulan isimlerden biridir kendisi Ada’da. Ama kimse şüphe duymaktan kendini alamıyor, çünkü Hughes’un kariyerinde hiçbir zaman böylesine büyük bir sorumluluk olmadı. City’nin ve Başkan Shinawatra’nın ilk hedefleri tepedeki dörtlü arasına girebilmek ve Şampiyonlar Ligi oynamak. Bu sezon ise UEFA Kupası ile yetinecekler. Aslında ‘yetinmek’ doğru bir kelime değil gibi pek, zira bu kupaya bir sportif başarı sonucunda gitmiyorlar zaten. Premier League’de Fair-Play sıralamasında ilk sırayı alan ekip de UEFA Kupası yolunu tutuyor, City bu kontenjanı kullanacak, bu yolda ilk rakipleri perşembe günü Midtjylland olacak. Bu arada maç NTVSpor’da…


Manchester City XI vs. AC Milan:
1 Hart
4 Onuoha – 26 Ben Haim – 2 Richards – 3 Ball
11 Elano – 6 Johnson – 19 Gelson – 15 Garrido
12 Vassell – 9 Bojinov

Bu sınav öncesi en ciddi testi cumartesi akşamı yaptılar, karşılarında AC Milan vardı. City of Manchester Stadium’da 90 dakika boyunca futbolu düşünen tek ekip evsahibiydi. Yukarıdaki onbirle çıktılar sahaya. Tabi Milan’ın daha ciddi eksikleri vardı City’ye göre. Ronaldinho ve Pato’nun Pekin’de olması yeni sezonda hücum organizasyonlarının neye benzeyeceği konusunda bir fikir edinmemizi engelledi. Sadece 1990 doğumlu Alberto Paloschi’nin geleceği konusunda fazlasıyla ümitvar olduğumu söylemeliyim, bu çocuğu izleyin! 45 dakikada çok güzel bir tat bıraktı ağzımızda, aynı sürede benzer bir işi yapabilen bir diğer isim de City’den Kelvin Etuhu idi. Nijeryalı ise 1988 doğumlu, top hakimiyetini biraz geliştirebilirse yeni nesil orta saha oyuncularından biri olabilir. Tarzı itibarıyla Ryan Babel’i andırıyor, ama daha ziyade sağ kanatta oynuyor kendisi. Etuhu dışında şans bulan isimler ise pek ışık vermedi City adına, zaten muhtemelen antrenman oyuncusu olacaklar sadece. Sakat olan Benjani Mwaruwari ve Pekin’de altın için mücadele eden yeni transfer Jo dönünce ikinci yarıda oyuna giren genç forvetlere çok iş düşmeyecektir zira. İsimlerini analım yine de: Ched Evans ve Daniel Sturridge. Bir diğer eksik de Martin Petrov’du tabi. O bölgede çok daha savunmaya dönük bir oyuncu olan Javier Garrido oynadı, gerçi Mark Hughes böyle bir oyuncuyu tercih ederse de şaşırmam kanatların birinde. Bu arada yukarıda Valeri Bojinov’un vurduğu top gol oluyor, hem de çok güzel bir biçimde. İzlemeniz tavsiye olunur…


Bojinov’un gerek bu golüyle, gerekse de oynadığı futbolla sakatlığın etkilerini tam anlamıyla üzerinden attığını göstermesi hoş bir gelişme City cephesinde. Bojinov-Benjani ikilisi bu ligin en kaliteli forvet hatlarından birini oluşturmaya namzet. Bu çerçeveden bakılırsa yeteneği tartışılabilir Jo’ya 19 milyon pound vermek çok akıllıca bir iş gibi gelmedi bana. Başkan Thaksin’in sağlam cukkasından çok bahsettik ama bu transfer döneminde toplam 25 milyon pound çıktı kasadan. Geri kalan 6 milyon pound da Tal Ben Haim için… Onun hakkında bir görüş edinmek için geçtiğimiz sezonki Liverpool-Chelsea maçına bakmak lazım. Yanından süratle geçen Fernando Torres’e el sallamakla yetinmişti kendisi, sever böyle şeyleri. Yine de ilk maçında beklediğimden sağlam gözüktü, belki de baskıyı sevmeyenlerden biriydi. Gerçi ben Bolton’dayken de beğenmezdim onu, nereden bakarsan bak kötü transfer. En azından Micah Richards ve Richard Dunne’ın oluşturduğu müthiş uyumu tehlikeye düşürecek bir isim değil. Sağ bekte Euro 2008 ile birlikte iyi de piyasa yapan Vedran Corluka’nın takımdaki akıbeti hala belirsiz. Juande Ramos’un hedeflerinden biri kendisi, Pascal Chimbonda’yı gönderirken de bunu düşündüğü söyleniyor. Yine de çok fazla endişeye gerek yok, zira Nedum Onuoha o bölgede çok iyi top oynuyor geçen seneden beri.


Peki orta sahada nasıl bir formül uygulayacak Hughes? Geçen sezon Bentley’e biçtiği rolün bir benzerini de Elano için düşünebilir Hughes. Anne karnından sakat doğan arkadaşlardan Elano, ABD’de böylelerine injury prone deniyor. Ama sağlıklı olduğunda neler yapacağını bu forma altında gösterdi henüz geçen yıl. Sol kanatta ise Martin Petrov’u aradı gözler cumartesi günü, takım onla oynamaya alışmış zira. Garrido daha çok sol bekte kullanılan bir isimdi. Cumartesi de Michael Ball ile arkalı önlü oynadılar, kim bek kim açık karar vermek zordu. Her ikisi de defansif yönleri ön plana çıkan isimler. Hughes Rovers’ta genel olarak Morten Gamst Pedersen’i oynatırdı orada, ama zaman zaman da savunması olan isimlerle takviye ederdi orta sahayı o bölgeden. Yine de Petrov’u kullanması olası, orta sahanın ortasında ise Gelson Fernandes’in abartıldığını düşünenlerdenim. Bu yaz benim gibi düşünenlerin sayısı artmış olsa gerek, İsviçre formasıyla kaybolanlardandı zira. Geçen sezon attığı sürpriz gollerle dikkat çeken Michael Johnson ise sağlam bir orta saha oyuncusu, TSL comparison olarak Serdar Kurtuluş’u verebilirim kendisi için. Bence yeri garanti olması gereken bir isim. Yine de Gelson’un yerine birinin bulunması lazımdı. Hem Ben Haim’den, hem de Jo’dan daha gerekli bir hamle olurdu bu. Şimdi yine Dietmar Hamann’a mecbur kalabilirler ki bunu istemeyiz.


Forvet bölgesinde kafamdaki ideal ikiliye değinmiştim. Milan maçındaki sakatlığı ciddi gözükse de Darius Vassell, Jo ile birlikte yedek kulübesinden katkı verebilir. Yıllardır oyuncular geliyor, gidiyor ama Vassell bir şekilde forma buluyor, birisi üzerine “Tehlike anında camı kırınız” yazsa isabet olur aslında. Hughes’un başını ağrıtan isimlerden bir diğeri de geçen sene renkli basının gündeminde zaman zaman David Beckham’ı bile sollayan Stephen “Problem Kid” Ireland. Kendisi İrlandalı olur, Matt Holland da İrlandalı ama karışmasın. Hughes kendisiyle uğraşmak istemiyor sanırım. Bir futbolcu yukarıdaki fotoğrafı verdiği an yedek kulübesinden bir başkası 4. hakemin yanına gider bir Mark Hughes takımında. İrlanda Milli Takımı’na da uzun zamandır çağrılmıyor, buna neden olan konu da eğlenceli aslında bir gün onu da yazarım tamamen ayrı bir yazıda. Ireland’in çok talibi de yok aslında ki bence Premier League’de oynayabilecek bir yetenek. Joey Barton’ı bile isteyen varken bu ligde, o işsiz kalmaz. Olmadı Roy Keane kucak açar kendisine, Sunderland Rehabilitasyon Merkezi’nin yolunu tutar. Vedran Corluka da değerini bulursa satmaya meyilli Hughes, belki o parayla bir ön libero almak yerinde olur, ama hala forvet oyuncularının adı geçiyor basında. Bilmiyorum neler olur ama bu takım Eriksson’un takımından fazlasını başaracak. Geçen sezon lige müthiş bir giriş yaptıklarında çok mutlu olmuşlardı, belki bu tekrarlanmaz ama sezonu çok daha sağlam bitirebilirler. Ireland gibi soytarılardansa, Bojinov gibi sağlam adamlarla iş yapmayı tercih eder zira Mark Hughes.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *