Leningrad’dan Gelen Süper Güç


Staj nedeniyle yoğun geçen bir süreçte pek uğrayamadık buralara. Dün geceki Süper Kupa Finali’nden biraz bahsetmeden olmaz. İyi bir Manchester United taraftarı sayılırım, kendimi bildim bileli desteklerim ama bugünkü durumdan çok da memnun olduğumu söyleyemem… Paul Scholes, Ryan Giggs ve Gary Neville gibi efsaneler son demlerini yaşamaktalar. Bunlara Edwin Van Der Sar’ı eklemek de çok yanlış olmaz, konu geçkin yaş olacaksa. Neville üç senedir falan kurdun kocamışını oynuyor zaten, hızını tamamen kaybetti ve savunmada da çok fazla hata yapıyor hamlelerindeki gecikmelerden dolayı. Ben zaten çok da sevmezdim Neville’ı, uzun süre hak etmemesine rağmen milli takımda oynadığını da düşünmüşümdür. Becks’in en iyi arkadaşı olması da buna yardımcı olmuştu belki de. Giggs ve Scholes ise benim onayıma ihtiyaç duymayan, United taraftarının kesinlikle sırtını çeviremeyeceği isimlerdir. Ancak ikisinin de eski günlerinden çok uzakta olduğu ortada. Aslında Sir Alex Ferguson bu durumun farkındalığını en çok hisseden adam belki, ama Malcolm Glazer’ın maddi açıdan onun isteklerine karşılık vermediği bilinen bir gerçek uzun süredir. Zaten Glazer ismi gündeme ilk düştüğünde United taraftarı çekincesini göstermişti, sokağa çıkıp tepkilerini de koydular. Tabi büyük bir galeyan içerisinde cereyan etmedi bu tepki, İngiliz asaleti çerçevesinde tamamen. Bugün sıkıntılı bir süreç var sonuç olarak, Fergie de durumdan rahatsız. Blogun altına da iliştirdim United’ın sakatlar listesini, ama sıkıntı bundan ibaret değil. Başkanın da yoğun çabalarıyla kesintiye uğramış bir yeniden yapılanma var ortada. Bunların sonunda Ferguson da ceketini alır giderse, United efsanesi zirveyi gördükten çok kısa bir süre sonra bir çıkmaz içinde bulabilir kendisini…


Dün geceki maç bunun ilk habercisi değildi tabi. Kulübün benim tanık olabildiğim tarihinde böyle bir transfer sezonu geçmedi. Son 2-3 haftaya kadar dolaşan bir dedikodu bile yoktu ortada neredeyse. Dimitar Berbatov’a Old Trafford yolu gözükebilir ama bu takviyenin yeterli olduğunu düşünmüyorum, öncelikli olduğunu da. Gerçi Wayne Rooney de kendi içerisinde bir Fetret Dönemi yaşıyor, Dimi’nin gelişi işin ciddiyetini kavramasını sağlayabilir. Hiç değilse o hırsını tekrar sahada görebildik Monaco’da, ama hala formsuz. Formda olan tek isimse partneri Carlos Tevez idi. Aslında partneri de sayılmaz pek, sağ açık bölgesini kotaramayıp sürekli içeri kaçan son dönemin sürpriz golcüsü Darren Fletcher’ın boşluğunu doldurdu daha çok. Carlitos’un tek başına yenemeyeceği bir rakip vardı ama karşıda, kupa hak eden tarafa gitti dolayısıyla. Michael Carrick’in gelişi biraz nefes aldırabilir bugün en çok sırıtan bölge olan orta sahaya. Ferguson’ın Scholes inadından vazgeçip Anderson-Carrick ikilisine dönmesi gerekiyor tabi bunun için. Gerçi Anderson’u da beklediğim gibi bulmadığımı itiraf etmeliyim, Pekin pek yaramamış… Geçen sezon Scholes’e yapılan jest güzeldi, takım son final gördüğünde o başarıda büyük payı olan Scholes efsanevi finalde Bayern’e karşı sahaya çıkamamıştı. Bu yüzden de Fergie’nin planları sezon sonunda Şampiyonlar Ligi Kupası için sahaya çıkıldığında Scholes’ü sahaya sürebilmek için hazırlanmıştı en başından. Hoş da oldu bu jest, sezon rüya gibi bir sonla kapandı herkes adına. Ama Scholes başka bir gurur yaşıyordu. Barcelona’ya attığı golden sonra Scholes aleyhine söylediğim her şeyden sonra ufak bir vicdan azabı çekiyorum, itiraf etmeliyim. Yine de gerçekleri konuşmak lazım. Giggs’in durumu da çok farklı değil. Takımın tek güvencesi Van Der Sar-Vidic-Ferdinand üçgeni aslında, onlardan da Sırp olanı “I will never stay to live in England, that’s for sure” diye buyurmuş geçen hafta içerisinde, İsmail de söz bırakmamış bize. Tabi bir de Cristiano Ronaldo meselesi var, aslında durum pek öyle olmasa da herkes ilk kıvılcımı onun yarattığını düşünüyor. Bugün her United seveninin farkında olduğu kötü gidişatı Ronaldo’ya bağlamak çok doğru değil dediğim gibi ama yaptığı büyük bir eşeklikti. Ben Ferguson’a hayatı boyunca kölelik etse borcunu ödeyebileceğini düşünmezken, bu yaptığı üstadda soğuk duş etkisi yaratmıştır haliyle. Hatta bu yazın en büyük kurbanı da Nani olmuştur belki, bir başka çingeneye aynı yoğunlukta bir emek harcamadan önce bir kez daha düşünecektir çünkü Sir. Nani’nin dün geceki oyunundan sonra o bölgeye direkt Park Ji-Sung’u monte edip yoluna devam etmesini de çok fazla yadırgamazdım. Dün aldığı nefes zarardı kendisinin… Bu arada Nani’yi her gün daha çok benzetiyorum Michael Jackson’ın gençlik yıllarına, yalnız da değilim gördüğüm kadarıyla.


Tüm bunlar sonunda kabul etmeyi hiç istemesem de, Chelsea’nin kolaylıkla şampiyonluğa ulaşacağı gerçeği önümde duruyor tüm soğukluğuyla… Roman Abramovich bugünse Gazprom sponsorluğundaki, yani gizli başkanlığını yürüttüğü Zenit için seviniyor muhtemelen. Tabi United’ın kötü durumundan, kurtarıcı olarak Wes Brown ve John O’Shea gibi isimleri sahaya süren bir takımdan bahsettik ama bu Zenit’in başarısını gölgelemesin. Zaten Rus futbolu ile ilgili yıllardır hep olumlu konuşuyorum. Hatta son şampiyona öncesi Andrei Arshavin’in yokluğunda hayatta kalabilirlerse Rusya’dan en az yarı final beklediğimi de yazmıştım grup analizlerinde, o da okuyan birkaç arkadaşa desteksiz gelmişti. Dün yedekten geldi Arshavin, bu yazın şanssız isimlerinden Pavel Pogrebnyak ise sahnedeydi. Turnuvada değerlerini katlayan ama takımda kalan birkaç Rus daha vardı Stade Louis II zemininde. Ama farkı asıl yaratan isim Anatoliy Tymoshchuk idi galiba. Gerçi ben Igor Denisov’u da çok beğendim, ama Tymoshchuk da orada Mircea Lucescu’nun yanlış ön libero seçmeyeceğinin canlı kanıtı olarak duruyordu basbayağı… Yeni transfer Sébastien Puygrenier de takımın geçen sezon nispeten zayıf görünen savunma bölgesine ilaç olacak gibi. Transfer rekortmeni Danny de iyi sinyaller verdi. Ama o paranın altında ezilmemesi lazım. Gerçi büyük bir baskı hissedeceğini de sanmıyorum, zira bu meblağlar Avrupa için çok uçuk gözükse de Rus pazarında paranın çok da bir önemi yok. Aslında Danny’nin durumu, bizim Carrick’inkine benziyor biraz. İnsanlar sıkılmadan Carrick’in kontratını konuşuyor hala, o kadar para etmeyeceğini söylüyor. Evet, belki Carrick o kadarlık bir adam değil ama piyasada daha iyi bir alternatifi yokken yapılmış çok yerinde bir transfer bana kalırsa. Geldiği günden beri de büyük bir iş disipliniyle yetenekleri ölçüsünde görevini yapıyor. Geçen seneki dublenin de bence baş aktörlerindendi, ama yine de çok fazla takdir görmedi. Neyse, Danny de iyi topçu olacak yani. Arshavin’in durumu da Rus futbolu için çok önemli… Arshavin gibi isimlerin ligde tutulabildiği gün, Rus liginin de artık elit ligler arasında olduğundan bahsedebiliriz kolaylıkla. Roman Pavlyuchenko’yu tutamadılar biliyorsunuz. Arshavin’in de Ada’nın yolunu tutması çok büyük bir sürpriz olmaz.


Manchester United yerel lig için endişe duyadursun, bir Rus kulübü gelip onlara diş gösterebiliyor. Fergie’nin en büyük önceliklerinden biri Süper Kupa değildi evet, geçen hafta kazandığı Community Shield’ın da çok bir önemi yoktu aynı paralelde. Ama, geleceğin çok parlak görünmediği ortada, ben buradan öyle görüyorum en azından. Öte yandan Zenit de Real Madrid ve Juventus gibi devlere selamı çaktı sanıyorum bu kupayla. İlk bakışta bir D Grubu kadar etkileyici gözükmese de, Zenit ve hatta BATE Borisov’un H Grubu’nu da fazlasıyla karıştıracağını düşünenlerdenim. Real Madrid’i bilmem de Juventus’a bu sefer ismi yetmeyebilir…

Manchester United XI vs. Zenit St. Petersburg:
1 Van Der Sar
2 Neville – 15 Vidic – 5 Ferdinand – 3 Evra
24 Fletcher – 18 Scholes – 8 Anderson
32 Tevez – 17 Nani
10 Rooney

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *