Bolt of Lightning


Birçok kişiye göre Olimpiyat Oyunları’nın gerçek anlamda başlaması atletizmin start almasına denk gelir. Şüphesiz yüzme ve cimnastik de en az atletizm kadar ilgi görür ama Olimpiyat’ın kazananı derken en çok da 100 metrenin kazananı kastedilir. Bu yaz ise durum biraz daha farklı gözüküyordu. Pekin bir fenomen yaratacaksa kuşkusuz bu isim Michael Phelps olacaktı. Bu gece de dahil olmak üzere uykusuz gecelerimin öncelikli sebebidir Phelps, yaptığı işi küçümsemem çok abes olur bu bağlamda. Ama bugün bir Jamaikalı geldi ve şovu Phelps’ten tam anlamıyla çaldı. Bugün kimse basketbolda ABD’nin onlar için en ciddi sayılan sınavda İspanya’yı blowout victory diye tabir edilen şekilde yenmesinden bahsetmiyor, Phelps de hedefine bu kadar yaklaşmışken bir anda ikinci plana düştü. Çünkü bu Jamaikalı insanlık dışı bir şey yaptı pistin üzerinde. Rüzgarın Oğlu son 15 metresinde sadece “En fazla ne kadar laubali olabilirim?” sorusuna cevap aradığı yarışı 9.69 ile dünya rekoru kırarak kazandı. Otoriteler bu temponun sonucunda 9.54 gibi bir derecenin mümkün olduğuna kanaat getirmişler. “En azından” diye de eklemişler!


Sıradan bir güne uyanmadık elbette. 4 yılda bir 100 metre finali izliyorduk, kesinlikle en cazip olay budur tüm sporlar içerisinde. İnsanoğlunun saatle imtihanı en yoğun 10 saniyenin yaşanmasına zemin hazırlar. Atletizm yayınlarını ilk kez bilinçli bir şekilde takip ediyordum, sene 1999. Maurice Greene’in yaptığı 9.79’luk dereceyi izlediğimde bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum, çocuklarıma anlatabilecektim bunu. Sakatlıklarla sarsılan Greene bir numaralı isim olmaktan uzaklaşınca bir boşluk oluştu atletizmin bu en büyük sahnesinde. Hatta 2003 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda St. Kitts and Nevis Adaları’ndan bir adam geldi, birinci kulvarda 10.07 koşup altına uzandı. Bunu yapan Kim Collins idi, bir kenara yazın bu dereceyi.

Elemeleri izliyoruz, komşu blogdan Çağlar ile de konuşuyoruz bu arada. Sıra Usain Bolt’un serisine geldiğinde, kendisinin insan olmadığı gerçeğinde birleştik. Hatta ben oraya buraya “Korkuyorum” diye de yazdım. Öyle bir koşmuştu ki Bolt elemesinde, eğer saate bakmıyorsanız tahmininiz 10 saniye altında bir dereceden çok uzak olduğu yönünde olur. Zira son 25 metrede bariz biçimde yürüdü Rüzgarın Oğlu. Ben de o sırada “Tyson Gay kendini finale atabilecek mi?” sorusuna odaklandığımdan kronometre ile işim yoktu. 9.85’i gördüğümde ne yapabilirdim ki başka, basbayağı insan değildi karşımdaki. TRT spikerinin yarattığı bilgi kirliliğinden dolayı dokuzuncu isim Collins mi olacak, yoksa Gay mi diye düşündük bir süre. Meğer hiçbir zaman bir dokuzuncu olmamış. Gay 1 yıl kadar önce duble için koşacağını söylediği Pekin’de büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu yani… Sakatlığının etkilerini tam olarak üzerinden atamadığı, öte yandan eski formunda olmadığı aşikardı. Ama hatalı çıkış sonrası gözle görülür bir biçimde konsantrasyon sorunu yaşamasa en azından finalde görürdük Tyson’ı zannımca. Su içti, pozisyonunu en son o aldı, iki elini havaya kaldırıp belki de Tanrı’dan yardım istedi. Bunlar da bünyedeki güvensizliğin vücut diliyle açığa çıkması anlamına geliyordu benim için. Yine de finalde görmek hoş olurdu.


Finale gelmiştik işte… Daha önce defaatle izledim Bolt’u. Adı ilk anılmaya başladığı günden beri Cüneyt Koryürek’in dilinden düşmüyordu Usain Bolt. Hatta muhtemelen de ilk rahmetliden duymuşuzdur ismini. Gerçekten farklı bir stili vardı. Büyük adımları ile yaptığı muazzam dereceleri bile basit gösterebiliyordu. Greene’de bunu göremezdiniz mesela, tüm yüz kaslarıyla yaptığı işin sıradan bir şey olmadığını gösterirdi, majör organizasyonlar sonrası bir süre Golden League tarzı organizasyonlarda yarışmazdı hatta, o büyük efor üzerine… Greene sonrası çıkan ilk parlak sprinter olan Asafa Powell için de bu geçerli. O yüzden elemelerde bu kadar formda gördüğümüz adamın, aşırı bir stres içerisine girmediği takdirde kazanacağını öngörebilmek için falcılık gerekmiyordu. Stres? Usain’e uzak bir kelime olduğu her hareketinden belli zaten… Asafa’nın kötü çıkışı sonrası yarışın ilk yarısında yeni bir alternatif aradım içimden. Biliyorum 5 saniye topu topu, ama insan beyni bu, düşünüyor. Michael Frater? Yok. Marc Burns? 10 saniye altına inebiliyor muydu ki o? Bu elemeler boyunca iyi derecelerle göze batan diğer isimleri düşünemeden, Usain Bolt bir üst vitese taktı. Hani Amerikan yapımı araba yarışı konulu filmlerde olur, bir düğmeye basarsın ve araba motoru adeta parçalayarak inanılmaz bir hıza ulaşır. Usain Bolt da o düğmeye bastı işte ilk 50 metre sonunda, ‘fast and furious’ idi o andan sonra. Son 15 metrede ise kollarını açtı, göğse üç yumruk vurdu… 1999’da tanıklık ettiğinin efsanevi bir şey olduğunu hayal eden çocukla alay ediyordu adeta. O hayallere de cam kırılması efekti eşlik ediyordu. Sevmiyorum seni Usain Bolt!


Bu adamın temiz olduğunu varsayarsak inanılmaz bir noktaya taşıdı kısa mesafe yarışlarını. ABD orijinli bir arkadaş olsa şu yaptıklarından sonra kimse doping almadığına inandıramazdı beni. Justin Gatlin’de de yanılmamıştım en son, çok sevdiğim Marion Jones’un yaşadıklarından sonra hiçbir şekilde güvenim de kalmamıştı ABD sprinterlerine. Maurice Greene istisnai olmak kaydıyla. Ama Usain başka bir şey, sanıyorum bu dereceleri lekeli rekorlar olarak anılmayacak yıllar sonra. En azından öyle hissediyorum. Yanında koşan Richard Thompson’ı 9.90 altına indirmesi bile başlı başına bir mucizeyken, bu tempoda koşulan finalin sonuncusu Darvis Patton kaç koşmuştu peki? 10.03! “Yanlış yer, yanlış zaman” demek istiyorum kendisine, Paris’te altın madalya anlamına geliyordu bu derece… 200 metrede de çok farklı şeyler yapabilir Lightning. Çarşamba gününü sabırsızlıkla bekliyorum. O zamana kadar Phelps’in mucizeleriyle idare edelim. Yalnız yüzmesiyle, henüz başında olduğumuz atletizimi ve basketboluyla Sydney ve Atina sonrası ilaç gibi geldi Pekin. TRT’ye rağmen herkesi ekran başına davet ediyorum, Eurosport varsa ne ala tabi…


Aşağıdaki sözler de 10.03 koşup ancak sonuncu olabilen Amerikalı Patton’ın açıklamaları… Ben dün Tirunesh Dibaba’yı LeBron James’e benzetmiştim, çok da içime sinmemişti açıkçası benzetme. Doğrusunu Patton yapmış:

“He’s like a LeBron James, you’ve got a young guy who’s doing things that haven’t been done before. The guy just broke the Olympic record and the world record. He’s just having fun. It’s everyone trying to catch up to Usain Bolt. Even his own countrymen are trying to catch up to him. He’s in a league of his own. How do you deal with Jordan? How do you deal with LeBron? He’s a freak of nature. You guys saw it for yourselves. I just happened to have a front-row seat.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *