NBA Türkiye 2008/7


NBA Türkiye’nin Temmuz sayısı elime geç ulaştı biraz, yine de bir solukta okudum diyebilirim. En doyurucu sayılarından biri olmuş NBA Türkiye’nin. Belki ekonomik durumunuz iki basketbol dergisini karşılayacak düzeyde değildir ve bu ay posterlerin cazibesiyle SLAM’i tercih etmişsinizdir. Olabilir, ama çok şey kaçırmış olursunuz o kadar söyleyeyim. Eskiden Fast Break vardı, o kepenk indirdi, bir süre Fanatik Basket’e talim ettik. Benim basketbolu en yoğun yaşadığım yıllardı belki de Fanatik Basket yılları. Mete Aktaş’ın NBA sayfalarından başlar, bütün gazeteyi ezberler, Pazartesi günü de alternatifsizlikten Cem Atabeyoğlu’nun kaleminden Mehmet Baturalp’in çalıştırdığı milli takımı okurduk. İsmet Badem’in “Dudaklarınızdan tebessüm, kalbinizden basketbol sevgisi eksik olmasın” bitirişi bizim için de bir kapanış anlamındaydı. Salı sabahı o dönem yaşadığım Çorlu’da evimizin karşısındaki bakkala gider, koliyi bakkal amcayla birlikte açar ve 3 adet Fanatik Basket’ten birini alıp evime dönerdim. Güzel ve basit zamanlardı. Her şeye rağmen İsmet Badem’e çok şey borçlu bir nesil. Sonra Pivot küllerinden doğdu, ilk döneminden daha da güçlüydü belki. Kronolojik olarak nereye koyacağımı bilemediğim bir Overtime dönemi bile vardı, o ilk sayıyı neredeyse 20 gün aramış, kapaktaki Mehmet Okur’u görünce müthiş bir haz yaşamıştım. Ekim 2000 olması lazım Overtime’ın ilk sayısının çıkışı. 6. Adam da çok doyurucu bir dergiydi, her yazarla bire bir muhabbet ediyormuşçasına okurdum yazıları. Tamamen bize ait dergiler olması bugünkü dergilerden daha anlamlı kılıyor tabi onları. Ama, tematik dergilerin piyasada kendi başına ayakta durabilmesi kolay iş değil, bunu da hesaba katmak lazım.


Yine nostalji sevdamdan kopamadım, konu epey dağıldı. Bize Fanatik Basket’teki sayfasında NBA’i öğreten Mete Aktaş’ın genel yayın yönetmenliğinde 23 sayıyı devirmiş NBA Türkiye. Klasik genel yayın yönetmeni tanımından kopup dergi içinde de çok aktif rol alıyor Aktaş. Bu sayıyı da domine etmiş. Basketball Without Borders için İstanbul’da bulunan kim varsa tutmuş kolundan, röportaj yapmış (Randy Foye istisna, zaten Foye, Mete Aktaş’la röportaj yapsın bence), ne de güzel yapmış. Bruce Bowen’ın fazlasıyla yeşile çalan profesyonellik tanımı, Knicks’teki en düzgün adam David Lee’nin kusursuz karakteri daha da somutlaştı bu röportajlardan sonra biz basketbolseverlerin gözünde. Aktaş’ın Mickael Pietrus röportajını okuyan şanslı kesim olarak Orlando’ya attığı imzaya da hiç şaşırmadık. Organizasyonun evsahibi Hidayet Türkoğlu da ne kadar olgunlaştığını bir kez daha gözler önüne seriyor cevaplarıyla.

Sayıda tabi ki ön plana çıkan Celtics’in 22 yıl sonra gelen zaferi. Murat Murathanoğlu’dan yine çok tatminkar bir final serisi analizi okuyoruz, rekabetin geçmişine Mete Aktaş’la uzanıp Ümit Can İlhan’ın kaleminden MVP’nin yaşadıklarına farklı bir açıdan bakıyoruz. Bir Celtics taraftarı olması bizi hiç rahatsız etmiyor “Pierce ve Sadakat” konulu bu yazı boyunca.


Her sayıda kulüplerin banka cüzdanlarını kontrol eden Orkun Çolakoğlu’nun yazısının öznesi Sixers idi bu ay. VGM efsanesi olarak tanıdık, daha sonrasında Türkiye’deki tüm Lakerlar gibi benim için de Orkun Abi halini aldı bu adam. Bu ay “Ya Herkes Doğruyu Yapsaydı” adlı yazısında 1996’dan 2006’ya draftleri baştan yazıyor, her takımın GMi oluyor. Gerçekten de meşakkatli bir iş giriştiği, ama altından kalkmayı da beceriyor bana kalırsa. Tabi ki sübjektif olmaktan kaçınamaz bazı noktalarda ama bunu hissettirmiyor. Açıkçası okuma alışkanlığı olan biri olarak tanımlarım kendimi, yine de bir korktum yazıyı gördüğümde. 2006 sayısını görene kadarsa bu hayattan kopup alternatif bir evrene geçtim sanki, bir çırpıda bitiverdi yazı. Thomas More’un bile saygıyla yaklaşacağı ütopik bir deneme olmuş. Bazıları için ütopyadan çok distopya tabi. Yazıyı okursanız 2002 ve 2004’ün bugünü nasıl etkilediğini görüp hayrete kapılacaksınız. Yalnız Clippers, Grizzlies ya da Bulls taraftarıysanız okumadan önce bir kez daha düşünün derim ben. Üstad, Draft 1996 ile başlamadan önce şöyle diyor zaten: Clipperslılar’a “Gözünüzü seveyim sakin olun” diyerek başlayalım.

Demem o ki, alalım, aldıralım bu sayıyı. SLAM’i de alalım. Basketbolla ilgili ne varsa alıp okuyalım. Bu dergilerin sonunun da Pivot gibi, 6. Adam gibi olmaması için alalım. Çünkü bu dergiler eskisi kadar olmasa da hala amatör bir sevginin, yoğun bir çabanın ürünü. Pazartesi gününü Cem Atabeyoğlu ile geçiren yaşıtlarım bu hassasiyetime hak verecektir…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *