Westbrook, Pritchard ve Birtakım Beyaz Adamlar


Dün gece takip etmeye çalıştım drafti. NCAA’den gelen oyuncular konusunda Oktay’ın derin bilgisine güvenim sonsuz. Lottery picklere de o değinmiş zaten. Ben 5-6 maç izleyebildim geçen sene. UCLA’e sempatim de vardır, Kevin Love için ekran karşısına geçtim birkaç kez. Sonuç: Hayal kırıklığı. Love dışında konuşulan bir diğer isimse oyun kurucu Darren Collison’dı. Sonuç onun için de farklı değildi. Zira Collison kendi adına kabus gibi geçen Final-Four sonrası, 1 yıl daha UCLA’de kalacağını açıkladı. 3 ay öncesine kadar 2008 draftinde ilk 14 sıradan gitmesi beklenen 1.70’lik guardın bugünkü 2009 mock draftlerde geldiği nokta 2. tur başları.


Peki o izlediğim UCLA maçları boşa harcanmış bir zaman mıydı? Tabi ki hayır. 0 numaralı formayı giyen Russell Westbrook potaya gidişi, orta mesafe şutlarıyla sağlam bir NBA geleceği vadetti bana. Ligin süperstarlarından biri olabilir mi? En tepedeki 4-5 isim arasına girmesi zor, ancak All-Star seviyesini zorlayacağını düşünüyorum. Şut menzilini biraz daha geriye çekmesi yeterli bunun için. Zaten bu yılki draftin fazlaca overrated bir draft olduğu kanısındayım. Bu bağlamda RW gibi kendini geliştirme konusunda azimli olduğu ortada olan bir oyuncunun fena bir seçim olduğunu düşünmüyorum. Seattle’ın 4. sıradan seçmesini kimse beklemiyordu muhtemelen. Jerryd Bayless çoğu kişiye göre Derrick Rose’dan sonraki en yetenekli oyun kurucusuydu bu sınıfın. Ama Sam Presti, Westbrook’a güvendi ve Westbrook’un Durant-Green ikilisi için doğru tamamlayıcı parça olduğunu düşündü. Ancak, Westbrook’un PG pozisyonunu kotarıp kotaramayacağı şaibeli. Klasik anlamda bir oyun kurucu olması çok zor, bence 2 numarada kullanılabilir ileride. Fiziksel handikaplarını kompanse edebilecek özelliklere de sahip görünüyor. Bu draftte tepedeki üçlünün geleceği kadar merak edilen bir başka nokta da Bayless-Westbrook ikilisinden kimin ön plana çıkacağı olacak. Yoksa aralarından sıyrılan DJ Augustin mi olacak?


Bu draftin en göze batan GMlerinden biri her zamanki gibi Kevin Pritchard idi. Hamleye doyamadı gece boyunca. Zaten Brandon Roy’u ve LaMarcus Aldridge’i de bu tarz draft gecesi takaslarıyla getirmişti. Zach Randolph önderliğindeki Jail Blazers’ın bu kadar kısa sürede şu pozisyona gelmesi kesinlikle Kevin Pritchard’ın eseri. Bayless için Brandon Rush’ı verdi Pritchard bu sefer de. Aldridge için Tyrus Thomas’ı verdiğinde aptallık olarak nitelendirdiğim için bu sefer pek iddialı olamayacağım. Rush’ın Bayless’tan daha iyi bir kariyeri olması sürpriz olmaz ancak benim için. Para verip satın aldığı pickleri kullanıp draftin barındırdığı en büyük sleeperlardan olduğuna inandığım Nicolas Batum’ü kapması da olacak iş değil. Tabi Batum’ün kalbiyle ilgili dedikoduların asistiyle yapabildi bunu. Geçmiş 2. tur seçimlerinden olan Rudy Fernandez’den de verim alabilirse Oregon halkı tarafından heykeli dikilir herhalde şehir meydanına.


NCAA’den gelen oyunculara göre daha fazla bilgi sahibi olduğum Avrupalılar’a değineyim ben de. Draft Express’ten, oradan buradan çeviri yapıp genel analiz de yapılabilirdi ama hiç samimi olmaz. Şu draftte izlediğim oyuncuların sayısı 15’i geçmez zira. Uluslararası piyasada pek bir hareketlilik yoktu. 9 Avrupalı seçildi, 2’si bizden. Bunlardan direkt NBA’e gelmesi beklenenler Alexis Ajinca ve Danilo Gallinari. Zaten en üstten giden oyuncular da onlar oldu bu durumdan ötürü. Dünya üzerinde gücün Batı ile Doğu arasında sürekli el değiştirmesine benziyor Avrupalı-Kolejli dengesi de. Dirk Nowitzki, Andrei Kirilenko, Pau Gasol, Pedja Stojakovic ve Hidayet Türkoğlu’nun önemli takımlarda önemli rollere soyunması yüzyıl başında GMlerin Avrupa pazarına yönelmesine zemin hazırladı. Spurs’ün ilk tur sonu pickleriyle Tony Parker ve Manu Ginobili’yi bulup, kuracağı hanedanlıktaki en kritik yardımcı rolleri doldurması da birçoklarının ağzını sulandırdı. Bunun sonunda Andrea Bargnani top pick oldu, Darko Milicic gelmiş geçmiş en kaliteli draftlerden birinin 2 numaralı seçimi olarak tarih sayfalarında yerini aldı, Yaroslav Korolev ve Fran Vazquez gibi isimler lotteryden giderken Oleksiy Pecherov ve Pavel Podkolzine gibi isimler de 15-20 arasında kendilerine yer buldu. Başka başarısız uluslararası seçimler de oldu tabi. Ama bu bahsettiklerimden birkaçının bırakın NBA kariyerini, bir basketbol kariyeri olacağını bile garanti edemiyoruz halen. Yani Joe Dumars, Darko seçimine bir proje olarak bakıyordu ve bunun için Carmelo Anthony’den vazgeçti. Bu kadar kolaydı yani. Herkes yeni Dirk’ü arıyordu sadece. Ancak bu fiyaskolar ve NBA’in Avrupalı oyuncu menajerleriyle tanışması sonucunda bugün bir GM, aynı seviyede gördüğü bir American ile Non-American arasında tercih yaparken daha bilindik olanı seçiyor. Durum bundan ibaret. Ama yarın Gallinari ligin tozunu atarsa bu dengenin tekrar değişeceğini söylemek zor değil.


6. Danilo GALLINARI (New York Knicks, SF, İtalya)

Gallinari? Ligin tozunu atmak? Bundan sonra yazıyı okumayı bırakmış olabilirsiniz belki ama ben yine de yazayım. Bence de zor. Aslında Avrupa’da kalsa birinci seviye oyunculardan biri olup, paraya para demeyebilirdi. Bu seçimi yaptı. Bargs gibi bir hayal kırıklığı bekleyenlerin sayısı azımsanmayacak düzeyde. Seçimi D’Antoni ile Gallinari Sr.’ın ortak geçmişine bağlayanlar da yok değil. New York medyasına malzeme olmaktan kurtulamayacağı ortada. Gerçi sıra ona gelene kadar… Bence iyi bir kariyeri olabilir. Euroleague maçlarında sertlikten yılmadığını gördük. Eğer fiziğini de geliştirirse, all-around oyunuyla bir iz bırakabilir.

20. Alexis AJINCA (Charlotte Bobcats, C, Fransa)

Alt yaş kategorilerinde Fransa Milli Takımı ile izleme fırsatı buldum. Çok blokçu bir uzun, rebound sezgisi üst düzeyde. Potaya gidişlerinde bitirirken zorluk çekebiliyor. Bu özellikler birini hatırlatmıştır muhtemelen sizlere. Ona birazdan değineceğim. Aslında Ajinca tarzı Afrika asıllı oyuncular bu sıralarda seçildi geçtiğimiz yıllarda. Hepsi de bust olacağa benzer. Ajinca için ümidim var, beklediğim atılımı yapabilir ve mental olarak da güçlü bir yapı gösterebilirse bir Samuel Dalembert potansiyeli var. Bunları yapamazsa Mikki Moore!

25. Nicolas BATUM (Houston Rockets, SG, Fransa)

Ajinca ile aynı Fransa Milli Takımı’nın parçasıydı. Aslında lottery seçimi bile olabileceği konuşuluyordu. Ancak hemen draft arefesinde ayyuka çıkan dedikodular birçok GMi bir kez daha düşünmeye itti. Bir kalp sorunu olabileceği yönündeki söylenti, babasının kalbindeki sıkıntılarla birleşince bu riske girmek istemedi kimse. Belki bu dedikoduyu çıkaran Pritchard da olabilir. Yoktan var ettiği picklerini kullanarak Batum’ü Houston’dan çalmayı başardı zira. Bu sezonu Avrupa’da geçirmesi bekleniyor. Geldiğinde ise Roy’u yedekleyecek muhtemelen. Potansiyelden bahsedeceksek, adını ilk sırada zikretmemiz gereken isimlerden bu draftte. O potansiyeli sahaya koyarsa ilk adımıyla, atletikliğiyle bir anda en büyük sleeperlardan biriyle karşılaşabiliriz.


31. Nikola PEKOVIC (Minnesota Timberwolves, PF, Sırbistan)

Pekovic’in Darko’dan bir eksiği olduğunu söylemek güç. Neyse ki 2. sıra Dumars’ın elinde değildi bu sefer. Pekovic, pivot hareketleriyle, sizeını kendine avantaj olarak kullanabilmesiyle hayran bırakmıştı. Her Yugoslav uzun gibi oyunu biliyor ve bu yaşta bile müthiş bir fundamentala sahip. Ancak takımları ondan uzaklaştıran Panathinaikos ile yapmış olduğu uzun süreli ve oldukça bağlayıcı kontrat. Bu imzayı bu yaz atması da NBA’e yaklaşımı hakkında ipuçları sunuyor bizlere. Geçen sezon Partizan’ı tek başına çeyrek finale taşıyan isim oldu Euroleague’de. Yani bu yaşta ve gayet yetersiz bir takımda bile Avrupa basketbolunu domine edebildi. PAO’nun elenmesine sebep olan oyuncuydu, PAO da onu transfer etmekte buldu çözümü. Milt Palacio yerine Sarunas Jasikevicius ile oynayacak bu sene. Minnesota’daki guardları Saras’a tercih etmez muhtemelen, yakın gelecekte Atina sınırlarından çıkması zor gözüküyor.

36. Ömer AŞIK (Portland Trail Blazers, C, Türkiye)

Ajinca’nın özelliklerinden bahsederken bir an Ömer’den bahsettiğimi sandım. Oyununun güçlü yanları da, zayıf yanları da Ajinca ile paralellik gösteriyor. Ancak güçlü olduğu noktalarda daha güçlü, zayıf olduğu noktalarda daha zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Fakat zaaflarını incelediğimizde daha optimist bir hal alabiliyoruz. Çünkü Ömer basketbola çok geç başlamış bir isim. Alpella tecrübeleri onun için çok değerliydi, ancak yeterli değildi. Euroleague’de aldığı süreler de altın değerindeydi. Bir çaylak olarak ulaştığı rakamlar inanılmaz. Fenerbahçe Final-Four yapsa en iyi savunmacı ilan ederlerdi muhtemelen Ömer’i, o derece. Topu çemberin altında almamayı öğrenebilir bir adam zamanla. Ya da topu nerede yere vuracağını, nerede aşağı indirmeden direkt çembere yöneleceğini de öğrenebilir aynı adam. Ömer’in Pekovic’in aldığı pivot eğitimini aldığını düşünüyorum da, NBA’deki hiçbir pivotun gözüne uyku girmezdi uzunca bir süre. Ömer’in üç adet 2. tur picki karşılığında Chicago’nun yolunu tuttuğundan da bahsetmek lazım. Bulls da cevheri görmüşe benziyor.

44. Ante TOMIC (Utah Jazz, C, Hırvatistan)

Bu picki gelişime açık bir uzuna kullanması anlaşılırdı Utah’ın. Ancak bunun üzerine bir de Dragicevic seçip ters köşeye yatırdılar herkesi. Kadroda bazı boşluklar var ve direkt katkı koyacak oyuncular arayabilirlerdi. Ama her iki sıradan da kumar oynamayı tercih ettiler. Çok ham bir oyuncu özellikle, NBA’de oynayabilecek sertliğin yakınından bile geçmiyor. Atletik olarak bir çekiciliği de yok ama 7-1 olduğunu düşünürsek, Jazz bu oyuncuya bir proje olarak bakıyor. Fiziğini geliştirirse parmak hassasiyeti falan umut vadediyor. Ama NBA’de erken sahne alırsa bolca ‘posteroğlan’ olur. Zamana bırakmak lazım bu seçimin değerlendirmesini.


45. Goran DRAGIC (San Antonio Spurs, PG, Slovenya)

Dragic ve Ömer 2. turdan gidecek en kaydadeğer uluslararası isimlerdi benim görüşüme göre. Bir de Anton Ponkrashov. Ponkrashov’un durumu hakkında net bir bilgim yok, draftten çekildiğini falan mı açıkladı bilmiyorum. Ancak Dragic ve Ömer beklediğimden aşağıda gitti. Hatta Gallinari dışındaki bütün Avrupalılar için geçerli bir durum bu. Dragic de bu yıl ACB’de oynamayı seçti. Slovenya Ligi’nden direkt NBA’e gitmektense, kendisini TAU formasıyla üst seviyede sınayacak. Aslında Tiago Splitter fiyaskosundan sonra Gregg Popovich’in Avrupalı oyunculara bakışı değişmiş olsa gerek. Takımın kadrosu da bayağı boşaldı ve boşalmaya devam ediyor. Veteranların yerini genç isimlerle doldurmak istiyor Popovich ve Dragic’e de ihtiyacı var. Üst düzey bir savunmacı her şeyden önce Dragic. Şutu tatmin edici, pas özelliği de yeterli. Tek eksiği handlinginin bir oyun kurucudan istenen düzeyde olmaması. Geçen yaz Slovenya Milli Takımı’nda SG olarak görev yaptı daha çok. Ama NBA’de bunu yapması neredeyse imkansız. Beno Udrih’le yaşadıklarından sonra Popovich, en çok ihtiyacı olan picklerden birini Dragic’e kullanıyorsa onun da beklentisi en az benimki kadar yüksek olmalı.

53. Tadija DRAGICEVIC (Utah Jazz, PF, Sırbistan)

Dragicevic, mock draftlerde çok tutulan bir isim değildi. Seçilmesi sürpriz oldu. Sunucu da hazırlıksız olsa gerek, bu seneki isim esprisinin mağduru Dragicevic oldu. Kızılyıldız’da Beşiktaş’a karşı da oynadı. Fena da oynamadı özellikle Belgrad’daki maçta. İlk yarıda Kızılyıldız’ın skorda tutunmasını sağlamıştı tek başına, özellikle dış şutlarıyla. Kaya Peker’in tembelliği de yardımcı olmuştu tabi. Sonuçta bileği düzgün ama boyu sıkıntı yaratacaktır, PF oynamak istiyorsa. Ben NBA’e hiç gelmeyebileceğini bile düşünüyorum.

60. Semih ERDEN (Boston Celtics, C, Türkiye)

Son ana kadar çekici kıldı drafti Semih bizler için. Cenk Akyol’dan sonra ikinci bottom pickimizi çıkardık Türk basketbolu olarak. Hayırlı uğurlu olsun. Semih hakkında çok bir şey yazmak gelmiyor içimden. Ne zaman olumlu bir şey söylesem, bir beklenti içine girsem Semih hayal kırıklığına uğrattı beni. Hiç vazgeçmek bilmedim, bu sezon büyük bir çıkış bekliyordum. Hatta Euroleague’in fantezi oyununda da seçmiştim kendisini. Nereden nereye… Semih hakkındaki tüm soruların cevabı Semih’in kafasının içinde. Semih’in de bir an önce oraya bakması dileğiyle…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *