Grup A – Gün 3 Geneve


Stade de Geneve, Geneve – Peter Fröjdfeldt (İsveç)
TÜRKİYE:3 ÇEK CUMHURİYETİ:2

Türkiye: 23 Volkan – 22 Hamit, 13 Emre G (15 Emre A 65), 2 Servet, 3 Hakan – 17 Tuncay, 6 Mehmet (18 Kazim 57), 7 Aurelio, 14 Arda – 8 Nihat, 9 Semih (20 Sabri 46)

Çek Cumhuriyeti: 1 Cech – 2 Grygera, 21 Ujfalusi, 22 Rozehnal, 6 Jankulovski – 17 Matejovsky (14 Jarolim 39), 4 Galasek, 3 Polak – 7 Sionko (11 Vlcek 84), 20 Plasil (13 Kadlec 80) – 9 Koller

SARI KART: Mehmet, Aurelio, Arda, Emre A – Galasek, Ujfalusi
GOL: 75′ Arda TURAN, 87′ 89′ Nihat KAHVECİ – 34′ Jan KOLLER, 61′ Jaroslav PLASIL


Sıradan bir gün değildi, orası kesin. Bir Hollywood senaryosu olarak karşıma çıksa, büyük ihtimalle ’10 dakika ara’ ile birlikte salonu terk ederdim. Söylenecek çok söz var, ancak bu sözleri söylemek çok gerekli mi, tartışılır. Yine de bir şeyler karalayalım. Fatih Terim, bir turnuvada maçların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini unutmuş olmalı ki, tüm koşulları yok sayarak İsviçre galibiyetini getiren ikinci yarıdaki ilk onbiri Aşık-Güngör değişimi dışında sabit tutmuş. Terim’in kendisine zor zamanlarında yardım eden oyuncuları kesinlikle unutmadığını defaatle gördük zaten. Yanal’dan görevi devraldığında grup ikinciliğine giden yolda ona büyük yardımlarda bulunan Tümer’in kayıp sezonu ardından böyle bir turnuvada kadroya çağrılması da Terim’in bu oyuncuları fırsat buldukça kutsadığının en taze örneği herhalde. Brückner ise son maçta çok etkili olan Baros’tansa Koller’le çıkmayı tercih etti. Baros gibi hareketli bir forvetin bizim savunmamızı daha çok zorlayabileceği düşünülüyordu haklı olarak, ancak Emre Güngör’ün Baros ile baş edebileceğini düşünüyordum ben. Koller ise biraz istekli olduğunda tüm stoperler için tehlike arz edebilecek bir isim. Sonuç olarak bu tercihi hatalı bulmuyorum, ancak dili dışarıda bir Koller’i sahada unutup, kulübede kart görebilecek kadar maçı hisseden Baros’u oyuna sokmaması anlaşılır bir şey değil. Belki saha dışında bir şeyler yaşanmış olabilir, başka açıklaması yok.


Bizim takımımıza gelirsek, ilk yarıda Semih’in stoperler arasında kaybolduğunu gördük. Senderos’un yanından kafayı vurmuş olabilir Semih, ancak bu Çekler’e karşı ilk onbirde oynaması gerektiği anlamına nasıl geldi, ben orayı kaçırdım. Rakibin Polak-Galasek-Matejovsky üçlüsünden oluşan sağlam orta bloğu karşısında direnemedi bizim ikilimiz. Tek umudumuz Aurelio’nun çıkaracağı toplardı ki, onlar da genelde sonuç vermiyordu. Mehmet ise takım savunmadayken üçüncü bir stoper oluyor, hücuma çıkarken de ilk topu kullanmak için kendi ceza sahasına kadar geliyordu. Semih-Sabri değişikliği benim de kafamda olan bir değişiklikti. Ancak Sabri’ye orta sahada görev vermeyi düşünmezdim tabi. Neyse 2-0 sonrası Terim doğru olanı yaptı, turnuvadan beri “Daha fazla nasıl pasifize edebilirim?” dediği Hamit’i etkin olabileceği bir alana çekti. 15 dakikada 2 asist… Biri bir şey mi söyledi?


Evet, bu kesinlikle Türk dezorganizasyonunun zaferiydi. Tıpkı İsviçre maçında olduğu gibi ilk yarı ve ikinci yarılardaki takımlar arasında herhangi bir benzerlik sözkonusu değildi. Tabi, yukarıdan bazı yardımlar da aldık. Polak’ın direkten dönen topu, aynı pozisyonun sonrasında Emre Aşık’ın olabilecek en dengesiz hamlesini penaltısız atlatmamız. Bugüne kadar takriben 80 maçını izlediğim Cech’in, şahit olduğum en büyük, belki de tek büyük, hatasını yapması. Bunlar, Arda’nın maç sonrası söylediği gibi bolca minnet duygusuna sebebiyet verecek şeylerdi. Ve inançlı biriyseniz, o geceyi şükrederek geçirirsiniz tıpkı Arda’nın yapmayı planladığı gibi. Hırvatistan maçı için bundan fazlasına ihtiyacımız olabilir yalnız. Volkan’ın son yaptığı gerçekten kelimelerle ifade edilebilir bir hareket değil. Ancak kim ne derse desin, bu adam bir saatli bomba olmasına rağmen etkisiz hale getirildiğinde çok da sağlam bir kaleci. Portekiz maçında da, İsviçre maçında da çok iyi kalecilikler gösterdi ve ne yazık ki Rüştü’ye en ufak bir güvenim yok. Yine de Hırvatlar’ı çok tanrılaştırmamak lazım. Eduardo’nun olduğu bir takım karşısında şansımız olmazdı, ancak Cuma gecesi karşımızda yetenekli ama tecrübesiz bir orta saha yığını ve gol arayan bir Olic olacak. Yenme ihtimalimiz var mı? Bu maçtan sonra her şeye inanırım.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *