Grup A – Gün 1 Basel


St. Jakob Park, Basel – Roberto Rosetti (İtalya)
İSVİÇRE: 0 ÇEK CUMHURİYETİ: 1

İsviçre: 1 Benaglio – 5 Lichtsteiner (22 Vonlanthen 75), 20 Müller, 4 Senderos, 3 Magnin – 19 Behrami (12 Derdiyok 83), 8 İnler, 15 Fernandes, 16 Barnetta – 9 Frei (10 Yakın 46), 11 Streller

Çek Cumhuriyeti: 1 Cech – 2 Grygera, 21 Ujfalusi, 22 Rozehnal, 6 Jankulovski – 14 Jarolim (5 Kovac 87), 4 Galasek, 3 Polak – 7 Sionko (11 Vlcek 83), 20 Plasil – 9 Koller (10 Sverkos 56)

SARI KART: Magnin, Vonlanthen, Barnetta
GOL: 70′ Vaclav SVERKOS

Turnuvanın açılış maçı, çok güzel bir turnuva vaat etmedi açıkçası biz futbolseverlere. İlk yarıda sahadaki aktiviteyi futbol olarak adlandırmak iyimserlikten öteye geçmez. Kadrolar elime geçtiğinde bu tarz bir oyun beklemiyor değildim, zaten İsviçre’nin oyun sistemine ters bir şey değildi ilk yarıdaki tarzda bir futbol. Son turnuvasını geçiren Kuhn’un takımını tipik 4-4-2 olarak dizmesini pek anlayamadım. Beni düşündüren Gökhan-Fernandes ikilisinin oyuna ne kadar yaratıcılık getirebileceğiydi. Cidden de hücum anlamında hiçbir şey koyamadı ortaya genç ikili. Ancak Gelson konusunda çok peşin hükümlü olmamak gerektiğini düşünüyorum, zira 2. yarı ile birlikte sahada ne yaptığını bilen bir oyuncu profili çizdi. İlk yarıdaki oyununu üzerindeki yüksek beklentiye bağlıyorum, yanında o sıkıntı çekerken sorumluluğu üzerinden alabilecek bir tecrübe de olmayınca sahada hiçbir varlık gösteremedi doğal olarak o psikolojiyle. Gökhan’ın ise gün itibariyle fazlaca overrated olduğunu düşünmekteyim. Inter’e transfer olursa da, Milan’daki Vogel’den öteye geçebileceğini sanmıyorum. Milli takımda da Cabanas onun görevini kotarabilir gibi. Frei’ın sakatlığı sonrası oyuna giren Hakan, tam aranan kandı İsviçre adına. İlk yarı tüm hücum gücü kanatlarında toplanmış olan İsviçre, Hakan’ın top yapar görüntüsüyle Behrami ve Barnetta’nın üzerindeki yükü hafifletmiş gözüktü. İlk yarının duraklamalarında girişilen Frei-Eren değişikliği düşüncesinin, devre bitince uygulamaya konamaması Kuhn’un en büyük şansı oldu bana kalırsa. Sakat olan Degen’in yokluğunda, o bölgede sıfır hücum gücü Lichtsteiner’in oynaması sınırlı atak gücüne de derin bir darbe vurdu bugün İsviçre’nin.


Çekler açısından bakacak olursak, mütevazı bir kadroyla geldikleri turnuvada, mütevazı bir futbolla sonuca gittiler. Rosicky’nin sakatlığı sonrası, Brückner’e laf etmeye hakkım yok. Çünkü, ikinci bir Rosicky çıkarmak kolay bir iş değil. Onun yerini vasat bir oyuncuya vermektense, anlayış değiştirmiş ki saygı duyarım buna sadece. Koller’in arkasında düşünülen Plasil-Sionko ikilisiyle İsviçre’ye göre daha makul bir hücum düzeniyle çıktılar maça. Polak-Galasek-Jarolim üçlüsünün oluşturduğu orta blok ise bu turnuvanın en sıkıcısı olmaya aday. Bu bloğun en teknik ismi Jarolim, bir de böyle düşünün. Koller’in yerine Sverkos’un girmesi maçı değiştirmiş gibi gözükse de, kazın ayağı göründüğü gibi değil pek. Sistemlerin, düzenlerin konuşulamayacağı bir pozisyonda geldi gol. Ofsayttan kaçması hoş bir ayrıntıydı Sverkos’un, ama son vuruşu yapan herhangi bir oyuncu da olabilirdi. Bu fazlasıyla yavan maç, böyle bir karambol golüyle bitti sonuç olarak. Hakem Rosetti’ye ciddi tepki var evsahiplerinden ancak, Rosetti’nin yaptığı tek büyük yanlış Çekya aleyhineydi bana kalırsa: Son dakikalarda oynatmadığı avantaj.


Spotlight: Valon BEHRAMI

Evet maçın kahramanı Sverkos’tu kesinlikle. Ama böyle büyük bir organizasyonun açılış gününde gözlerimiz, biraz olsun tatmin duygusunu yaşamak istiyordu. Bu isteğimize cevap veren ender isimlerdendi Behrami. Benim beklentilerimin altında kalsa da Sionko da oturup izlenecek tek Çek futbolcuydu sahada, kalecilere pek bir ilgi göstermiyorsanız tabi. Cech’i de tebrik etmek lazım. Bu yıpratıcı sezonundan sonra tam konsantrasyonla çıkabildi bu maça. Vonlanthen’in şutunda şans da yanında olunca, rutin bir clean-sheet günüydü Petr için. Behrami’ye gelecek olursak, uzun zamandır beklentileri vermekten uzak Barnetta’nın sıradan etkisizlikteki bir gününde tam sorumluluk yüklendi ilk yarıda. Hakan’ın gelişi ona yardım etmiş gözükse de, etki alanını sınırladı aslında. Barnetta’nın kanadına yardım gelmeyince, zenginin daha da zenginleşmesine yol açabildi sadece bu hamle. Laziolu futbolcunun gelişimini uzun zamandır takip eden biri olarak bu oyuncunun sağ beke hapsedilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Lichtsteiner-Vonlanthen değişikliği sonrası yine sağ beke geçti ve bu da Çekler’in en büyük arzusuydu zaten o an: Kaleden uzak bir Behrami. Yine de bu adam, Hakan Balta’ya karşı da, Paulo Ferreira’ya karşı da çok etkili olabilir önümüzdeki maçlarda. Büyük forvet Frei ise spot ışıklarının adresi olmaya sadece bir sakatlık uzaklıktaydı. Bir şut tercihi sorgulanabilir, ancak Frei 90 dakika sahada kalsaydı sanıyorum golünü atıp görevini tamamlayacaktı yine. Gözyaşları içinde çıktı, umarım en azından Portekiz’e karşı tekrar sahne alabilir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *