Final – Endspiel – Finale


Uzun zamandır Euro 2008 yazısı yazmıyorum. Mucizeye tanıklık ediyordum onun yerine. Euro 2000’den beri bu futbol kalitesine özlem duyuyoruz aslında. Yarı finale yükselen 4 takımın ortak özelliği futbol oynamayı öncelik edinmeleriydi. Bunu yapmayan takımlar hüsranla karşılaştılar. Aralarında en ileri giden, bu işi en iyi yapanları olan İtalya oldu. Ancak onlar da eve mutsuz döndüler. Gerçi tatil yörelerinden gelen fotoğrafları bunu pek yansıtmıyor ama.


Rusya’nın finalde olmasını isterdim. Finaller öncesi analizlerimde en az yarı final beklediğimi yazmıştım. Güvenimi boşa çıkarmadı Hiddink-Arshavin ikilisi. Ancak İspanya’nın orta sahası yıllardır izlediğim en sağlam orta sahalardan. Bu orta saha dörtlüsüne finalde Cesc Fabregas da katılacak David Villa’nın yokluğunda. Jogi Löw, kara kara düşünüyor olsa gerek. Savunmada bana pek güven vermeyen Marchena-Puyol ikilisinin şu ana kadar gayet iyi götürdüğünü söyleyebiliriz. Tabi önlerindeki Senna-Xavi ikilisine de borçlular bunu biraz. Sahada direksiyonun İspanya’da olması muhtemel, ama golü atma konusunda El Nino’nun eline bakacaklar daha çok. Grup maçlarında beklediğimden de iyiydi, yarı finalde ise tutuk gözüktü. Bugün Cesc ile birlikte oynamak onun açısından işleri kolaylaştırabilir. Türkiye karşısında kanat akınlarını önlemekte güçlük çektiğini gözlemlediğimiz Alman beklerinin, David Silva ve Andres Iniesta karşısında neler yapacağı da merak konusu. Silva’nın bu maça damga vurması hiç şaşırtmaz beni.


Almanya’nın orta saha üstünlüğünü elinde bulundurması zor gözüküyor İspanya’ya karşı. Bunu ne Avusturya’ya karşı yapabildiler, ne de Türkiye’ye karşı. Oyun stilleri buna dayalı değil zaten. Sahayı çabuk geçiyorlar, oyunu dikine oynuyorlar ve sonuca gidiyorlar. Poldi-Miro ikilisi de böyle bir takım için ideal forvet ikilisi. Zaten Mario Gomez’in kesik yemesiyle takımın futbolunun seviye atladığı ortada. Eğer Michael Ballack’ın sakatlığı oynamasını engelleyecek düzeyde ise orta saha hakimiyeti konusunda bir şansları olabilir belki. Thomas Hitzlsperger ve sakatlıktan yeni çıkan, ancak yarı finalde oyuna girdikten sonra etkili olan Torsten Frings’in yerleri garanti gibi. Ballack olmazsa yerini kimin alacağı ise merak konusu. Löw’ün bu tercihi oyunun kaderini büyük oranda etkileyecek bence. Çünkü Ballack’ın kadroda bir alternatifi olduğu söylenemez. Belki Piotr Trochowski’yi stil olarak benzetebilirsiniz, ancak Löw’ün ona dönmesi büyük sürpriz olur. Trochowski’yi bir kenara koyacak olursak kim tercih edilirse edilsin, takımın karakteristiği kaybolacak ve sahada farklı bir oyun oynayacaklar. Tabi bu Luis Aragones’in işini kolaylaştırmaz ama bu değişikliğin başarıya ulaşması da garanti değil. Tabi Ballack sakatlığına rağmen oynayabilir. Bu senaryo aklımıza Fransa ’98 finalini ve Ronaldo’nun kararını getiriyor hemen. Sponsorların sahanın içine ilk kez bu kadar etki ettiğini görmüştük.


Alman basını ile İspanyol basınının olaya bakışlarındaki farklılık da enteresan. İspanyol basını olayın coşkusunu yaşıyor. Yazarların büyük bir bölümü Aragones’e karşı olan eleştirilerinde geri adım atmışa benziyor, ona minnet duyuyorlar. Almanya ise “12 yıl sonra nihayet finaldeyiz” diyor. Tatminsizlik ve kibir karışımı o tutum yine sahnede, Almanlar’a özgü olan. Jens Lehmann bugün sahaya çıkarsa Avrupa Şampiyonaları’nda finalde sahaya çıkmış en yaşlı oyuncu olarak tarihe geçecek. Basın ise bunun olmasını istemiyor pek. Löw’e Calamity Jens’in yerine Robert Enke’yi oynatması yönünde baskı yapanlar bile mevcut. En kritik maç öncesi, sezonu yedek kulübesinde geçiren, hamlamış ve oldukça sakar kalecinizin moralini bozmak, kulağa çok mantıklı gelmiyor. Bakalım ne olacak? Ben konuşmak için Löw’ün kadro seçimini görmeyi yeğlerim. Ancak şu an itibarı ile kupaya daha yakın gördüğüm taraf İspanya. Bu arada bu maçtan konuşurken Gary Lineker’i alıntılamak yasaklanmış. Cidden kabak tadı verdi artık.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *